ABONE OL!



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 4 Sayı: 750

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 25 Mayıs 2005 - Fincanın İçindekiler


 

 Editör'den : Patrondan izin istedim!..

ABONE OL!
Merhabalar

Alın işte gene saat 3:15 ve biz ekranla karşı karşıya bakışıp ağlaşıyoruz. Adam gibi bir mazerette bulamadım doğrusu. Evet Ocean's Eleven'ı seyrettim tekrar, biraz dalga geçtim, 4 bardak çay içtim, gazeteyi burası hariç baskıya hazır hale getirdim ama kendime zaman ayıramadım. Siz şimdi bırak gevezeliği çek git dersiniz biliyorum. Ama kazın ayağı öyle değil. Şurada birkaç satır yazı yazmazsam yandaki dergi fotoğrafı eğreti kalıyor. O nedenle burayı bir miktar dolu tutmalıyım. Gevezeliğin nedeni bu. Yarın da maç var. Dergi işler falan derken en iyisi ben yıllık iznimden bir parça daha kullanayım dedim ve gidip patrondan izin istedim. O da uyku sersemi verdi n'apsın. Giderken pikaba da birşeyler koy dedi. Ben de bir Supertramp klasiği seçtim, Breakfast in America. Yeni günde puslu havanın dağılıp güneşin yüzünü hepimize göstermesini diliyorum. Hoşçakalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur

11 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 PASTORAL EFEMER : Zeki Yıldırım


ORGANİK BİLGELİK SORULARI -III-

Çocuklar, biliyorsunuz dönem sonu yaklaşıyor ve hepinizin de sözlü notu olması gerekiyor. Bu nedenle öncelikle gönüllü olarak sözlüye kalkmak isteyenlerden başlayarak, hepinizi sırayla sözlüye alacağım. İlk soruya kim cevap vermek ister?
- Ben
- Been
- Bennnnnn!
- Benim sabırsız domatizim. Peki işte sorun Seda.
"Ur sinekleri ile bir akrabalığı olmayan bir böcek olan Micromalthus debilis, arada dehşet verici bir farklılık olmasına karşın ur sineklerininkine çok benzer bir sistem geliştirmiştir. Bazı pedogenetik dişiler tek bir erkek yavru doğurur. Bu larva dört beş gün kadar annesinin kabuk derisine tutunur, daha sonra kafasını annesinin cinsel açıklığından içeri sokar ve onu yer. Söyle bakalım kızım, nedir bunun anlamı?
- Onu bilmeyecek ne var örtmenim, bu yalnızca bizim algılarımızın ilgisiz standartlarının dışında sinekler içinde ekstraordinari bir situveyşindir.
- Tamam da çilekli thinkerbellim, insani sezgilerimizle örtüşmeyen bir yaşam kipinin uyuma yönelik anlamı nedir?
- Sensitif bir human behavyeri olarak, yarebb'imin de dediği ya da diyeceği gibi bu sorunun yanıtlanmasında olağan mantıksal yöntem uygulanabilir, o da karşılaştırılmalı yöntemdir (Dr. Ümit abim, çalıştığımız acil serviste sürekli yoğun talebe bakıp, karşılıklı tavla seanslarına soyut bir yaklaşım sergilerken kapris yapmamaktadır). Burada genetik benzerliği olan ama farklı bir yaşam kipine adaptif geçiş sağlayan bir obje vardır. Neyse ki ur sineklerinin yaşam çevrimi bize bir açıklama sunmaktadır. Cinsiyetsiz, larva halindeki anneyi, belirsiz bir ilişkiye ve genetik benzerliğe sahip akraba bir türle karşılaştırmak zorunda değiliz. Onu aynı türün genetik olarak özdeş, alternatif formuyla karşılaştırabiliriz; normal olan cinsiyetli sinektir. Artık köpeeemi gezdirme izni verirsiniz de mi örtmenim?
- Höö ?? Yani ha?? Evet ha ha ha, eferüm yani aferin kızım. Çocuklar Seda'nın notu kaç sizce ?
- On, on, on.
- Şimdiii, evet şimdiki sorumuzu da Tuba'ya soralım. Söyle bakalııım, B. Bettelheim'in Pamuk prenses ve yedi cüceler masalında uyuyan güzelin kanayan parmağının ilk aybaşı kanamasını; uzun uykusunun ise tam erişkinliğe ulaşmayı bekleyen ergenlik rehavetini temsil ettiğine dair varsayımları vardır. Buna ne diyebilirsin kızım?
- Gayet kolay bir soru öğretmenim. Bence de horul horul uyumakta olan güzel aslında çıtır bir prens tarafından öpülmüş olmayıp çatır bir kral tarafından döllenmiş olduğundan, uyanışını cinsel olgunluğun başlangıcı olarak yorumlayabiliriz. Bu nedenle doğru bir yaklaşım olarak değerlendirmekten öte başka ne yapabiliriz ki. Başka soru??? Mesala çıtırların, çıtırdadıkları çıtırlık çıtırı, çıtırmıdır, çıdırtıysa çıtır çıtırmıdır...
- Tamam Tuba, güzel bir yaklaşım. Belki Yozgat yollarında gidip gelirken kitap okumaya dolayısıyla yeni görüşleri takip etmeye zaman bulabiliyorsun. Seni kutlarım. İşteee yazıyorum kocaman bir on. Eveeet, yiğitlerin harmanlandığı Erzurum Ovası'nın yetiştirdiği nadide kır çiçeklerinden birinde sıra. Gerçi Temmuz diye bilinirse de, onun nisan gibi ılık, sevgi dolu bir kalbi vardır.

