 |
 |
|
10 Mart 2005 - Fincanın İçindekiler |
|
Editör'den : Necefli Maşrapa!?... |

Merhabalar,
Efendim problem problem üstüne bindi, konu konuyu açtı, saat 1:00 civarlarında başlayan telefon görüşmesi 2:45 te ancak bitti. Dolayısıyla bizim pil de suyunu çekti. Şu andan itibaren rutin 1 saatlik hamallık işim olduğunu da hesaba katarsanız, kalkıp gitmenin farz olduğunu şıp diye anlarsınız. Bana doyum olmaz biliyorum ama ben haddimi bilirim. Bugünlük Necefli Maşrapa durumumu hoşgörün lütfen. Hepinize güzel bir gün diliyor ve huzurlarınızdan saygı ile ayrılıyorum. Bu kibar tavrımdan ötürü kendimle gurur duyduğumu da lafın sonuna ekliyorum. Kalın sağlıcakla.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle... Cem Özbatur
Yukarı
|
 |
ŞURALARDAN BURALARDAN : Oğuzkan Bölükbaşı KENTLEŞME |
|
İnsan evriminin son noktası neresidir? Kentleşme Homo Erectus, Homo Sapiens, Toprağa bağımlılık, köylülük aşamalarının son aşamasıdır. Kentleşmesini tamamlayamamış insanlar ile yönetmek ve ilerlemek mümkün değildir diye düşünüyorum. Çünkü köylülük bir değerler dayatmasıdır, haklar birlikteliği değildir. Oysa kentleşme değerler dayatmasından vazgeçerek haklar ile birlikte olmayı gerektiren özgür bir topluluk olma şeklidir. Türkiye'nin yıllardır çektiği sancıların kaynağında bu yatmaktadır, kentleşmesini tamamlayamamış insanların değer dayatma çığlıkları içinde karşı değerlerle çatışmasını yaşıyoruz. Herkes kendi değerlerinin üstün ve uyulması gereken değerler olduğunu iddia ederek diğerinin haklarını yok etmeye çalışıyor. Siyasetimiz bu temele dayanıyor, kentlerimizin yaşam biçimleri bu temelden nasibini alıyor. Hakları kabul etmek , değerleri dayatmaktan çok daha fazla beyin gücü ve yürek istediği için köylülüğü üzerinden atamamış insanlar , bu davranışlardan ve anlayıştan nemalanmalarını sürdürüyorlar.
Köylü sayısının ve köylülüğün azaltılmak istenmesinin sebebi de özgürleşmektir. Ama maalesef ülkemizde siyasetçi, sağcı, solcu düşünceye sahip sıradan insanlar köylülük ve ezilmişliklerin savunmasını yapmayı maharet saymaktadırlar. Ben Anadolu çocuğuyum sözünün altında yatan da bu mantıktır. Bu sözü söyleyen insan Anadolu'yu övmek yerine, küçültmektedir, çünkü lafın özünde köylülük övgüsü yatmaktadır.
Birçok yazıma gösterilen aşırı tepkilerde de köylülük sezinlemekteyim. Özgürleşmemiş, kentli olamamış insanların, kendi değerlerini dayatma çabası içinde olduklarını görmekten dolayı üzüntü duymaktayım. Buradaki üzüntü sözcüğü karalar bağlamak anlamında değildir, müstehzi bir hüznü ifade etmektedir.
Türkiye'de sayısı az olan şeylerden biridir kent, ve kentli insan. Seksenbir ilimiz var, kaç tane kentimiz var, bana göre bu sayısı en fazla ya üçtür veya daha azdır.
Köylüleşmeye özentinin, ve köylülerce yönetildiğimizin en belirgin kanıtlarını TRT nin yeni programlarında bulabilirsiniz. Beş kanalda yedi gün türkü söyleniyor. Türkü toprağa bağlı insanların eğlencesidir, hasat zamanı, akşam, kahvede saz çalıp türkü çığırırlar. Kentin müziği farklıdır, kentli on iki ay üçyüzaltmışbeş gün çalışır, köylü toplam doksan gün çalışır eğer sayıları azalmamış ve mekanize olmamışlarsa. TRT davul ve saz çalarak ne yapıyor anlayabiliyor musunuz. Tüm kanallarda feodal ailelerin abuk silahlı tartışmaları önümüze seriliyor, diğer kanallar TRT den farklı değil. Kadın programı , kadın hakları diye her gün her kanalda, köylü kadınların kocalarından çektikleri anlatılıp ağıt yakılıyor, bir bakın bu kadınların içinde kentleşmiş bir tane kadın var mı? Çoğunu izliyorum, hiçbir sunucu kentleşme adına bir çaba göstermiyor, karılarla, kocaları barıştırırlarsa iş yapmış sayıyorlar kendilerini.
Hükümetin en yetkililerinin demeçlerine bakın, kafa koparmakla başlayan ifadeler kentli ifadeleri değildir, o mesajlar bana verilmiyor, çoğunlukta tutmak istedikleri yerlere veriliyor. O çoğunluklar ki sayıları yirmi milyondur ve on milyonu ürettiğini yalnızva kendisi yer ve ülkeye katma değerleri yoktur. Kalan on milyonu ise yoksullukla boğuşur. Ama koca Fransa'da bu kesimin sayısı yedüzelli bin dir neredeyse tüm Avrupa'yı doyurur . onları sübvanse etmek çok kolaydır, yirmi milyonu nasıl sübvanse edeceksin. Bunlar öne serilmeden insanlar yıllardır kandırılmaktadır.
