ABONE OL!



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 4 Sayı: 742

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 11 Mayıs 2005 - Fincanın İçindekiler


 

 Editör'den : Utanıyorum!..


Merhabalar

ABONE OL! Yolun yarısını geçeli epeyce oldu. Bunca yılda şu güzelim memleketimde doğmuş olmaktan bir kez bile pişmanlık duymadım. Eğrisiyle doğrusuyla, olduğu gibi kabul ettim. Epeyce şey verdim ama bir o kadar da aldım bu memleketten. Kök saldım en güzellerinden. İyi insan, doğru insan olmaya çalıştım kendi doğrularımca. Bazen başardım, bazen tökezledim. İçimdeki umudu hiç eksiltmedim. Çok hayal kurdum ama tüm hayallerim hep bu memleketin sınırları içinde kaldı. Doğru bildiğimi söylemeyi seçtim. Benim ki illa da doğrudur dememeye çalıştım. Bazen yönetenlerle bazen yönetilenlerle kavgaya tutuştum. Ama öyle anlar geldi ki, işte o anlarda bu vurdumduymaz insanlarla yönetilen bir ülkenin çocuğu olduğum için utandım. Yerin dibine geçtim. Tek isteği insan gibi yaşamak olan vatandaşını hiç yerine koyan düzene lanet okudum. Dün o anlardan biriydi. Bir değil tam iki tane utanç yaşadım. İlkini seyrederken kanal değiştirdim, dayanamadım. İkincisinde sadece küfrettim. Öyle böyle değil, ağız dolusu yedi ceddine. Sonra ondan da utandım, eğdim boynumu oturdum.

İlk haber, lanet olası ödenek kesildiği için tek doza düşürülen kızamık aşısının 3-4 yıl sonra bebeciklere ettikleriydi. 1988-98 yılları arasında mevcut işbilir yöneticilerin emriyle iki hatta üç kere tekrarlanması gereken aşı tek dozda nihayete erdiğinden, bugün 8-17 yaş arasında yüzlerce belki binlerce çocuk birer pelte olmuş. Bu nasıl bir pervasızlıktır? Bu nasıl bir sağlık politikasıdır? Daha çok devlet imkanlarıyla aşılanan dar gelirli vatandaşları vuran bu katliam sıradan bir haber olarak kalacak mı? Ermenilerinin soyunu kırdık mı kırmadık mı bilemem ama çocukları telef etmek için devlet eliyle bir kırım uyguladığımız aşikar. Haydi bakalım, bir babayiğit çıkıp o dönemin yetkililerini yargılamayı göze alacak mı? Ya da bir kanun adamı tüm bu mağdurların adına hareket edip devletin anasından emdiğini burnundan getirecek mi? Kimbilir belki bir gün... Yazıklar olsun.

Ardından adalet sistemimizdeki boşluğu pek güzel kullanıp düzenledikleri bilirkişi raporuyla memleketi tüm aleme rezil eden 2 avukat bozuntusunun marifetlerini dinleyince kaçasım geldi odadan. 8 yaşındaki bir çocuğu ezerek öldüren kamyon sahibinden ve sigorta şirketinden tazminat talep eden anne babaya "Çocuğunuzun ölümüyle 54 milyar kara geçmiş oldunuz, o nedenle tazminata mahal yoktur." diye rapor tanzim etmiş eşşekler. Acaba diyorum o ikisi kaç para eder? Hani ortadan kalksalar memleket ne kadar kazanır? Ortadan kaldırana üstün hizmet madalyası verirler mi? Bir kocaman yazıklar olsun da bunlara.

Şu birkaç sütü bozuktan kurtarsak bu memleketi herşey nasıl da değişecektir. İşte belki o zaman umutlar yeniden yeşerip boy atacaktır. Belki o zaman stand-by anlaşmalarına atılan imzalar sivirisinek vızıltısı gibi kalacaktır. Haydi bakalım hayırlısı.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur

36 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Sevil Duha Erken


AĞIT 2 (İLLA)

Küçük olduğundan mı sıkıştırılır mükemmellik risklerin içine?
En kötü durumun içine girebildiğine göre sevgi,mükemmel mi?
Sebebi mutluluk olsaydı keşke resimlere gülümseyişlerin
Gelecekte bizi mutlu edebilirler mi?
Kandıramazlar ki
Kandıramadılar da hiç bizi..
Susmak,
Yüreklerimizdeki ayak basılmaz tahta iskeleye sebep.
Ne kadar da yükseklere kaldırırmış başımızı meğer bu sessizlik
Bundanmış oyalı mendillere cevap veremeyişlerimiz
Gözlerde de sessizliğin izleri var hep ve artık hep o inciten şarkılar
Çözüme yaklaşmak mı?
Çözemeyeceğimizi sanmak mı bu giderek zorlaşan yabancı dil.
İki çift el tutmak istemek
İki kırmızı yanakta ısıtmak onları masum mu gerçekten?
Gözleri kaçırmak bahar günleri..
Saklanmak kaçarken ve aslında istememek firarı
Nasılda zorda evsiz firarilermişiz meğer
Yalnız yürünen cumartesileri
Ne istediğini unutturan hayat, karıştıran hayat.
Yollar çözer mi?
Başka başka şehirler başaçıkabilir mi?
Taşınacak ağır ağır huzurlarınız yok mu ?
Kaf dağının ardında mı her neredeyse gitsek artık.
Bir çırpıda orada olmaz mı hep kahramanları?
Sonra o nehirden geçeriz.
Rüzgar kıskanır mı saçlarımızı dersiniz?
Yine de şiir yazdıran şarkıları bestelemez mi bize?
Bir endamla geçemez miyiz karşıya?
Bugün herşey bizi çok sevse
Bizim onları sevdiğimiz kadar çok sevse
Çıplak yakalarımız, üzerimizde mavi önlüğümüz olsa.
Bir de sonsuz yeşillik
Aşk hiç biter mi?