Dılıng! Dulung! Dolung!

Pardon Temmuz öbür derse kaldı. Öbür ders sözlüye kalkacakları yazıyorum; Temmuz başta; Nur, Ras ve Captain. İyi günler çocuklarım, sevgili mercimeklerim (Bu hitap rahmetli Şefik Hocamındı. Toprağı bol olsun).

Zeki Yıldırım
zekiyildirim@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              8 Kahveci oy vermiş.
15 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Ertan Tuzlu


ÜZÜM ÇİÇEK AÇTI

MURILLO, Bartolomé Esteban-Boys Eating Fruit Üzümün çiçek açması diye tanımlayabilirim şarabı ya da aşk öncesi yapılan bir dansın, bir ayinin başlangıcı, bir de tutku dolu aşkların ateş-i çırpınışları...

Eskidikçe güzelleşen, durdukça değerlenen, içtikçe coşan bir kadın ya da erkeksi bir romantizm. Bir özlem, yarin dudağı, sevgiliye kavuşmanın sevinci...

Apollon’un oğlu Anious’un üç kızı; ataları Dionysos’un verdiği güç ile buğday tanesi Spermo ile zeytinyağı Elais’den farklı olarak topraktan şarap fışkırtan Oino’nun suyu idi o.

İçtiğinde Sapho’yu Midilli’den (Lesbos), Bozcaada’ya (Tenedos) doğru çığlık çığlığa ünleten ve içtiğimizde dörtlüklerde anıların yolculuklarına çıkarandı bizi.

Keçi derisinden yapılmış tulumlardan içtiği şarapla sarhoş olan Nuh’un cesaretine ve kızılımsı akşamüstlerinin suçlarına ortak olmamızın nedeni idi.

Yapılışındaki gibi hayatımızdaki çöplerle sapları ayırmamızın gereği, Tasavvuf Şairleri’nin dizelerindeki Tanrı’ya duyulan derin sevgiyi, gönül coşkunluğunu yaratan bir eğilimdi.

Eski bir batıktan çıkartılan amforalarda asırlardır saklanan çocuksu suçlarımız, sıcak kıpkırmızı duygularımız ve günbatımındaki yaramazlıklarımızdı.

“Şarap içtik denizin renginde
Üstelik Troya’da
Vurduğunda aşkların
ateşi çırpınışları kalbimize
Ilık, ihtiras dolu sevişmeleri yaşardık
Ve bizler o tatlı çocuksu suçu
birlikte işledik.”

Lise yıllarında Yunan yazar Nikos Kazancakis’in Zorba kitabını okuduk, ardından aynı adlı romandan yapılan filmdeki Anthony Quinn’den etkilendik.
Okulu kırıp Çamburnu’nda onun gibi simit ekmeği, sucuk yiyip şarap içtik, yasak danslar yaptık. Ucuz şarapları tercih ettik çünkü yetmişlerin sonunda öğrenciydik.

Sonrası Tango ve Flamenko. Zil, şal ve Endülüs’de rakseden kırmızılı bir kadının siyah şalında yeni heyecanlara savrulduk. Troya’da, güneşin hoşçakal dediği saatlerde denizin renginde şaraplar yudumladık.

Üzüm olduk, ezildik bir kadının ayak altlarında, süzüldük narin avuçlarından. Şarap olduk, içildik. Hercai bir esriklik estirdik tutkulu bekleyişlere.

Kadehlerde kah alev-i bir sevinç, kah kırmızı bir hüzün olduk.

Ertan Tuzlu
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 8,008,008,008,008,008,008,008,00
              8 Kahveci oy vermiş.
7 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Tuğba Çamlıbel

 Saklı Kahve : Tuğba Çamlıbel


  BEBEĞİME MEKTUP

Geçen akşam evde seni dinlerken içimde, birden aklıma geldi. Neden anlatmıyorum, neden mahrum bırakıyorum seni bugünlerden yavrum. Şimdi annemin bana yazdığı mektuplar olsaydı elimde, o zamanki hislerini, duygularını, hassaslığını, yaşadıklarını anlatsaydı bana, belki bu güne kadar anlamayabilirdim. Bugüne kadar yaşamayabilirdim. Ama bugün öyle anlardım ki yaşadıklarını, öyle bilir, öyle hissederdim ki...Şimdi soruyorum, "hatırlamıyorum, yavrum" diyor. Ama ben bilmeni, hatırlamanı istiyorum. Aynı güzelliği yaşadığında, annem gibi demeni istiyorum bu satırları okuduğunda.

Soğuk bir kış günü öğrendik geleceğini. Sürpriz yapmıştın çook uzak diyarlardan. Şimdiden biliyorsun yavrum annenin sürprizleri ne çok sevdiğini. Hazırlıksız yakalandım sana. Ama bilseydim belki bu kadar coşmazdık babanla...Halsizliğimi, yorgunluğuma veriyordum nicedir. Babanın zoruyla gittim doktora. Ertesi gün tahlil sonuçlarını alabileceğimi söyledi doktorum. Hiç bilir miydim o geceden sonra yaşamımızın tamamen değişeceğini? Daha bir anlam kazanacağını. Ertesi gün sonuçları öğrendiğimde hayatımda ilk defa sevinçten ağladım yavrum. Yaşları tutamadım gözümde. Sanki çağlayan pınar oldu gözlerim. Şükrettim Rabbime doyasıya. İlk defa sana söylüyorum. Soranlara 'zamanı var' dediğimde bile için için dua ederim. "Allah'ım, ne olursun anne olmayı layık gör, nasip et bana". İlk defa sana söylüyorum yavrum...