O nedenledir ki tarımızı için yıllarca önce ithalat yapmayan nadir ülkelerden şeklinde övünme payı çıkarırken, bugün neredeyse tarım ithalatı ilk sıralarda olan bir ülke haline geldik.
Kentleşmeye karşı çıkan, medeni olmaya karşı çıkıyor desem ne dersiniz
Oğuzkan Bölükbaşı obolukbasi@teknokal.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          26 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
 |
Mektebişahane : Rana Aslanbay Aydın SIZI |
|
Her aklıma düştüğünde, içime dolan hüznün yüzüme buruk bir gülümseme halinde yansıdığını bilirim. Acı verir seni anımsamak, doyasıya yaşanamamış paylaşmalarla dolar düşüncelerim. Yıllar önce iyileşmiş bir kırığın, yağmurlu havada sızlamasını andırır içime düşen sızı. Elele sokaklarda yürüyemenin sızısı, sarılıp sarılıp öpememenin sızısı, kalabalıklar içinde herkesin bakışları altında dans edememenin sızısı, birlikte kahkahalarla gülememenin sızısı, muhtemel sevgili adaylarını gizli gizli çekiştirememenin sızısı, yüzüne bakıp beni gözünden bile sakındığını görememenin sızısı, ama en önemlisi sana doyamamanın sızısı...
Seni kaybetmek miydi en kötü olan yoksa seninle paylaşabildiğim günlerin çok kısa oluşu muydu beni eksik hissettiren... İçimde kalan duygular mıydı beni ağlatan yoksa sana söyleyemediklerim miydi bilemedim hiçbir zaman. O etkileyici ses tonunun kulaklarımdan silinmesi, güzel konuşmalarını anımsayamamak...
Anılarıma kazınmış üç beş anın çoğunu yıllarca düşüncelerimden kovmaya çalışmak fayda etmediğinde, onlarla barışmak en akıllıcasıydı belki ama sızılarımı dindirmeye yetmedi. Biliyor musun; bunları yüzüne haykırabilmeyi ne çok isterdim... Koşa koşa başucuna geldiğimde kızgınlığımı sana anlatmayı istememe rağmen, seni ne denli sevdiğimi fark edip, bütün küskünlüklerimi unutup geri dönmelerim, oradayken, o şartlardayken bile ne denli etkileyici biri olduğunun kanıtı mıdır...
Sana en çok ihtiyaç duyduğum anlarda, uzaklarda, ulaşılmaz olduğunu bilmek ne kadar yıpratırdı beni, farkında mıydın... Bana hayatımın en kırılgan dönemlerinde destek olmayı istedin mi hiç... O kocaman avuçlarına sığınmak istediğim anları hissettin mi hiç... Rüyalarıma girdiğinde bile huzur verdiğini fark ettin mi hiç...
Yokluğuna alışmak, seni özlemekten zor değildi inan. Otuz iki yılı geçen sensizlik yarası, bu yaranın içime yer eden sızısı, her yıldönümünde biraz daha azalır diye boşuna mı umuyorum...
Seni çok özledim babacığım. Rahat uyu.
Rana Aslanbay Aydın rana@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          13 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
GRİ
Önümdeki proje bana, ben de ona bakıyordum.Öylece bakışıp duruyorduk.İki gündür yine kalbim tekliyordu, hiç iyi değildim. Ama tüm bunları yöneticilere anlatamazsınız çünkü onlar ancak siz öldüğünüzde sizin için üzülürler ya da o zaman izin vermeyi düşünürler.
Telefon çaldı. Sekreter "Aslı hanım" dedi ."Peki bağla güzelim "dedim.
"Merhaba"
"Merhaba Aslı hanım"
"Neden mesajlarıma cevap vermiyorsun?"
"Mesajlarınızda cevap verilecek nitelikte bir detaya rastlamadım"
"Beni cezalandırmak mı istiyorsun yoksa? "Nasıl cezalandıracaksın peki?"
" Cezalandırmak Allah'a mahsus bir şey Aslı ".
" Beni özlemiyor musun , beni artık sevmiyor musun yoksa?
Entelektüel geçinen kadınlar , telefon konuşmalarında tüm gramer kurallarına uyarlar.
" Beni işten aramak güzel bir fikir değil Aslı. Şimdi lütfen siktirip gider misin? Seninle konuşmak midemi bulandırıyor.
"Hafta sonu askerden geliyor.Onunla konuşacağım ve bittiğini söyleyeceğim"
"Ne bok yersen ye Aslı. Bütün bunları duymak istemiyorum. Ben seni iki yıl önce uzaktan sevdiğim ve o toplantıda ilk gördüğümde büyülendiğim gizemli kız olarak hatırlamak istiyorum. Neden bu kadar ısrar ettiğini hiç ama hiç anlamıyorum. Seni böylesine enkaz haline getiren kimse onunla paylaş bunları lütfen."
"Seninle konuşmam lazım.Sana ihtiyacım var ,sana sarılıp ağlamam lazım.