illa illa illa illa ilaa sevdik....
(Leman Sam'a sonsuz teşekkürler..)

Sevil Duha Erken
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              5 Kahveci oy vermiş.
4 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 PASTORAL EFEMER : Zeki Yıldırım


ORGANİK BİLGELİK SORULARI -I-

- Günaydın çocuklar!
- Günaydın öğretmenim!!!!
- Başkan yoklamayı getir, imzalayayım ve derse başlayalım.
- Sevgili çocuklar bu gün sözlü yapacağım. Lütfen sessiz olun ve sorularımı dikkatlice dinleyin. Sorularım yaşama ve canlıların gelişimlerine dair olacak. Hani geçen haftalarda anlattığım konuların açılım ve yorumunu içeren sorular olacak.
- ??!
- Keselimemeliler cenneti Avusturalya'dasınız. Avrupa ve Asya'da yaşamı paylaşan biri olarak, keselimemelilerin bu kadar çok çeşitli türleşme göstermesi sizleri nasıl etkilerdi? Bunu bir tercih mi, yoksa gelişim mi kabul ederdiniz? 949 Mehtap sen söyle kızım.
- Örtmenim, bir zamanlar dünyamızdaki karasal alanlar tek bir parça halinde idi. Yani süperkıta Pangea vardı. Sonra dünyamızın iç katmanlarındaki tabakaların gelişimine koşut çeşitli hareketlenmeler oluştu. Bu etkiler nedeni ile bu süper kıta günümüzde kıta olarak ayırdığımız büyük kara parçalarını oluşturacak şekilde levhalar halinde parçalandı. Bu hareketlenmeler hala devam ediyor.
- Mehtap konuyu dağıtmayıp soruya gelsek?
- Tabiî ki örtmenim zaten, bende şimdi bu ön bilgi sonrası sorunuza geliyorum. Kıtaların kayma teorisi olarak özetleyeceğim etkiler sonucu, bir bütün olan dünyamız karasal yaşam birlikleri zorunlu ayırımlara ve izolasyonlara uğradı. Bu izolasyonların neticesinde ....................................................................
- Çok doğru aferin kızım, sana on puan veriyorum. Ayrıca yaz şenliklerindeki klip arkası etkinliğiniz de fena değildi. Bunu da bu ara söyleyeyim.

- Peki, orkidelerde böcekler aracılığıyla döllenmeyi sağlayacak şekilde gelişen kısımların, bitkinin atalarınca başka amaçlar için kullanılan parçaların derme çatma birleşiminden oluşmuş olmasına ne diyebiliriz? Mimari bir tasarım olmasa da bu gelişimi nasıl yorumlarız, Leyla?

- Öğretmenim, bunu geçen haftalarda anlattığınız "daralan gelişim"'e bağlayarak anlatabiliriz. Burada orkidelerin ilgisiz kısımları ................................ .
- Aferin kızım, bu gün notlar en yüksekten uçuyor. İşte yazıyorum, ooonn.

- Diling, diling, diling......

Zeki Yıldırım
zekiyildirim@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,579,579,579,579,579,579,579,579,579,57
              7 Kahveci oy vermiş.
18 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Birsen Şahin