Göz yaşlarımı güçlükle bastırdığımda ilk baban geldi aklıma. Nasıl verebilirdim ona bu güzel haberi. Filmlerdeki gibi romantik bir ortamda mı, bir telefonla mı, akşam evde ona en sevdiği yemekleri hazırlayıp, en neşeli zamanında mı?

Sende biliyorsun artık annenin ne kadar sabırsız olduğunu? Babanın iş yerine gittik birlikte. Aldığım pembe gülü masasına koymuştum usulca. Şaşırmıştı. "Bebeğimizin ilk hediyesi" demiştim. O an görmeliydin yavrum babanı. O duygulu, o muhteşem ânı. İlk defa gözlerini dolu dolu gördüm babanın. İlk defa...Tüm şirket duymuştu da ne kadar mahcup olmuştum.

O günden beri kendimi olduğu kadar babanı da idare etmeye başladım. Evdeki yardımlarına daha da dikkat edişi, üzerime daha bir titreyişi, duygusal iniş çıkışlarımda beni teselli edişi, ani hareketlerime tepki verişi, su sürahisini bile kızgın bakışlarla elimden alışı...Çok güzel günler yavrum bunlar. Daha bir kenetlendik, daha bir aile olduğumuzu anladık seninle birlikte. Zaten sevgisi ve ilgisiyle beni yeterince mutlu ederdi baban. Şimdi senin sevgini, senin ilgini de aşılıyor bana. Geçen gün tartışırken yakaladı anneannen bizi. Ben 'inşallah sana benzer' diyordum babana. O 'inşallah annesine benzer' diye dua ediyordu inatla. "Delisiniz siz" dedi anneannen gülerek. Bizim sevgimiz meşhur buralarda. Nice zorluktan sonra kavuştuk birbirimize. Bak bir şey daha itiraf edeyim sana. Önce ben sevdim babanı. O ise bunu hâlâ bilmiyor. İki arkadaşken ya da o daha henüz beni arkadaş bilirken bile benim yüreğim kıpır kıpırdı ona. Korkarak, çekinerek, ne tepki vereceğimin sıkıntısıyla terler dökerek açıklamıştı sevgisini bana. Ben hayatımda ilk o gün gerçekten mutlu oldum yavrum. Yaşıyorum, seviyorum, seviliyorum...İlk defa o gün saydım bunları arka arkaya.

Sense aşkımızın hediyesisin bana. Hayatımızın ikinci gerçek mutluluk kaynağısın. Sevgi bebeği olacaksın yavrum.

Büyüyünce çok karıştıracaklar kafanı. Sevgi yoktur, aşk yoktur diyecekler sana. Ama sen görecek, yaşayacak, hissedeceksin yavrum. 'Ben annemle babamda gördüm o sevgiyi' diyeceksin. Ve söz veriyorum yavrum sana, bir kez bile bu sevdadan şüpheye düşmeyeceksin.

İki hafta sonra içimde değil, kucağımda olacağını söyledi doktor. Garip bir heyecan kapladı içimi. Bir o kadar da burukluk. Sanki benimsin, parçamsın, bana özelsin şu an. Her anne böyle olur mu? Bilmiyorum. Bak bunu sormadım kimseye. Ama gelişini de özlemle, heyecanla bekliyoruz yavrum. Gülüşünü, ağlamanı, beni hissetmeni, uyumanı, gözlerini odada dolaştırmanı...Hepsini ama hepsini özlemle bekliyorum yavrum.

Artık kitaplarımı bile baban okumak istiyor. Biraz daha yoruluyorum gelişin yaklaştıkça. Her akşam şiirler okuyoruz birbirimize. O okuyor, ben ağlıyorum. Daha bir duygusallaştım son günlerde. Baban, her gün yeni bir müzik dinletiyor sana isimlerini bile bilmediğim. "Müzisyen olacak benim kızım bu gidişle" diyor gülerek. Bense onun bu tatlı telaşını seyrediyorum aşkla, sevgiyle...

Şimdilik bitirmem lazım bebeğim. Annen yoruldu artık. Baban beni bekliyor içeride. Aldığı son müziği dinletmek istiyor sana. Bak piyano sesleri gelmeye başladı bile odadan. Ama annen bugün tembel gününde. Sen müziği dinlerken, ben babanın dizlerinde uyuyor olacağım.

İyi geceler bebeğim...

Tuğba Çamlıbel
tugbacamlibel@hotmail.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,249,249,249,249,249,249,249,249,24
              17 Kahveci oy vermiş.
23 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Burak Ü. KILIÇASLAN

 FİL GEÇİDİ : Burak Ü. Kılıçaslan


  DİŞİ EŞEK

Türkiye'de "mürekkep yalama" oranı nedir, bileniniz var mı? Hani uzun yıllar eğitim görmüş, ilim öğrenmiş kişiler hakkında söylenir ya, işte o oran.

Eskiden elyazması kitapların sayfaları hazırlanırken pürüzleri kaybolsun ve kalemin kayganlığı sağlansın diye parşömenlerin üzeri aher denilen bir tür sıvı ile cilalanırmış. Aher, yumurta akı ve nişasta ile hazırlanan muhallebi kıvamında bir kağıt dolgu maddesi olup kağıt üzerinde bir tabaka oluşturur. Kitap kurtlarının pek sevdiği aher, aslında suyu görünce hemen erir. Aherin bu özelliğinden dolayı eski zamanların hatt?tları, bir hata yaptıkları zaman onu silmek için(mürekkep silgisi henüz icad edilmemiştir) serçe parmaklarının ucunu ağızlarında ıslatıp hatalı harf veya kelimenin üzerine sürerler, böylece zemindeki aher dağılır ve aherle birlikte hata da kendiliğinden kaybolur gidermiş. Bazen bütün cümlenin silinmesi gerektiğinde aynı işlemi tekrarlamak gerekir, hatt?tın serçe parmağına gelen mürekkep ister istemez diline geçer, böylece hatt?t mürekkebi yalamış olurmuş.