"Bu konuşma bitti ,Aslı. Kendine iyi bak ve asker arkadaşa geri dön.Hem askere vermek sevaptır. Ne de olsa adam aylardır düzüşmüyordur."
Telefonu yüzüne kapattım.Sekreter kız herşeyin farkındaydı ama beni asla ele vermeyeceğini biliyordum. Üç seneyi aşkın bir süredir burada çalışıyordum ve Aslı 'nın benim kariyerime neler yapabileceğini gayet iyi biliyordum.
Kariyer.Dolgun maaş.Bir kaşar tarafından patronuna gammazlanmak ve tüm bunları kaybetme ihtimali.
Bunlar gerçekten korkutucu şeyler ama benim hiç umurumda değildi ve hiçbir zaman da olmamıştı.
İlk yemeğe çıktığımızda,Aslı bizim beraber olmamızın imkansız olduğunu çünkü çalıştığı şirkette bunun duyulmasını asla istemediğini ve bugüne kadar iş ilişkisi bulunan biri ile beraber olmadığını söylemişti.
"O zaman şu an burada ne işin var Aslı ?" demiştim ,gözlerinin içine bakarak.
"Bu yemeğe gelmemek için elimden geleni yaptığımı biliyorsun."
"Neden bir hafta önce bana beni rüyanda gördüğünü ,üstelik rüyanda benimle seviştiğini anlattın o zaman ?
"Sen gerçekten özel bir adamsın Cem. Zekana gerçekten saygı duyuyorum"
"Yine kaçıyorsun demek. Güzel. Benim için bir sakıncası yok.
"Benimle uğraşman ve beni zorlaman hoşuma gidiyor.
"Sana sormam gereken şeyleri asla sormayacağımı bilmelisin Aslı."
"Parmağımdaki yüzüğün anlamını yıllardır merak ettiğini biliyorum ama hiç sormadın."
"Hayat ,siyah ve beyazdan oluşur Aslı.Sana bunu sorsaydım,umutlarımı çok erken öldürmüş olurdum .Aslında sizin şirketteki kızlardan birine laf arasında sorabilirdim ama bu da çok kolay olurdu."
"Halen bunun cevabını almış sayılmazsın,zeki çocuk."
"Eğer cevabın siyah ise, şu an burada olman güzel bir şey değil demektir.
Aslı herşeyi o an açıkça anlatsaydı, belki de şu an herşey daha farklı olurdu.
" Hayatta griler d e vardır ,Cem. Bazen herşey siyah kadar kötü ya da beyaz kadar iyi olmaz.
Bazen herşey gri renkte görünür insana.
"Gri rengi hiç sevmem ve benim hayatımda griler yoktur Aslı."
"Yarın tüm bunları Kürşat bey'e anlatmayı ve seni şikayet etmeyi düşünüyorum.Sizinle ilgili tüm dosyaları başka birine devredeceğim.
Beni bir daha hiç göremeyeceksin."
"Bunu yaparsan sana kızmam ve nasıl bir risk aldığımın zaten farkındayım."
"Sende deli cesareti var."
"Belki de öyledir. Seni seviyorum."
"Bunun için yakında çok pişman olacaksın hayatım."
"Bu güzel bir tehdit. Şarap içer misin?"
"Şaraptan nefret ederim ben."
"O zaman neden beni bu şaraphaneye getirdin?"
"Herşeyin bir sebebi yoktur. Ben herşeyi senin gibi düşünmem."
"Oysa ki ben buraya geleceğimizi biliyordum."
"Psişik güçlerin olduğundan bana bahsetmemiştin"
"Hayatım boyunca işaretlere inandım ben ."
"Seninle ne yapacağımı bilemiyorum. Çok tuhaf bir herifsin"
"Ben de senin manyağın teki olduğunu düşünmeye başladım ,Aslı."
"Belki de doğrudur. Yol yakınken geri dön bence."
"Dönen dönsün , ben dönmem yolumdan."
"Kendi düşen ağlamaz."
"Beni gerçekten sevdiğini düşünüyorum."
"Hayat yanılgılardan ibarettir Cem bey."
Beni Kürşat bey'e şikayet etmedi.Ama o günden sonra bir daha da aramadı.Ne yapmam ya da ne yapmamam gerektiğini bir süre hiç düşünmedim.
Sonra bir gün ona şöyle bir mesaj yolladım ;
Beni Aramıyorsun.
Elimizde neler var ?
1.Benimle olmaktan korkan gizemli bir kız
2.Onu korkutan ukalalıkta ve delilikte bir adam
3.Asla konuşulmayan ve sürekli üzeri kapatılan konular
Beni Aramıyorsun.
Beni bugün aramazsan , kaybettin.
Cem.
O gün beni aramadı. Ertesi gün ve bir sonraki günde aramadı.
Bir hafta sonra, tıklım tıklım bir otobüste telefonum çaldı:
"Efendim?"
"Benim."
"Yani?"
"Tanıyamadın demek."
"Evet. Bu şartlarda tanımam da çok zor."
"Taksim'e gel"
"Zaten taksim otobüsündeyim. İşaretlere inanır mısın?"
"Korkak ve gizemli kız seni bekliyor. İşaretlerin ise umurumda değil doğrusu.