PARKTAKİ TAHTA BANK

Çoğunuz görmezsiniz bile beni, yanımdan geçer gidersiniz. Kah oturup dinlenirsiniz üzerimde bir nefeslik, yürek çarpıntılarınız duruncaya, kan basıncınız normale dönünceye, ayaklarınızın aşırı yük taşımaktan ağırlığınızın altındaki ezilmişliği geçinceye kadar, kah can sıkıntısından bir tekme atarsınız, canınızın sıkıntısının öcünü benden alırcasına, sanki ben sizin derdinizin sebebiymişimcesine, hırpalar da beni, öyle geçersiniz yanımdan. Hiç sorgulamazsınız ben sizin aranızda neler yaşadım, sizlerle geçirdiğim bunca yıl içinde, hangi yaralarınıza merhem oldum, hangi sırlarınızı sakladım, hangi yorgunluklarınızın limanı oldum; ne kadar zamandır buradayım, buraya nasıl getirildim, nereden getirildim, kimler getirdi; hangi kavgalarınıza şahit oldum, hangi mutluluklarınızı paylaştım sizlerle; kışların ağır ve bol karlı geçtiği zamanlarda, üzerimdeki günlerce kalan karın etkisiyle, kar suyunun nasıl içime işlediğini, bu suyun yol bulurken bedenimde nerelerimi oyduğunu, beni boyamadıkları için, nasıl giysisiz, çıplak kaldığımı ve bu çıplaklığım sonucunda, oramın buramın nasıl çatladığını; her bahar gelişinde benim de sizlerle birlikte nasıl coştuğumu, sizi ağırlamaktan ne büyük bir haz aldığımı, aranızdan bazıları kucağıma oturduğunda, hizmette kusur etmemek için, nasıl emre amade beklediğimi, sizlere hizmet edebildiğim sürece nasıl adeta başımın göğe ağdığını hiç bilmezsiniz, çünkü anlatım özürlüyüm ben.

Artık ömrümün sonuna geliyorum yavaş yavaş, veda vakti yaklaşıyor usulca. Bunca zaman çıplak bedenimi yağmur yıkadı, güneş ağaçların arasından yol bulup, süzüle süzüle uzanıp, ıslaklığımı kuruttu. İçinizden bazıları oramı buramı kesti, oydu kiminiz her yerimi çentik çentik, şeklim bozuldu, kel bir horoz gibi görünüyorum artık, köhnemiş, yılgın, umutsuzcasına, bomboş ve yaşlı, boynu bükük, işe yaramaz, vaktini doldurmuş bir ihtiyar.

Yanılmamışım. İşte Bursa Büyükşehir kamyonundan işçiler iniyor. Demek vakit beklediğimden de erken gelmiş. Bahar geldi ya, şehri makyajlama kampanyasına ben de dahil edilmişim besbelli. Kamyonun kasasında bir çift yeni bank duruyor, modelleri benden oldukça farklı, bu yeni bin yılın modelleri böyle oluyor demek. Ben de antika sınıfına giriyorum herhalde artık, gençlerin tabiriyle, moruklar sınıfına. Çok yerde kalmamıştır zaten benim gibileri. Bu yenilerin kolçakları iki taraflarında metal dairelerden oluşuyor, arkalıkları da yok. Bu tarafımı ararsınız işte, ben sizleri tam kucaklıyordum, sırtınızı da bana veriyordunuz da, omurganızın yükünü bir müddet için sizden alıp, ben taşıyordum, ama bu yeni modellerde, destek yok, onlara yaslanamayacaksınız; gördünüz mü bak, üzüldüm şimdi, yarım yamalak dinlenebileceksiniz. Ama buna rağmen bir olumlu yanları var, iskeletleri benden daha dayanıklı görünüyor, daha uzun zaman size hizmet edebilirler, metalden olduklarından. Ama robot gibi bunlar; metal olduklarından, oturduğunuzda bir soğukluk hissedeceksiniz, güzel tarafı ise aranızda bazı magandalar bunların orasını burasını oyamayacak, bana yaptıkları gibi.

İşçilerin kamyonun kasasından indirdiği iki bank süzüm süzüm süzülüyor, kurum kurum kuruluyorlar, gençliklerinin getirdiği yaşam açlığıyla, henüz farkında değiller hayatın ne kadar acımasız olabileceğinin, onları bile eskitebileceğinin, boyanmazlarsa eğer.

Birkaç yıl önce buraya ilk geldiğim geceyi hatırladım. Çekirge meydanında, otobüs durağının yanıbaşında, kaldırımın üzerinde boylu boyunca yatıyordum. Otobüs durağının yanıbaşında olduğumdan, hiç yalnızlık çekmemiştim; hiç boş kalmazdı kucağım ve çevrem. Bazen durakta otobüs bekleyenlere açardım kucağımı, duraktaki bankın üzerinde oturacak yer kalmayınca, bazen gece içip içip sarhoş olmuş ve ayakta zor duranlara, bazen de köşedeki tavukçunun, hani şu adı gıt gıt olan, aslında eskiden sütçü Sait’in yeriydi orası, süthanesi vardı onun orda, sonra onun yerine bir tavukçu açıldı oraya, işte o tavukçunun arkasındaki kokoreççiden kokoreçlerini alıp, yolu geçip bana gelen ve kucağıma oturan gençlere açardım ellerindekini yiyen, aralarında şakalaşan, kakara kikiri yapan bir dolu yaşam şelalesi, mahallenin yeni yetmelerine. Hayatımdan hoşnuttum, hiç gıkım çıkmazdı genelde. Ama bazı zamanlar çok içerler, dillenemediğime çok yanardım; hani bazı gençler vardır, adam olmayı eline bir çakı veya bıçak alıp, bir bankı oymayı ve kesmeyi eşdeğer tutarlar; genellikle de şu Amerikan işi, sonradan çıkan, dağcıların kullandığı çakılarla yaparlar bunu. İşte o zaman içim ağlardı, unuturdum güzellikleri, dillenemediğime lanetler yağdırarak, sessiz sessiz lal bir isyan taşardı yüreğimden. Kiminiz zevk olsun diye, kiminiz üzüntüsünden, kiminiz de sevdiğinin adını paylaşmak için cümle alemle, sanki cümle alemin çok umurundaymış gibi onun sevdiğinin adı, sanki dört gözle onun o adı afişe etmesini bekliyorlarmış gibi, oydu, kesti oramı, buramı. Ne çok içim yanardı bilseniz o zaman. Tertemiz boyanıp da buraya bırakıldığım ilk gençlik günlerim gelirdi hayalime hemen, bana yapılanlardan sonra alıp başımı kaçmak isterdim buralardan, sanki ayaklarımın yürüme gücü varmış gibi de sonra boynum bükülür oturup kalırdım olduğum yerde, bir müebbet mahkumu olduğumu hatırlayarak. Siz, kendini yollara vurmuş bir bank gördünüz mü hiç? İşte bu misal benimki de, çekip gitme şansımın olmadığını kavrayıp, içime kapanır, ığıl ığıl ağlardım bu kadar çok incitilmekten, yüreğim isyan bayraklarını çekerdi için için, sessiz, lal bayraklardı bunlar, kimselerin duyamadığı.