Sonuçta eskiler, bir insanın yaladığı mürekkep miktarınca ilminin fazlalaştığını varsayarlar ve okuma yazma bilenlerin pek az olduğu çağlarda azıcık da olsa "mürekkep yalamış"* olmayı toplum içinde saygı belirtisi olarak alırlarmış.

Bu çağda ne kadar hatt?t varsa önünde saygıyla eğilmemiz gerekir. Hele doğu illerindeki kızların okuma yazma oranını duyan, bilen ve bunu içine sindiren herkesi mürit, hatt?tları da şeyh ilan etmek gerekir.

Türkiye'nin toplam nüfusu 70 milyon. Okuma yazma yaşı olan 6 yaş itibariyle, toplam nüfus 60 milyon. Bunun 31 milyonu erkek, 29 milyonu kadın. Okuryazar olmayan erkek nüfusu 1,8 milyon, kadın nüfusu ise 5,7 milyon. Okul çağı geldiği halde okula gidemeyen 500 bin kız çocuğunun 250 bini doğu ve güneydoğu illerinde yaşamakta.

Doğu ve Güneydoğu illerinin hemen hemen hepsini gezdim, hala da geziyorum. Ne yaşamlar, ne mek?nlar, ne kültürler, ne kadınlar var inanın bildiğiniz gibi değil! Şırnak, Hakkari, Mardin, Diyarbakır, Bitlis, Muş, Van... Ya Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı'nın görülmediği, Ağrı kenti!

Ve biz buraları "Herkes için Eğitim" ya da "Haydi Kız Çocukları Okula" kampanyaları ile, gazete okumak için "Tencere-Tava" kampanyalarını izlediğimiz gibi izliyoruz.


Kadın/Erkek okullaşma oranları arasında hala büyük uçurumlar var. Bu farklılığı gidermek, kızların okullaşma oranını yükseltmek için Birleşmiş Milletler tarafından 25 ülke seçilmişti. Bu 25 ülke içerisinde biz de varız; Afganistan, Bangladeş, Butan, Bolivya, Burkina Faso, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Cibuti, Eritre, Etiyopya, Hindistan, Malavi, Mali, Nepal, Nijerya, Pakistan, Papua Yeni Gine, Sudan, Tanzanya, Türkiye, Yemen ve Zambiya.

Elbette bu kampanyaların birer katkı olduğunu, hiç olmasa bir niyet olduğunu yadsımıyorum. Ama bu ülkenin bir eğitim devrimine gereksinim duyduğunu, bunun da bir proje olarak mühendislik çalışması kadar planlı ve teknik olması gerektiğini düşünüyorum.

Buralarda yaşayan insanların yaşamlarına ortak olmadığınız sürece de böyle bir çalışmanın, uygarlaşmanın doğasıyla ve bizim gelenekselliğimizle çatışmaktan öte elbette gidemeyecektir.

Öyle bir gelenek ki; bu bölgede kızların okullaşma oranını artırmaya yönelik düzenlenecek kampanyalar, özellikle kırsal kesimdeki erkek çocuklarının ilk cinsel deneyimlerini dişi eşeklerle yapmış olması gerçeğini henüz değiştirmeyecektir.

Türkiye'de, ilk cinsel deneyimini "dişi eşek" ile yapmış erkeklerin oranı nedir, bileniniz var mı?

* İskender Pala, "iki dirhem, bir çekirdek"

Burak Ü. Kılıçaslan
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              11 Kahveci oy vermiş.
11 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Figen Yarar


Bir sardalya pulu kadar tutunamadım mı tenine?

Nereden başlayacağımı bilmiyorum aslında, tıpkı bitiremediğim gibi.Ne başlangıç ne de sondayım, ortalarda da değilim aslında boşlukta asılı sanki her şey...

Ayaz bir sabah, saat altı suları, henüz kavuşmamış kirpiklerim üşümüş kadın yüzümde, seslere koşuyor yalnızlığım.Yılmaz kaptan dönmüş balıktan. Karışıyorum aralarına, ahh bilir misiniz ne keyiflidir balık ayıklamak ağdan. Hele ellerinize, yüzünüze, göğsünüze yapışan sardalyanın pulları, tutunuşunu hissedersiniz teninize..

"Bir sardalya pulu kadar tutunamadım mı tenine?"

Veda etme gereği bile duymadın giderken, terketmedin kendince, sadece uçmaktı biraz gidişin. Merak ettim hep, onca ağır yükle nasıl uçtuğunu. Onurumu, aşka inancımı, yarınlarımı ve gülüşlerimi yüklenmiştin giderken, ağırlığını hissetmedin mi hiç?

Bir sardalya'ya ilişiyor gözüm canlı henüz, çırpınıyor, yavaşça alıyorum elime ve bırakıyorum suya, giderken bir kaç pul bırakmış elime, ne tuaf değil mi? Anlık da olsa dokunuşlar, izleri kalıyor tende..