"Aslı".
"Gelince ara"
"Olur."
"Ben salağın tekiyim galiba"
"Sanmıyorum"
"Görüşürüz ukala"
"Peki".
O gün olanlar hakkında her zaman pişmanlık duydum. O gün beni eve girmem için zorladı. O gün beni onunla yatmam için zorladı. O gün beni kendinden uzaklaştırmak için düşünebildiği her şeyi yaptı. Bana herşeyi anlatmak yerine, beni kaçmayı istemeye zorladı ama yapmadım.
Kaçmadım çünkü hiçbirşeyi yarım bırakmayı sevmem. Kimseye bir şey sormam ama herşeyi öğrenmeden de gitmem.
Yaşanması gerekenler, mutlaka yaşanmak zorundadır.
Bunu yapmazsanız, kendinizi dinlemeye başlarsınız ve kendini dinlemek ,ölümü istemekle aynı değerde bir şeydir aslında.
Herşeyin ötesinde, onunda beni sevdiğini biliyordum.
Ama sevgi, kirlenmiş kalplere karıştığında ortaya nefret çıkıyor galiba.
Önümdeki proje bana, ben de ona bakıyordum. Hayat çok tuhaftı ve daha da iğrenci , hepimiz yaşamak zorundaydık.
Cenk Bölük
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          13 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
 |
DİNGİN : Gizem Tekebaş YOGA 3 |
|
Yoga hakkında yazdığım ilk 2 yazıdann sanırım yoganın ne amacı olduğunu azçok anlamışsınızdır. Çeşitleri ve faydalarından bahsetmiştim.
Yoga belli bir süre alıyor,ne kadar sık yapılırsa o kadar net, o kadar çabuk sonuçlar elde ediliyor.Yoganın aşamaları var.Ne kadar uzun süreli ve konsantre olarak yaparsanız,- ki uzun süre derken aylar ve yıllar olarak bahsediyorum, kendinizde sürekli bir ilerleme farkedeceksiniz.
AŞAMALAR:
I- Farkındalık:
Herkese göre değişse bile yaklaşık 2 ay boyunca haftada 3-4 kez yoga yaptıktan sonra daha çok kendinize dönük ve sakinleşmiş olduğunuzu farkedersiniz. İsteklerinize, yaptıklarınıza motivasyonunuz artar. Huzur kazanırsınız.
II-Özgüven ve bağımlılık:
Altı ay ve sonrasında ise özgüveniniz çok fazla artar fakat bir okadar kendinizi tanıdığınız için mütevaziliğiniz de artar.İnsanları olduğu gibi kabul edebilmeye ve yargılamamaya başlarsınız.
Alışkanlıklarınızdan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlarsınız. Alıştığınız insanlardan,sigara,alkol hayatınızda olmazsa olmaz dediğiniz pek çok maddeden bağımlılığınız zamanla kopar. Sadece istediğinizde görür, istediğinizde yaparsınız.Bu uzaklaşmak değildir,çok ince bir çizgidir.Genelde ilk bu hissedildiğinde yanlış anlaşılır ancak bu durum sadece ihtiyaç duymadan hareket etmektir.Yemek sadece acıktığınızda yersiniz ve vücudunuzun istediği kadar yersiniz. Sigaraya eliniz alışkanlıktan gitmez, seyrek içmeye başlarsınız. Aşk acısı minimuma düşer,özlersiniz ama bunun için depresyona girmezsiniz. Tüm bu bağımlılık hissettiren konulara karşı daha sakin ve mantıklı yaklaşmaya başlarsınız.
III-Kendine yetme hissi:
3-6 yıl gibi bir süre yoga yaptıktan sonra artık tamamen tüm ihtiyaçlardan kopmuş ve kendimize yeter hale gelmiş oluruz.
Bunun artıları ve eskileri vardır. Kendine yetmek çok güzel bir şey ancak kimseye ihtiyaç duymamak etrafımızdaki insanlardan uzaklaşmamız anlamına geliyor bu da onları rahatsız ediyor sevdiklerimizi üzüyor.Çünkü biz insanların pek yalnız yaşama alışkanlığı yoktur. Yalnız kalma isteği çok uzun sürmez dolayısıyla bizi seven ve ihtiyaç duyan dostlarımız bizim onlara ihtiyaç duymadığımızı düşündüklerinde üzülürler.Aslında bizim bu hissimiz bizce çok güzel ama onlardan bir okadar da uzaktır. Artık tüm tepkilerimiz kontrol altındadır,korkmak,üzülmek,cinselllik,motivasyon,endiseler,eski alışkanlıklar..
IV-Cildimizde ve bedenimizde değişimler:
Yogadaki nefes egzersizlerini yaptıkça kan dolaşımında, hücre yenilenmesinde artış ve düzen oluşur. Bu cildimizde daha duru bir görünüm sağlar.Damarlarımız derimiz daha şeffaf bir görünüm alır.