Bir gece yarısından sonra, ellerinde yemekte oldukları kokoreçleri, iki genç geldi oturdu kucağıma, biri esmer, diğeri sarışına yakın kumral, kumral olanın yaşı küçük, belli, ama esmer olandan daha boyluca, esmer olan daha kabaca bir çocuk olmakla birlikte. Kokoreçlerini bitirince, aralarında konuşmaya başladılar, mahallelerinde bir yeşil alan varmış ama oturacak bir yer yokmuş, anlatıyorlardı birbirlerine, çözüm bulmak üzere. Birden birbirlerinin gözlerinin içine bakarak, dudaklarını kıpırdatmadan, anlaştılar aralarında ve beni süzmeye başladılar, yine hiç konuşmadan bir daha birbirlerine baktılar, hala konuşmuyorlardı, ama her ne olmuşsa, ikisi de aynı anda aynı şeyi düşünmüşcesine, giriverdiler koluma ve kaptıkları gibi kaldırdılar beni ve birlikte bir yolculuğa çıktık. Yeni yollar, yeni ağaçlar, yeni evler gördüm giderken onlarla, gece yarısı olduğundan, seyrek de olsa arabalar da geçiyordu yanımızdan. Bir müddet yol aldıktan sonra yorulup, soluklanmak üzere beni yere bırakıyorlar ve kucağımda dinleniyor, biraz sonra yine yola koyuluyorduk üçümüz birlikte. Böyle birkaç kez dinlene dinlene bir üç yol ağzına geldik, bulunduğumuz yol devam ediyor, bir kolu da aşağıya iniyordu. Tam bu yolun ayrılma noktasında, yeşillikten, muska gibi içinde birkaç ağacın bulunduğu küçücük bir park vardı. Bu parkın tam ortasına yerleştirdiler beni, bazı yerleri parça parça, amatörce beton dökülmüş, bazı yerleri de kazma kürekle düzeltilmiş, mini minnacık bir park.

İşte bu son birkaç yılımı bu minyatür parkta geçirdim, iyi ve kötü bir çok şey yaşadım ben bu insanların arasında. Öyle sırlar paylaştım ki, taş olsa çatlardı yerimde, ama ben çatlamadım, bu gençler her şeye rağmen iyi bakıyorlardı bana, çatlamamalıydım, onlara vefa borcum vardı.

Bazen geceler, bu çocuklar evlerine girdiklerinde, hastahane yakın olduğundan, hastahane dönüşü soluklanma molası veren nice hasta yakınlarına, nice ayyaşlara, nice kendini bilmezlere açtım kucağımı, kimselere isyan etmeden, gıkımı çıkartmadan. Ama artık yolun sonuna geldim besbelli, bak Belediye’nin işçileri iki taze bankın yerini hazırlamaya başladılar, benim olduğum yere değil, karşıma koyacaklar anlaşılan bu iki gencecik bankı. Hiç böyle olacağını düşünmemiştim, yaşlanıp, burada öleceğimi sanırdım, ama daha can vermedim ya, can vermediğim halde, yerime yenilerini getirdiler ya, galiba kıskandım. Son bir daha burada yaşadıklarımı hatırlayıp, vedalaşmalıyım artık.