Sildin belki çok şeyi, ama silebilir misin bendeki izleri?Ya ben silebilir miyim bunca çırpındığım şiirleri? En beyaz sayfalara zerk ettim kalemimden kirlerini. Ağlarken çocuk yanım terkedilmişliğine, en olgun çağını yaşıyordu kadınlığım, hiç incitmedi, hiç kınamadı şeytanla dansını.Az önceki sardalyanın özgürlüğe dalışı gibi izledim seni gidişini. Sense hep kalkan yaptın sevgimi bana..

Azalır mı diye bekledim yüreğimde gidişinin sızısı...Yakamozlar kucakladı sahil boyunda denize değen ayaklarımı defalarca... Dinmedi yangınlarım yine de..

Suya bıraktığım sardalyanın dinmiş miydi yangını?

Şimdi ne o çok sevdiğimiz şarkılarda, ne de şiirlerde tamamlanmıyor, bitiremediğim, bitiremediğin, bitiremediğimiz aşkın yarım kalmış öyküsü...

Figen Yarar
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,809,809,809,809,809,809,809,809,809,80
              15 Kahveci oy vermiş.
13 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Nesrin Yıldırım

 Kahveci : Nesrin Yıldırım


  Sen giderken...

Küçükken vazgeçtiğim ne varsa hepsi sende gizli. Boş ve kırık çerçevenin kırk yıllık resmi gibisin kalbimde. Renksiz, eski bir fotoğraf griliğinde anılarımız. Yıpranmış, solmuş fotoğraflarda ki eski tanıdık yüzler, kalbimden gelip geçenler ve delip geçenler. Gidenlerin türküsü eşliğinde, gidenlerin ayak izini takip eden yırtık pırtık ruhumun ayak sesleri bunlar. Bedenim kim vurduya gitmiş bir hiçin, modası geçmiş giysisi. Seni özlemek, buralara uğramayan, kapımın önünde açmayan o çok özlediğim çiçek isimleri gibi. Kurumuş toprağın üzerinde ki silik ayak izlerin, belli ki buralara uğramayalı çok olmuş. Ayağının altında izi duran ezilmiş çiçeklerimin kuru toprağı kalan bir tek bana. Yüzüm gözüm toz toprak senin esip savurduğun gidişinin rüzgarıyla. Ne varsa giderken geride bıraktığın yok şimdi hiç biri. Ne gözümün ucunda ki o resim, ne hayalini kurduğum o uçurtma, ne de senle öğrendiklerim. Şimdiler de ezbere bildiklerimi yeniden öğreniyorum. Sevmeyi örneğin, veda etmeyi, ölümden daha beter ayrılıkları, yok saymayı, beklemeyi, unutmayı bir çok şeyi ve kaybetmeyi öğreniyorum. Sen giderken eski bir şarkı mırıldandım çok sevdiğim. Gelmeyeceksin biliyorum ve hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Her şey eskidi onların yerine yenileri geldi daha da acıtarak,kanatarak. Ben kaybettim, kaybeden pek çok kişi gibi. Ve hiç birimizin kaybı diğerimizden daha büyük değil. Ruhumun soluk renkli, küf tutan duvarları yıkılıyor, yeniden inşa edilmeyi öğrenmek zorunda kalarak. Sen gittin, bizim geride kalışımıza hiç aldırmadan. Sen giderken, hiç biri bize çıkmayan ayak izlerini takip ettim. Yollarını hiç bilmediğim arka sokaklara çıktı ayak izlerin. Senin oturduğun sokağın kenarına bıraktım senden aldığım her şeyi. Bizi bıraktın yağan yağmurlara aldırmadan, şemsiyesiz öylece bıraktın bizi. Geriye dönüp hiç bakmadın. Gözümün önünden kayboluyordun ve ben gözümü hiç kırpmadan öylece gidişini izliyordum. Gittin, eski bir fotoğraf albümünde kaldı anılarımız. Sen giderken kalbim yandı, kül oldu.

Nesrin Yıldırım
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              8 Kahveci oy vermiş.
20 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Halil Demir


Ermeni Meselesinde Gerçekler

Her yıl 24 Nisan tarihi gelmeden aylar öncesinden, Ermeniler dünya üzerinde en çok konuşulan milletlerden biri durumuna gelirler. Dünya üzerinde bulunan bütün Ermeniler, nerede yaşarlarsa yaşasınlar, tek kuvvet olarak 1915 yılında Osmanlı Devletinin güvenlik gerekçesi ile gerçekleştirdiği "tehcir" olayını soykırım olarak tanıtmaya çalışırlar. Diaspora denilen yurt dışında yaşayan Ermeniler yaşadıkları ülkelere baskı yaparlar, o ülkelerde bunu fırsat bilerek, kendi çıkarları için Türkiye'ye değişik alanlarda tehditler yaparlar.

Her yıl karşımıza dikilen, bu yalan yanlış Ermeni meselesi nedir? Bu sorunun cevabı, Antalya'da "Ermeni Meselesinde Gerçekler" adıyla yapılan bir açık oturumda tartışılmıştır. Türk Dünyası Dayanışma Platformu tarafından, 23.04.2005 tarihinde düzenlenen bu açık oturuma, Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsrafil Kurtçepe, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Şenol Kantarcı ve Yeniçağ Gazetesi yazarı Necdet Sevinç katılmıştır. Oturum başkanlığını Muarif Gaziler Derneği Başkanı Emekli Albay Abidin Sezer yapmıştır.