Yine yaptığımız bedensel hareketlerle kaslarımız daha esnek, yumuşak ve bir okadar da güçlü olur.Sindirim sistemimiz,sinir sistemimiz ,hafızamız güçlenir, kalbimiz, beynimiz, bünyemiz tamamen saçlarımızdan tırnaklarımıza kadar bağışıklık sistemimiz son derece güçlenir. Kilo kaybederiz; ancak ihtiyacımız kadar olan kiloya düşeriz. Bir rejim yapar gibi sonsuza dek kilo vermeye devam etmeyiz. Yada kilol alırız. Eğer çok zayıfsak ,yine ihtiyacımız olan kiloya geliriz. Hareketlerde çeviklik ve rahatlık başlar.
V-Hipotalamus bolgesinin kontrolü artar:
ipotalamus bölgesi başımızın arka kısmında sinir sistemi ile ilgili bir bölgedir.
Hipotalamus bazı fonksiyonlarımızı; arka hipofiz bezinden genel dolaşıma saldığı nöroendokrinle direkt ve salgıladığı düzenleyici hormonlarla indirekt olarak kontrol eder.
Hipotalamus 5 temel fizyolojik ihtiyacın düzenlenmesinde bütünleştirici fonksiyon görür.
1. Kan basıncını düzenler.
2. Su içme ve tuz iştahını ayarlar.
3. Vücut ısısını düzenler
4. Hormonal kontrol ve üremeyi kontrol eder.
5. Strese karşı acil yanıtları kontrol eder.(Refleksler)
Yogada yapılan nefes egzersizlerinin (yaklaşık 1dk.ya ulaştığında) uzaması sonucu hipotalamus bölgesi oldukça kontrol altına ve düzene girer.
VI-Son aşama :
Artık herşey kontrol altındadır ve kişisel nedenler yokolur,sürekli doğanın akışı ve evrenin enerjisi ile hiçbir maddeye bağımlılık duymadan yaşamaya başlarsınız. Dolayısı ile evren herşeye yardım eder.
Bu aşamaların süresi kişiye göre değişir. Ve bu son aşama çok fazla zaman alır zaten bizim buna ulaşma şansımız yok bu artık hintli yogiler için geçerlidir.
YOGİ nedir, nasıl olunur?
Yogi olabilmek için doğduğumuzdan beri bütün yoga kurallarına uyarak yaşamış olmamız gerkiyor yani tamamen doğal ve vejeteryan beslenmiş, asanaların hepsini uygulamış, temiz ve stresten arınmış bir ortamda yaşamış olmak ,tüm aşamaları tamamlamış olmak gerekiyor.Ve iyi bir yoga eğitmeni olmak için "yogi" olunması gerekmiyor. Yogi olmak kişiseldir, özel bir durumdur. Dünyanın heryerinde geçerli olan aşağıdaki birçok doğruyu uygulamış, bunlardan şaşmamış olması gerekir.
-Başkalarını incitmeyin
-Öc almayın
-Yalan söylemeyin
-Hırsızlık yapmayın
-Alçak gönüllü olun
-Başkalarının sıkıntılarıyla ilgilenin
-Fiziki bünyede olduğu kadar ahlakta da güzellik arayın
-Eleştirel olmayın
-Başarıyla gururlanmayın
-Gülümseyin
-Kendi kendinize güvenin
-İyilik sever olun
-Düşünceyi mükemmelleştirmek için okuyun
-Konsantrasyon egsersizi yapın
-Doğal besinlerle beslenin
-Doğru yolda iseniz kararlı olun.
Devam edecek...
Gizem Tekebaş
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          10 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
 |
Kıvanç'ça : Kıvanç Gülhan HEDİYELİK DİNOZOR |
|
Bazıları, etkilendiklerini devamlı olarak anımsatacak ayrıntılara, sahip olmak isterler. Yaşanılan süre o kadar tat vermiştir ki, sahip olunacak küçücük bir nesne yaşanılanları ebedi kılacaktır sanki.
Kaldığı otelden ayrılırken çantaya, giysilerin arka tarafına zulalandırılan havlular, bornozlar, şampuanlar, kül tablaları kleptomanlıktan ziyade hep bu içgüdünün uzantılarıdır.
Amerikalılar, sinekten bile yağ çıkarmayı gayet iyi bilen bir toplum olarak düşünüp taşınmışlar, olayı yaşatmadan önce bol reklamlı aksesuarları tedavüle çıkarmayı akıl etmişler. Dolaysıyla kaldığınız yerin içindeki mağazadan bu tür aksesuarları çok ucuz fiyata alabiliyorsunuz. Böylece yürütme sırasındaki enselenme riskiniz sıfır oluyor. Hem de adamlar otellerinin ismini
iyi bir reklam taktiği ile kafalara kazımış oluyorlar.
Bu Amerikalı kısmı örneğin, daha folun yumurtanın mesamesi yokken Schipilberg'i çağırıyorlar huzura, "Azizim .." diyorlar. "Sen bize iki sene sonra gösterime çıkaracağın bir film için kuluçkaya yat, ama yumurtlayacağının şeklini
şemailini şimdiden bize ver."
Aziz kardeşim Spielberg işaret parmağını alnına dayıyor,uzak bir noktada gözlerine netlik ayarı yapıyor ve bir müddet sonra radyodan gelen bir ses tonu ile "EUREKA.. EUREKA.." diyor. ( Eureka; Latince kökenli bir kelime olup , genelde çift kullanıldığı gibi, peştamal sarılı iken hamamdan dışarı doğru koşarak tüketilmesi tavsiye olunur.)