Birsen Şahin
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,679,679,679,679,679,679,679,679,679,67
              3 Kahveci oy vermiş.
3 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

İlker Özlük

 Kahveci : İlker Özlük


  Gecenin denizinde

Saçları kıvrımlı, kıyıları yeşile boyalı bir nehir boşaltıyor kendini, gözleri uykusuzluktan kamaşmış bir ay ışığının ince bakışlarında. Bu gecenin denizi, senin ve benim göz yaşlarının yıkandığı bir yer.
Esaretim bedelime döküldü. Yüreğimden çok sıcak bir iklim geçiyor şimdi.
Aklımın hangi kenarında unuttum seni, sen gecenin en işlek denizisin, böyle kıyılara vurmandan belli çaresizliğin.
İçimde sana olan, içimde aşık olan bir korsan var şimdi. Gecenin yelkenine takılmış ince bıyığıyla.
Ben senin rüzgardan önce durulduğun yerdeyim.
İçimde bir isyan seni kıyılara vuruyor şimdi.
Sen gecenin en işlek denizi, dalgaların yüreğimi acıtıyor, sen her durulduğunda, gecenin herhangi bir kıyısında, bir rüzgar öyle sarhoş vuruyor ki kendini, fener dibinde ki ayyaş balıkçıdan daha kederli.
Gecenin denizi, bitmek bilmeyen bir yolda, bilmediğim bir ayak izi, her adımım çaresiz, sanki senden daha acemi.
Yorgun düşmüş bir akasyanın sesleri bunlar, hışırtılarından uyanan ateş böceğinin kısık ama içten ışığında.
Sen şimdi bilmediğim bir aşkın yarı açık çıplaklığında, sen gecenin denizi, sen boynumu büktüğüm bir anda.
Yalnızlığı çalıyor şarkılar, yalnızlık ağlıyor bir başına. Sen benim en ıslak mevsimimsin, kendi yalnızlığımda ve bilmediğim bir gölgede.
Seni yürüyorum, senden kırık, senden yaşça büyük bir yol ayrımında.
Ben senin paramparça yüreğine,
ateşten gömlek giydirdim.
Ben senin idealinim. Olmayacak bir düşün içinde değil, tüm güzellikler ve sahra büyüklüğünde sevgiden doğdum.
Amacım esaret değil, darmadağan bir yüreğin içinde yeniden yürek olmak.
Şimdi kalbinin kapılarını aç ve benim tümüyle içeride olmama izin ver.
Tüm güzelliği cesaret olmuş yorgun bir savaşçı gibi.
Sene 1910 buçuk, daha saatler kendini belirlememiş.
En genci 14 yaşının kaybolmuş büyüklüğünde, öyle dumanlı geliyor ki düşman şehirleri yok sayıyor.
Aklımda kalan bunlar.
Sen benim tanımadığım bir renkte.

İlker Özlük
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              4 Kahveci oy vermiş.
6 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Nesrin Yıldırım


Haliyle O'na...

Sensizlikten oluşmuş yalnızlığıma çaresizliğim bu benim. Soğuk telefon konuşmalarında ve bir an evvel telefonu kapatma sıkkınlığında konuşurken sen, seni özlediğimi söyleyen cümleleri bir araya getiremiyorum ve hiç bir şeyi konuşamıyorum. Bildiğim ne kadar kelime varsa unutuyorum hepsini ve boğazımda düğümlü kalan üç beş kelime ve boğazımda ki yanık acı. Senin ardında olmayan tüm kapıları kapatıyorum kendi üstüme ve ne kadar ışık varsa hepsini. Yabancı kalıyorum kendi hayatıma ve kendime. İçimdeki yabancıya kaldırıyorum içtiğim rakı kadehini. Rakıyı sevmezdim bilirsin. İlk senin elinden içmiştim rakıyı ve bunun anısına ne zaman canım darlansa ne zaman nefes almak güç gelse ve ne zaman özlesem seni yabancılığımı ve yalnızlığımı yanıma alıp kadeh kaldırıyorum senden kalan ne varsa işte onlara. Bir gülüşün, bir sözün, bir bakışın içimi aydınlatır. Hücrelerim bayram eder. Ve bayram şenliğinde coşar bedenim, ruhum, kalbim. Benim bayramlarım sende kaldı. Evinin salonunda, yemek pişirdiğimiz mutfağında, ölmekten hiç korkmadığım koynunda bana ait ne varsa işte hepsi orda kaldı. Çocuk sevinçlerim, hayatımda ilk defa mutluluktan ağladığım o kıymetli göz yaşlarım.

Nasıl özledim seni bilemezsin. Kalbimde bir acı bir tek bende kalan. Dolunaya doğru yaptığım uzun yürüyüşlerin ardından yorgun düşen ruhumun bitmez tükenmez sancısı, acısı bu. İçimde ezilmiş büzülmüş bi iç çöküş. Her yer gri ve taştan duvar. Ne zaman ruhum ağrısa sana seslenirim. Ağrı kesici kıvamında sesin soluğun. Kalbimin bir yerinde asılı kalmış ölsem mi ölmesem mi diye düşünen eski anılar. Ne zaman eskidiler bunlar. Daha çok olmalıydı eskimesine hatta eskimemesine. Kalbim böyle pazarlık yapmamıştı benle. Hiç eski diye bir şey olmayacaktı oysa. Ahhh zamansız gelen senden sonrası. Bir baktın mı bana her şey dururdu. Anlar mıydın ne kalbimin durmak üzere olduğunu gözlerini gözlerime diktiğinde ve kalbimin durmasına az kala çekerdin bakışlarını. Bana sırtını dönüp uyuduğun o gecelerde kalbim soğuktan üşürdü. Soğuk ve ayaz olurdu gecem. Ben hiç kimseye beyaz kağıtlarımı mürekkebe boyamadım. Hep beyaz kaldı kağıtlarım senden önce.