Açılış konuşmasını, Türk Ocağı Antalya Şubesi Başkanı Abdullah Uysal, esas soykırımın Türklere yapıldığını, çünkü 16. yüzyılda Türkler'in dünya nüfusu içindeki payının % 8, şu anda ise bu oranın % 3 olduğunu söyleyerek yaptı. Antalya Valiliği'ni temsilen bir vali yardımcısının bulunduğu Kültür Sineması Salonundaki açık oturuma vatandaşların ilgisi yoğun oldu. Vatandaşların ve belliki yerinde yapılan tavsiyelerle öğrencilerin yoğun ilgisinden dolayı, dinleyiciler açık oturumu ayakta izlemek durumunda kaldı.

Muarif Gaziler Derneği Başkanı emekli albay Abidin Sezer açık oturumun açılış konuşmasını yaparken, sorunun ne olduğunu anlamak için şunu irdelemek gerekir; sorun Ermeni meselesi mi yoksa Lozan'ı tanımayan ABD ve Ermenistan, Lozan'ı masaya mı yatırmak istiyor dedi. Açık oturumun ilk konuşmacısı Prof Dr. İsrafil Kurtçepe, özetle konuşmasında şu açıklamalarda bulunmuştur: Bir tarihçi hangi milletten olursa olsun tarafsız olmak zorundadır. Eğer tarafsızlığını korumazsa siyasi iradelerin dışına çıkamaz. Biz Türkler Ermenilerle 800 yıl birlikte yaşadık. Biz Ermenilerle 1915 yılında tanışmadık. Bir zamanlar bir Ermeni din adamı, Türklerin kendi din kardeşlerinin gönüllerini kazandığını söylemiştir. 1820 yılında Osmanlıya karşı ayaklanan Yunanlılar, Osmanlıların güvenini kaybetmişler, Ermenileri kendilerine yakın bulmuşlardır. Aynı yıllar misyonerlerin Anadolu'da cirit atmaya başladığı dönem olmuştur.

Rus güçlerinin, İstanbul'da bugünkü havaalanının olduğu yerlere (Ayestefonos) gelmesi Ermeni probleminin başlangıcı olmuştur. O zamanlar Ermenilerin arkasında Ruslar vardı. Ruslar, yapılan Ayestefonos Anlaşması'na Ermeniler'in hakkını koruyan bir madde eklemiştir. Ruslar ve İngilizler, emperyalist emellerine karşı Ermenileri kullanmışlardır. Ruslar sıcak denizlere inmek için, İngiltere ise Rusları firenlemek için kullanmış,ve Bağımsız Ermenistan'ı vaad etmişlerdir. Yıllar ilerleyip 1890'lara geldiğimizde, Ermeni ayaklanmalarının başladığını görürüz. Ermeniler toplam 36 ayaklanma yapmıştır. Biz "faalleri yakalarız deyip yakalamışız, başkaları da bunları bıraktırmıştır." Örneğin Abdülhamid 1905 yılında bombalı saldırıda yakalananları bir bir serbest bırakmak durumunda kalmıştır. En sonunda bir kişi kalmış, ona da Abdülhamid acı acı gülerek, "bir sen mi kaldın sahipsiz, bari sende bizden ol" demiştir. O kişi ölene kadar Türk istihbaratına çalışmıştır.

Osmanlı yöneticileri 1914'lerde Ermeniler'in niyetlerini iyi bildikleri için savaştan önce Ermenilerle görüşmüşlerdir. "Sakın olaki savaş başlarsa yanlışlık yapmayın" demişler, Ermeniler de sadık kalacaklarını söylemiştir. Birinci Dünya Savaşı başladığında ise Ermeniler işgalcilerle işbirliği yapmıştır. Demiryollarını bombalamışlar, ikmal yollarını tıkamışlardır. O günün şartlarında Anadolu'da hastalık kol gezmektedir. Birçok insanımız hastalık yüzünden hayatını kaybetmiştir. İnsanlarımız o sıralarda savaşa alınırken, bırakın yaş sınırını, kilo ile tartılarak savaşa alınırlar, 45 kilo üzerinde bulunan çocuklar savaşa katılırdı. O dönemlerde her tarafta çeteler kol gezmektedir. Ermeniler göç ederken hastalıktan ve çete saldırılarından ölmüşlerdir.

Son zamanlarda, bizim 1915 yılında 1,5 milyon Ermeni'yi öldürdüğümüz söylenmektedir. Osmanlı arşivinde o sıralarda 1 300 000 bin ermeni nüfusu kayıtlıdır. Ermeni ve Osmanlı kayıtlarına göre 50 bin kayıp vardır. İngilizler Osmanlı arşivini didik didik aramışlar ancak herhangi bir şey bulamamışlardır. Ermeni katliamı var diye yazdırdıkları Mavi Kitap adlı eser, İngiliz MI-6 Servisi propoganda bölümünde savaş yıllarında yazdırılmıştır.