-Dinozor yumurtlayacağım. diye de ekliyor. Aptal görünümlü bu iri iş adamlarının gözleri gözlüklerinin arkasında bir noktaya anlık takılıyor, ve ağızlar ensede fiyonk Vaooww!.. diye ( Vaooww: NewYork' cada bir nida.) sevinçlerini dile getiriyorlar. Hep birlikte ayağa kalkılıyor, iki el karşıdakinin ellerine aynı anda vurulduktan sonra, iri gövdeleri ile zıplayarak ters dönüp bir de öy-
le yineliyorlar aynı hareketi.
İşte o an her şey başlamış oluyor. Çin'e , Hong Kong'a haber salını-yor. Yarı Amerikalı ebadındaki Çin, Japon tayfası çanta şeklinde olanından tutun, masa lambası, çocuk minderi, anahtarlık, deniz yatağı, hatta terlik olarak hummalı bir çalışma ile üretiyorlar yumurtadan çıkacak olan dinozoru.
Genellikle öyle bir hal alıyor ki bu olay, binbir emekle çekilen filmi aksesuarları kadar ses getiremiyor.
Benzer bir taktiği biz Türkiyelilere bile yediriyorlar aslında. Bizim damak zevkimiz orta yerde iken, canı Amerikan malı hamburger isteyenin ola-cağına ihtimal bile vermiyorum. Ama tüketiyoruz bal gibi. Bu yaşımda, çocuk mönüsünden çıkan oyuncaklara ben bile hevesleniyorum.
Şimdi soruyorum. Bu güne kadar eşinize ya da çocuklarınıza aldığınız bir hediyeyi, akşama kadar full çalışan hipermarketlerde güzelce paketlettiğiniz oldu mu?.. Hediyeye değer katacak bir hediye paketine rastladınız mı?
Ben hiç rastlamadım. Bu nedenle, kağıdı ikiye katlamaktan aciz bu kızcağızlara gidip, aldığım hediyeyi ibraz ederek, hediye paketi yapmak için gerekli malzemeyi bana vermelerini rica ediyorum.
Demek ki malı sattıran kalite haricinde, reklamı ve sunuş biçimi.
Kıvanç Gülhan
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          12 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
Kahveci : Türker Ayyıldız |
TUTUNAMAYAN TUTANAKLARI-IV
şu kış mevsimi.. şu lodos.. şu zemheri diyorum bir bitse ama şimdi şu dakikada- yani birden bire -ansızın, kırmızı ışıktan yeşile geçer gibi bitse..
şu arabanın camları buğulanmasa artık , çamurlanan kaportanın sağına soluna ''Beni Yıka''yazmak isterken kirlenmese talebelerinin işgüzar elleri.. kentin ışıklı caddelerine volta atan pezevenklerin yumurta topuklarından sabahlara kadar ihanet ve irin sızıyor kaldırımlara.. alınıp, satılan bedenlerden sokaklara dökülüyor ter ve gözyaşı.. yazmasanız çocuklar , yapmasanız.. biz epeyce bir bahardır yağmurları beklemekteyiz sahtekar bulutlardan ..
arka cam rezistansından rezil İstanbul 'a ulaşmak için kaç tane Bizans hilesi lazımsa hemen bulabilsem, bassam düğmeye, kapsam ödülü,bir kelime bir işlem , bana işlem sormasanız canım efendiler..
irrasyonel sayı olması değilmiş (öğrendim çok üzüldüm) bi sayıyı Pİ yapan.. diyeceksiniz ki cebirsel kök falan filan -ne yani?,üstelik sana ne bundan..konumuzla ne alakası var ?konumuz ne ? yazın diyoruz hep kara tahtaya tarihi, dersi, konuyu..?nöbetçi kim..? silsin tahtayı yapsın görevini..görev kutsaldır.. müfredat yetişecek dertler bitecek .. müfettiş gelecek..en arkaya oturacak..soru soracak.. A şehrinden 80 le hareket eden bir otobüsle B Şehrinden altmışla giden bir kamyon nerde çarpışır.. cevap=Allah göstermesin öğretmenim.. otur.. kıçın yansın.. yedin bitirdin tüm kanaat notlarımı.. kanaatsiz ve kanatsız kaldım daha sömestri bitmeden , etim ne budum ne benim .. 657 nin biriyim 21.yüzyılın az gelişmiş Türkiye'sinde..
-Türkiye dediniz de hangi takımı tutarsınız hocam, ona göre renklendirsem dönem ödevi kapağımı.. dört buçuktan beş alsam..ben yeni nesil olsam siz öğretmensiniz zaten ..eseriniz olsam.. klibinizde oynatsanız beni.. toplumsal içerikli bir konu bulsak canım klibimize..ağlayan çocuk çok revaçta bu aralar.. mahsun kırmızıgül görünümlü emrah olsam , 3.14 kullanmadan hesaplasam çemberin çevresini..çevresine çam diksem..
çam zahmetsiz yetişir hem de sağlam ağaçtır, dedem anlattı o da öğretmendir öğretmenim,babam da öyledir..biz de öğretmenlik babadan oğula geçer.. bana da geçer mi? 657 olur muyuz hep beraber yalnız dedem farklı olur bizlerden ,Köy Enstitüsü öğretmeni o ,yedek subaylık yapmış Ecevit'le .. Ecevit şiir yazarmış.. nöbet filan tutmazmış..dedem Ecevit'e oy verip sandık başında şiirin matematiğinden bahsetmişti ..sizce bu rivayet doğru mudur?