Bu kadar uzun cümleler kurabildiğimi bilmiyordum. Uzun uzun yazılar yazıyorum kim okuyacaksa. Eğer sana seni sevdiğimi söyleyebilirsem işte o zaman okursun sen. Sana seni sevdiğimi söyleyecek zamanım olur mu bilmiyorum. Belki bir gün bilmek ve duymak istersin. Hani çok özlersen beni ve hiç kandırmasan kendini özlemedim diye işte o zaman söylemekten geri kalmayacağım seni sevdiğimi. Ve hiçbir soğuk telefon konuşması boğazıma düğümleyemeyecek bu iki kelimeyi. Kalbim bir garip isyanda. Bedenim kalabalıklar arasında ruhum sana doğru yol almakta. Sürekli birileri bir araya gelip toplanıyor. Dillerini anlamadığım ne çok şey konuşuyorlar. Sonra yüzüme bakıyorlar yabancısı olduğum yabancılar onları anlıyormuşum gibi. Benim dilim, vatanım sensin. Sensiz geçen tek bir kelimeyi istemiyorum ve hiçbir vatanı. Senin olmadığın tek bir günü istemiyorum bu sensizlikle oluşmuş yalnızlığımda. Saatler ne zaman 12 yi gösterse yüzümde salakça bir gülümseme. Ve ne zaman açsam radyoyu şarkılardan fal bakıyorum. Gök kubbenin altında dua ediyorum gittiğim bütün şehirlerde. Ben eski bir cümleyim senin dilinde biliyorum. Yine de yazmaktan, sana doğru yol almaktan alıkoymayacağım kendimi. Ne zaman seni düşünsem herkesi aldatıyorum. Kalbimin içindeki gizli özne seni seviyorum.

Nesrin Yıldırım
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              3 Kahveci oy vermiş.
1 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Nadya Alpkonlar

 Barış Köşesi : Nadya Alpkonlar


   Nereden nereye ? I.

BENİ ANNEMDEN İSTEDİ!

Dün anılarımı bu cümle ile noktalamıştım.

Çok uzun yıllar aradan geçmesine rağmen, Spagetti İtalyanı, damdan düşer gibi, pat diye anneme arzusunu belirttiği an, ona nasıl kötü kötü ve nefretle baktığımı bugün gibi hatırlıyorum.
Bana küfretseydi daha iyi idi.

Annemin beni zor durumda bırakacak bir cevap vermeyeceğini umarak, bakışlarımı ona çevirdim bu sefer ve vereceği cevaba karşı gardımı aldım. İşte cevabı:
" Ben kızımın yerine cevap veremem. Bu sadece onu ilgilendiren bir konudur, cevabı da ancak kendisi verebilir." NOKTA!

Ben de bundan cesaret alarak cevabımı pat diye, fütursuzca yapıştırdım!
"Kusura bakmayın, bu imkansız, çünkü ben bir başkasını seviyorum. Yine de nazik teklifiniz için size teşekkür ederim." NOKTA!

Ne ise ki, ertesi günü bu uzun yolculuk, New York'a vardığımızda sona erdi.

Ama ne yazık ki bu güzelim yolculukta, hasretin ve özlemin verdiği acı bitmedi. Azalacağına gün be gün çoğaldı!

Annemin New York'a yerleşmek (parlak) fikri, benim için ölüm fermanından faksızdı!
Parlak fikirleri bununla da bitmiyordu.
Beni, Minneapolis'deki (Minnesota) bir hosteslik okuluna kaydettirmişti. Vizelerimizi de bu okul sayesinde almıştık.
Bir hafta New york'ta kaldıktan sonra Minneapolis'e uçtuk.
Orada, sadece bayanların kalabileceği bir yurda dönüştürülen bir otelde kalacaktım.
Annem beni otele yerleştirdikten ve okula teslim ettikten sonra, Kurs bitince gelip almak üzere New york'a döndü.

Ailenin tek çocuğu olduğumdan ve ben sekiz yaşımda iken babamdan ayrıldığından, bana çok düşkündü annem.
Bu yüzden de, yaşadığı müddetçe, beni her dönemde kısıtladığının farkına varamadı. Ben de hiçbir zaman bu düşüncemi yüzüne vurmadım.

Otel okula çok yakındı. Odamı da, okulun talebelerinden, 17 yaşında, delişmen, cıvıl cıvıl bir Amerikalı kızla paylaşacaktım.

Derslerin 1. haftasında, ilk gün, boyumuz, kilolarımız (ayak bileklerimize kadar) ölçülüp yazıldı. 52 kg. olduğum halde bana 1-2 kg. zayıflamam gerektiğini söylediler. Bu hiç de zor olmayacaktı, iştahım kökünden kurumuştu zaten.
Bu bir ay zarfında da eriyip yok olacağımı düşünüyordum... (Gençlik işte!)