Bir dönem Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Ermeni Masası'nda çalışan, aynı zamanda Doktora Tezini de ermeni meseleleri üzerine yapan Yard. Doç. Dr. Şenol Kantarcı konuşmasını özetle şu şekilde yapmıştır: Van Ermeni meselesinde çok önemlidir. Özellik 15 Nisan 1915 yılındaki 2. Van İsyanı çok önemlidir. Bu tarihlere iyi dikkat etmeniz gerekir. Tehcir kararı 27 mayıs 1915 tir. Doğu Anadolu'daki ermeni ayaklanmaları tehcirden öncedir. Nisan ayında Ermeniler kazdıkları siperlerden Osmanlı askerlerine ateş ederler (Şenol Kantarcı konuşmasını yaparken, Ermeniler'in kazdıkları siperlerden ateş etmelerini, yine Ermeniler'in mermi yapımı sırasındaki resimlerini ekrandan herkese göstermiştir. H.D.). Ermenilerin başlattığı bu isyan 20 Mayısta başarı ile sonuçlanır ve bu tarihte Aran Manukyan ismindeki ermeni Van'a vali olarak atanmıştır. Bu tarihte 35 bin silahlı Ermeni Van'a girmiştir. Van Valisi Cevdet Bey Bitlis'e çekilmiştir. O zamanlara ait kayıtları ben kendi gözlerimle gördüm, 529 bin Türk hastalık ve Ermeniler tarafından öldürülmüştür. Şu ana kadar samimiyetle söylüyorum, Ermeniler'in öldürüldüğüne dair herhangi bir belge görmedim. Ancak ülkemizde Ermenileri öldürdüğümüze dair Taner Akçam, Halil Berktay'ın yazılarını Hürriyet Gazetesi'nde görmüşsünüzdür. Fransa ve Almanya Ermenilerle ilgili bir panele bir tane Türk aydınını aldırmazlar. Almanya'da Ermenilerle ilgili herhangi bir toplantıya Türk aydını çağrılmaz.
(Bizim yazarlarımız, düşünürlerimiz neden Ermeniler Türkleri katletti demiyor. Görüyoruzki araştırıcılar bunları ispat ediyor. Bizde en azından yazılarımızla Türkler'in katledildiğini dillendirmeli, hatta TBMM'de Türk Soykırımını tanıma girişimlerinde bulanalım. Diğer devletlerin parlementolarında dile getirilmesi için gayret sarf edelim.H.D.)

Amerika ermeni meselesine nasıl bakıyor? Her yıl Ermeniler 24 Nisan'dan önce ABD Başkanı'na mektup yazarlar. Ermeni soykırımını tanır mısınız derler. Bizim basında, "eyvahhh ABD soykırımı tanıyacak" denir. Sonra Başkan bir açıklama yapar, Temsilciler Meclisi'nde kabul edilmez. Bizimkilerde "yaşasın ABD tanımadı" der. Muhtemelen bu sene yine aynısı olacaktır. (Evet Şenol Kantarcı'nın dediği gibi Başkan Bush yine benzer açıklamalarda bulundu. Gazeteler yine ABD soykırımı tanımadı diye alkışlar tuttu. H.D.) ABD bu konuyu anlaşmalar için tehdit malzemesi olarak kullanır. Bu çerçevede İncirlik anlaşması genişletilmiştir. Ermeni meselesi konusunda TBMM'de bir konuşma yapan McCarty AB'ni kastederek "sizin babanıza katil diyenlerin bulunduğu yere girmek istiyorsunuz" demiştir. Biz Türkiye olarak Ermenilerden şunları istiyoruz.

1. Haksız yere bizi kötülemeyin
2. Tazminattan vazgeçin
3. Doğu Anadolu topraklarına Batı Ermenistan demeyin
4. Ağrı Dağı'nı sembolünüz olarak göstermekten vazgeçin
5. Sınırlarımızı tanıyın
6. İşgal ettiğiniz Azeri topraklardan çekilin. Ermeniler'in işgale ettiği yerlerdeki Azeriler tren vagonlarında yaşıyor, bunu bizim basın neden göstermiyor?
Siz bunları sağlayın, biz ondan sonra siyasi ilişkilerimizi geliştirir, sınır kapılarını açarız.

Ermenilerle ilgili yapmış olduğu araştırmalar ve bu konuda kitabı bulunan deneyimli Yeniçağ Gazetesi yazarı Necdet Sevinç konuşmasını özetle şu şekilde yapmıştır: Arkadaşlar, bugün 23 Nisan, Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Eğer başımızdan AB'cileri atamazsak biz 23 Nisan'ı çocuk, 19 Mayıs'ı gençlik ve jimnastik bayramı olarak kutlarız. ermeni meselesi bunun nedenlerinden biridir. AB, ermeni soykırımını tanıyın diye dayatmaktadır. AB Türkiye'de araştırma yapmamış, yapsaydı soykırım olmadığını görürdü. Başbakanlığa bağlı Osmanlı Arşivi'ne gelirken sordum, AB'den birileri geldi mi diye. Hiç kimse gelmemiş. Buna rağmen nasıl ermeni meselesi ile ilgili kararlar alabiliyorlar?

Ermeni katliamı ile ilgili olarak belge aradılar bulamadılar. Zamanında Damat Ferit'ten istedirler, arşivde yok. Ermenilerin toplanarak göçte sevk edildikleri Urfa'da belge aradılar, yok. ABD'liler de belge bulamadılar. O zamanlarda Anadolu'da bol miktarda bulanan misyonerlerde de belgeler yok. Soykırım meselesi yoktur. Türk karşıtlığı vardır. Çok tirajlı 3 adet gazeteyi hatırlayın, bunların yazdıklarını hatırlayın. Nerelerden uyduruyorlar? Bernard Levis adlı tarihçi soykırım yok dedi diye cezalandırılmıştır.

(Burada hemen aklıma bizim gazetelerde yazanlar geliyor. Örneğin Etyen Mahçupyan, ülkücü dostlarımızın da güç verdiği Zaman Gazetesinde rahatlıkla bu konularda konuşabiliyor, sanki uzman gibi görüşlerine değer veriliyor. Hangi belli kanalları açsam o konuşuyor. Bizim ülkemizde çalışan Türk yada yabancı gazeteciler, hem de özgür bir şekilde fikirlerini, düşüncelerini söyleyebiliyor. Yine bilim adına araştırma yapan bazı bilim adamlarımız gazetelerden, televizyonlardan soykırım vardır diye yazıp, konuşabiliyorlar. Ancak, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, İsviçre'de bir toplantıda, Ermeni Soykırımı yoktur diye konuştuğu için hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Bizim AB'ci aydınlarımız neredeler acaba? Avrupa'nın ortasında böyle bir demokratlığa (!!!) ne diyecekler? Türkiye mi daha demokrat yoksa peşinden sürüklendiğiniz Avrupa mı? H.D.)