Birde aşkın sayısı derlermiş Pİ sayısına,ben bağlantı kuramadığımdan çaktım sanırım ikisinden de ,bize aşkı anlatsanız müfredatın izin verdiği sınırları aşmasanız benim yüzümden.. anlamadığım yerler olursa aşkın sayılarından bir daha anlatsanız.. sesiniz oysa ne kadar da korkutucu ..pisagor diyeyim diyorum birkaç soru sorsam diyorum.. dik üçgen desem, dik kenarlar desem.. dik kenarlar üzerinde kurulan karelerin alanları toplamı, hipotenüs üzerine kurulan karelerin toplamına eşit midir desem.. emin misin?.. emin miyim.? emin nasıl olunur? Nerden baksanız olunmaz.. biz olmak isterken daldan düşenler derneği olarak bu konuda yeterince muzdaripiz.. bir söylenti bir kendini bilmezlik var şu son günlerde meyhanelerde..ne kadar sürsek uzağa arabayı o kadar yakınlaşıyoruz telgraf direklerine.. bu kadar direği nasıl boyadınız boyacılar.. şehirler arası yollarda say say bitiremiyorum.. samsun asfaltında otomobiller ne güzeldir samoslu pisagoru anlamak şimdi.. ben anlamadım öğretmenim.. bir daha tekrar edebilir miyim anlamadığımı..
-5 rengin, 6 altı soğuğun, 7 sağlığın, 8 aşkın nedeniymiş ..bende 657 'yim devlet parasız yatılılar kervanında..rengimi boş ver betim benzim soluk ,koridorlarım soğuk,sağlığım önce allaha sonra belletmen hocalarıma emanet.. varlığım armağan olsun varlığına.. parasız yetiştirin bizleri,parasız yaşayıp parasız ölelim.. geçemeyelim sınıfları,köşeleri dönemeyelim..yılda 15 bin parasız yatılı dile kolay bütçeye zor.. anaları babaları nerde bunların,beslemeyelim asalım.. her şeyi devletten beklemeyelim kendi kendilerini assın bazıları, asılmayanlar asılanlara yardım etsin.. imece usulü bağ bozumu.. açın gözlerinizi görün bunları.. (gözün kör olsun torpido gözüm ..)
karnesinde ve kalplerinde 8 olmadan şehirler arası yollarda mola veren çocukların bir pantolon bir mintanlı haline hal demeyin..ayağında gümüş halhal deyin..rahmetli Sümerbank deyin..kahverengi pijama deyin..(hastalan da kanser ol platin memem..)
Bingöl depreminde enkaz altında müteahhit marifetiyle öldürün kardeşlerimi.. devletimiz şöyledir, böyledir, yara sarar, pansuman yapar,diyin utanmadan.. biz alkışlayalım sizleri.. altını ıslattığı için enkaz altından çıkarılmayı reddeden o çocuğun haysiyetinden magazin yapalım ana haber bültenlerine, altına ıslatmaktan daha kötüsünü yapan sizlerin altına kırmızı plakalı lüks otomobiller verelim gelecek on yılın bütçesinden..geçiş üstünlüğü verelim..dokunulmazlık verelim.. dokundurun bizlere..
ah batsın be, çat çat suratlarına çarpmak istediğim selektörüm, kısa farım, uzun farım ,matematiği sevmeyen çocukları boşa sevmedim ben.. kopya çekerek kazandım fakülteyi, benim memurum işini bilir diyordu takvimler,ben de yerime adam koydum cebir sınavlarında-düzene uydum.. sınav yoklama tutanaklarında yasaklanırken kurşun kalemler, silinebilir tükenmezlerin duldasında Türk'tüm, lakin doğruluğum tartışma konusu oluyordu siyaset meydanlarında..kurşun ata ata tükeniyordu ömrümüz oysa ne kadar kurnaz, kibirli üstelik sinirli olurlardı sınav zamanlarında asistan ağabeyler, ablalar.. ne kadar bizim gittiğimiz yollardan dönmüş oluyorlardı donuk bakışlarında..
o yollar duble rakı oldu sayın yolcular,kaptan şoförlerimize meze oldu zanaatım için soyunurum diyen yurdumun bazı güzide hostesleri ..muavinler ise hala hareket halindeki araçlarına önce avans verip sonra orta kapıdan yetişmeyi marifet sayıyorlar..TOMMİKS (Türkiye Otobüs Minibüs Muavinleri İçin Kalkınma Stratejisi) adında bir örgütün 8 yöneticisi yüzlerce Tommiks ,Teksas ,Conan,ve Zagor 'dan oluşan örgütsel dokümanla şoförler odası tarafından ele geçirildiğini geçiyor ajanslar.. her şey nasıl da iç içe geçiyor biz her şeyin dışından bırakılırken..