İlk hafta adeta bir imaj operasyonu uygulandı!
Makyaj dersine başlar başlamaz evvela benim kalın kaşlarımı tek tek yolup incelttiler.
Başımızın üstüne bir kitap koyarak nasıl yürünür, nasıl topuklu ayakkabılarla merdiven çıkılır-inilir öğrettiler. (Merdiven çıkarken parmak uçları ile değil de, topukla beraber, tüm ayakla basmak gerekirmiş!)
Adab-ı muaşeret kaidelerini de es geçmediler.
Bunlar yetmiyormuş gibi her gün, sabah akşam jimnastik...

Sınıfımızda erkekler de vardı. Sayısını tam olarak hatırlamıyorum ama, toplam 25-30 kişi vardık, tümü Amerikalı. Avrupa'dan bir ben, bir de İsveç'li bir delikanlı vardı.

2. Hafta uçakla ve uçuşla ilgili her şeyi öğrettiler.
Atmosferden, bulutlardan, değişik hava şartlarından tutun da, uçakta nasıl yürünür, nasıl servis yapılır öğrendik. Bilet kesmeyi bile öğrettiler.

3. Hafta tüm ABD'nin eyalet ve başkentlerini, aralarındaki mesafelerini, tüm Amerikan Hava Yolları Şirketlerini ve bağlantılarını öğrendik.
Bazı Hava Yollarını (American Airlines, TWA) hava limanında ziyaret ettik.

Bu üç haftada bütün öğrendiklerim çığ gibi üzerimden akıp giderken, ben duygularımla nasıl baş edebiliyordum?

EDEMİYORDUM!

"Zaman en iyi ilaçtır" sözünün doğru olduğunu kanıtlayacak en ufak bir emare yoktu bende. Bu arada 2 kg. yerine, 4 kg. daha hafiflemiştim!

Dersten sonra bitap bir vaziyette otele döndüğümde, oda arkadaşım Jane, beni biraz olsun motive etmek için büyük gayret sarf ediyordu.
O her akşam, nişanli olmasına rağmen, dışarı çıkıp eğleniyordu. Saat 24de giriş kapısı kapandığından, o saate kadar da dönmüş oluyordu.

Ben ne yapıyordum?
Baş ucuma koyduğum sevgilimin fotoğrafına bakarak gözyaşlarımın eşliğinde ona mektup yazıyordum.

Bir de annem telefon ettiğinde, ona aksi aksi cevaplar vererek, ona kırgın olduğumu her seferinde belli ediyordum.

Jane her akşam onunla dışarı çıkmam için israr ediyordu.
16. gün, onu kırmamak adına, onunla çıkmayı kabul ettim.
Dışarı çıktığımızda, Jane'in bana, arkadaşım diye tanıştırdığı bir delikanlı, bizi arabasında bekliyordu. Yolda başka bir genci de aldılar arabaya.
Anlaşılan bana komplo kurmuşlardı!
Jane'nin arkadaşı, hadi bize gidelim, havuz başında eğleniriz, dedi.
Ben tabii, "yemezler" diye düşünüp, "ben gelmem eve"yi yapıştırdım hemen.
"O zaman siz isterseniz bir sinemaya gidersiniz, biz sizi çıkışta alırız" dedi.
Fazla da çiğlik etmemek için mecburen bu teklifi kabul ettim.

Allahtan delikanlı çok kibardı.
Hiçbir taşkın harakette bulunmadan, hiç bana ASILMADAN filmi izleyip çıktık sinemadan. Jane henüz gelmemişti, biz de sinemanın kafesine oturup biraz sohbet ettik. Türkiye'yi hiç tanımadığını sorduğu aptalca sorulardan anladım.
Yine de sinirlerime hakim olup sorduğu soruları sabırla ve lahavle çekerekten cevaplandırdım.
Otele vardığımızda saat 00.30 olmuştu, kapıcıyı zor bela ikna edip içeri girdik.

Jane'nin o günden sonraki teklifleri de havada asılı kaldı!

(Çok uzadı galiba, ama ne yapayım, anılar uyandı bir kere! Kalemime dur diyemiyorum.)

4. Haftayı kısa keseceğim, söz!

Her ne ise, 4. haftayı da sınavlarla geçiştirip diplomamı iyi bir notla aldım.
Okul benden, sen çok uzaklardan geldin, deyip kurs parasını almadı. Sadece otel parası olan 99 Doları ödedikten sonra annemle New York'a döndük.

İkimiz için de asıl işkence şimdi başlıyordu!

Long İsland'da annemin kuzeninin evinde kalıyorduk.
Ben her akşam, yatağımda, nasıl İstanbul'a geri dönebilirimin hesaplarını yapıyor, türlü şeytanlıklar düşünüp senaryolar tasarlıyordum.

Bunda başarılı olup olamayacağımı hep beraber göreceğiz.