Ferdi Tayfur'dan Nisan Yağmurlarını anons ediyor TRT spikeri, sileceklerini kapıyorum dünyanın, izmariti gaz pedalının üzerinde söndürebilmem için gerekli evrakları düşünüyorum olası matbuu kağıtları, imzaları, resmi mühür soğuk damga derken soğuyorum önümde seyreden araçların dörtlü sinyallerinden..her şey yalanmış diyorum kaç saattir yollardayım.. nereye gidiyordum.. neredeyim şimdi.. cep telefonum çalıyor diğer tarafta küçücük kızımın titreyen sesi.. kaybetmekten nasıl korkuyor insan büyütüldükçe.. nerdesin babacığım diyor henüz üç yaşında..kimseyi ondan kıskanmıyorum..kırmızı ışıktayım galiba .. camlarım buğulanıyor..yatılı bölge okullarında etüd saatine çalıyor ziller..
abi bayan lazım mı diyor kapkara bir pezevenk.. yeni düştü.. sahibinden temiz.. kusmak ve uzaklaşmak istiyorum bu şehirden.. radyoda asrın en kuzeyine sürgün edilmiş aralık bozumu bozkır kırlangıçlarından bahsediyor bir iki adam..
Doğdukları şehirde ölenleri özlüyorum..
Türker Ayyıldız
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          15 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır. Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır. Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir. Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-)) Kahve Molası bugün 5.423 kahveciye doğru yola çıkmıştır.
Yukarı
|
MEKTUPLARIM VE SEN - 3
Çektiğim acıları tanımıyorsun.
Çünkü sen, bir insanın ölümü tüm hücrelerinde hissetmesinin ne demek olduğunu bilmiyorsun.
Çünkü sen, hayata tutkuyla bağlanmadın!
Çünkü sen, sadece yaldızlı gecelerde kendi yüzünü gökyüzüne sürdün!
Hayat insanın kendine ihanetini affetmez sevgilim.
Yaşadığın hayat içine akmadığın bir hayat, ve sen sıcaklığını koruyamadığın ellerini avuçlarımdan uzak tutarak hayatın gerçeğini bulacağını sanıyorsun.
Oysa artık keşfettiğin hayatlar kadar yalnızsın!
Belki de senelerce, kendini aradın tiyatronun sahnesinde ben seni sevmenin resmini çizerken
Hayatın sana armağan ettiklerini hayal edemiyor, bir serçe gibi can veriyorsun gözlerimin önünde ve ben bunu görmeye dayanamıyorum!
Benim şu zavallı ruhumsa hâlâ ölümü sana giydiremiyor.
Çünkü sen, kaybetmekten korktuğun bir hayata sahip değilsin!
Çünkü sen, sevdiğin kadın için hiç ağlamadın ve yas tutmanın insanı kendine yakınlaştırdığını öğrenmedin.
Çünkü sen, kendine borçlu bir hayatı yaşadığını fark etmedin.
Yazdıklarım seni incitemeyecekler…
Çünkü hayatım, gizli bir gül bahçesi sevgilim.
Gül YILDIZ
Yukarı
|
 Yavrucum bir çöple adını yazsaydın yeterdi!..
Yukarı
|
Berrin Cerrahoğlu
"Kırklar Kilisesi/MARDİN"
Fotoğraf sergisinin açılışını
onurlandırmanızı diler.
Sergi: 4 Mart-17 Mart ,
Yer: Fotograf Sanatı Kurumu,
Fevzi Çakmak Sk.No:22/2 KIZILAY/ANKARA
Yukarı
|
 |
İşe Yarar Kısayollar Şef Garson : Akın Ceylan |
|
Linux kullanıcıları için hazırlanmış mutlu penguen oyun arşiv sitesi. http://happypenguin.org/ Linux kullanan veya kullanmaya niyetli olanlara duyurulur.
Michelangelo severmisiniz? Pardon, bu soru sanki bir yemeği sevip sevmediğinizi sorar gibi oldu. Michelangelo'nun yaptğı sanatsal çalışmaları beğenirmisiniz? Off buda garip oldu ama neyse, siz sanat'a meraklıysanız http://www.christusrex.org/www1/sistine/1-Genesis.html kısayoluna tıklayabilirsiniz.
Elektronik konusunda çin'in ucuzluğunu bilmeyen yoktur sanırım. Çin pazarında hangi ürünler var merak edenler http://www.newelectronic.com/Main.asp kısayoluna tıklayabilirler.
Size vereceğim bu kısayol gerçekten çok ilginç bir bölgeyi anlatıyor. Yorum yazmak yerine, tamamen sizin yorumlarınıza bırakmayı tercih ediyorum. http://www.tropicalisland.de/travel_south_africa_garden_route.html ...Heavily promoted and heavily scented, the Garden Route runs along a beautiful bit of coastline in southern Western Cape, from Still Bay in the west to just beyond Plettenberg Bay in the east. The narrow coastal plain is well forested and is mostly bordered by extensive lagoons which run behind a barrier of sand dunes and superb white beaches...
Yukarı |
Damak tadınıza uygun kahveler |
Picasa2 [3.16 MB] All Windows Free
http://www.picasa.com/download/download_exe.php Google tarafından üretilip dağıtılan harika bir resim programı. Standart bir kullanıcı için yapmadığı tek bir şey yok. Yani fazlası var eksiği yok. Bilgisayarında resimlerle oynayan herkese tavsiye edilir.
Yukarı
|
|
|
|
 |
|