Nadya Alpkonlar
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              7 Kahveci oy vermiş.
10 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Milenyumun Mandalı : Sait Haşmetoğlu


Milenyumun Mandalı

Editör'den Önemli Not:Sevgili Sait Haşmetoğlu'nun e-romanı görsel öğelerle süslendiğinden, aşağıdaki adresten tek tıklamayla zevkle okuyabilirsiniz. Üşenmeyin... Tıklayın... Ayrıca bugünden itibaren duygu ve görüşlerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.
http://www.kmarsiv.com/xfiles/mandal_1.asp

Devamı yok. BİTTİ

hasmetoglu@kahveciyiz.biz

Bu romanı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 8,578,578,578,578,578,578,578,578,57
              445 Kahveci oy vermiş.
58261 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Dost Meclisi



Fotoğraf: Şeref Bilgi

<#><#><#><#><#><#><#>

Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün 5.678 kahveciye doğru yola çıkmıştır.

Yukarı

 

 Tadımlık Şiirler


SANRI

Gözlerin gelir aklıma;
Parça parça, bölük bölük
Çöker yüreğime hüzün.
"Alın götürün beni" derim
Dertleri kederleri süzün.

Ağır ağır kaybolur gecede yüzün.
Çeker gider;
Ne kıymeti var ki sözün?

Bir çocuk çöker penceremin önüne.
Ürkektir çocuk,
Üşümektedir hem de.
Gel gir içeri çocuk.
Gel gir!
Gülsün gül yüzün.

Alparslan Zengin

Yukarı

 

 Biraz Gülümseyin




Çizen: Hüseyin Alparslan

Yukarı

 

 Kıraathane Panosu


İstanbul için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Ankara için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
İzmir için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr

Yukarı

 

Akın Ceylan

 İşe Yarar Kısayollar


  Şef Garson : Akın Ceylan       Yamağı : Cem Özbatur

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=3850&ek_tarihi=29/04/2005
Yazılarıyla hem elektronik hem de basılı dergimize renk katan sevgili Nesrin Özyaycı'nın yeni çıkan "ALLEBEN'DE BOĞULMAK" kitabıyla ilgili olarak Hülya Soyşekerci'nin bir yazısı. Dilerseniz yorumlarda da bulunabilirsiniz.

www.kaslagit.com
"Amacımız, insan gücü ile yapılan keşif yolculuklarıyla çocukları eğitmek ve herkese esin kaynağı olmaktır. İstendiğinde hayallerin gerçekleşeceğini, bu yolda karşılaştığımız engellerin aslında bizi durdurmaması gerektiğini göstermeye çalışıyoruz." diyor Erden Eruç. Bu güzel proje ile ilgili detayları öğrenmek, Erden Eruç'u tanımak ve belki katkıda bulunmak için tıklayın.

Siz işyerinde veya ev ortamında bilgisayarınızla yoğun bir irtibat halindeyseniz, ekranda hep aynı görüntüyü görmekten sıkılır ve güzel bir resim ararsınız. Biz bu resimlere ne diyoruz? Duvar kağıdı. http://www.wallpapervault.com/ kısayolunda en alası mevcut. Hem de bazıları aktif animasyonlu, (ne demekse?). Ve işte en sona sakladığım sürpriz. http://mariemarie0000.free.fr/fichiers/images/pop.swf kısayolunda öyle ilginç bir şey var ki inanamadım. Eminim sizler de gözlerinize inanamayacaksınız. Sonunda yaptılar dedirtecek bu orjinal çalışmayı lütfen kaçırmayın. Büyük küçük hepinizin hoşuna gideceğine eminim.

http://www.buybye.com/detail.asp?PRODUCT_ID=F102A9K935M714ID1
"ALIŞVERİŞİN GÜLER YÜZÜ". Kahve Molası Dergimiz artık Buybye.com'da. Kredi kartınızla derhal satın alıp adresinize gönderilmesini sağlayabilirsiniz. Hatta dergiyi taksitle almanız bile mümkün. Tabi hepsi bu kadar değil. Dergi için gitmişken tüm reyonları dolaşmakta yarar var. Pekçok ürünün yanında hormonsuz doğal domatese özellikle dikkatinizi çekerim.

Yukarı

 

 Damak tadınıza uygun kahveler


xp-AntiSpy Setup Download 3.94-1 [326 KB] Windows Free
http://xp-antispy.org/index.php?option=com_remository&func=sellang&iso=en
Harika bir yardımcı program. Windows üzerinde sizi rahatsız eden pekçok şeyi manuel olarak kapatmak mümkün olsa da bunun zaman aldığı ve bir miktar bilgi gerektirdiği hepinizin malumu. İşte bu program tüm bunları bir check atmakla hallediyor. Mesela MSN siz istemeden başlamasın mı istiyorsunuz? Deneyin çok işinize yarayacak.

Yukarı





Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



SON BASKI (HTML)

KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
DÜNÜN
ŞARKILARI





ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM













Fincan almak ister misiniz?
http://kmarsiv.com/sayilar/20050511.asp
ISSN: 1303-8923
11 Mayıs 2005 - ©2002/05-kmarsiv.com
istanbullife.com