Ermeniler 1808 yılında Osmanlı'ya bağlıdır. ABD'lilerle ilişkilerinden sonra onlar kışkırtılmaya başlanmıştır. Bu coğrafyada 1912 yılında 900 ecnebi okulu bulunmaktaydı. 93 harbinde Türklerin elinden silahları alınır ve Türkler katledilir. Arkadaşlar ıslah, reform kelimelerine dikkat edin. Islah diyerek, reform diyerek bilumum batılı Osmanlı'nın işine burnuna sokmuştur, bugün olduğu gibi. Ermenilere verilen haklar ıslahat lafıyla yapılmıştır. Ermenilere dağlarda o zamanlar çorap dağıtılmıştır. Şimdide PKK'lılara yiyeceği, helikopterle atıyorlar. Aynı şeyler tekrar yapılıyor. Arşivlerde okudum, o zamanlarda sokakta iki Ermeni bahse giriyor. Mesele hamile kadının karnındaki çocuğun cinsiyeti ile ilgili. Bunu nasıl mı öğreniyorlar? Annenin karnını yararak. Yine bir kadına çocuğu tandırda kızartılarak tepside sunulur.

Özetlemeye çalıştığım bu açık oturumda konuşanların, konularının uzmanı olduğu, yani bu konularda araştırmalar yaptığı düşünülürse, ermeni meselesiyle ilgili gerçekler ortadaır. Biz millet olarak bilgiye kulaklarımızı tıkamayalım. Yapılan her türlü haksızlığa karşı kim olursa olsun öncelikle demokratik tepkilerimizi koymalıyız. Onlar nasıl bütün dünya Ermenileri olarak birlikte hareket ediyorsa, bizde onurlu bir millet olarak daha fazla birbirimize sarılmalıyız. İçimizdeki işbirlikçilere karşı tepkimizi gösterebilmeli, batılıların her dediğini doğru kabul etme zorunluluğumuzun olmadığını bilmeliyiz. İçine düşmeye başladığımız yılgınlık psikolojisinden bir an önce kendimizi kurtarmalıyız.

Halil Demir
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 7,557,557,557,557,557,557,557,55
              11 Kahveci oy vermiş.
16 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Milenyumun Mandalı : Sait Haşmetoğlu


Milenyumun Mandalı

Editör'den Önemli Not:Sevgili Sait Haşmetoğlu'nun e-romanı görsel öğelerle süslendiğinden, aşağıdaki adresten tek tıklamayla zevkle okuyabilirsiniz. Üşenmeyin... Tıklayın... Ayrıca bugünden itibaren duygu ve görüşlerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.
http://www.kmarsiv.com/xfiles/mandal_1.asp

Devamı yok. BİTTİ

hasmetoglu@kahveciyiz.biz

Bu romanı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 8,578,578,578,578,578,578,578,578,57
              445 Kahveci oy vermiş.
58261 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Dost Meclisi



Fotoğraf: Recep Pehlivanlar

<#><#><#><#><#><#><#>

Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün 5.728 kahveciye doğru yola çıkmıştır.

Yukarı

 

 Tadımlık Şiirler


BETER

biliyorum artık bana
gülmeyecek o gül yüzün.
ve sürdürecek hükmünü
yüreğimdeki hüzün.

sen geceleri uğramayan
yarı hayal uykumdun.
okyanus kıyılarından derdiğim
renk renk,pırıl pırıl kumdun.
öyle hoştun avcumda
bir kaybediş,bir gidiş,
bir yitirme korkumdun.
ve işte bu korkudan
avuçlarımı yumdum.
daha sıkı tutarsam
kalırsın diye umdum;
kayıp gittin,kalmadın...

bir buket yapıp sana bir bir;
hayallerimi,iyi niyetlerimi,
yüreğimi sundum.
alırsın diye umdum;
sayıp gittin,almadın...

artık gözlerin yerine
asılı gözlerimde kaşların;çatık.
bu sürgün yollarında bana
umudum ekmeğim,yaşlarım katık.
sana varacak tek gemi...
o da yüzyıllar evvelinden batık.

bu yol ki;tek yönlüdür.
hasrete gider...
hasret,senin hasretin;
ölmekten beter.

A.Hakan YENİCE

Yukarı

 

 Biraz Gülümseyin




Çizen: Hüseyin Alparslan

Yukarı

 

 Kıraathane Panosu


İstanbul için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Ankara için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
İzmir için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr

Yukarı

 

Akın Ceylan

 İşe Yarar Kısayollar


  Şef Garson : Akın Ceylan       Yamağı : Cem Özbatur

...Sony, yine "abi Japonlar yapmış" dedirtti :) Yeni geliştirilen MV-700HR araç içi multimedya kiti, aracınızda DivX, DVD ve MP3 gibi çoklu ortam dosyalarınızı yürütebiliyor. 12V çakmak adaptörü ile gelen cihazın içindeki infrared bağlantılı kulaklıkla da müziği tek başınıza dinleyebiliyorsunuz. 16:9 ekranlı ürüne Sony Memory Stick Pro kartları da takılarak taşınabilir ortamlara destek veriliyor. Ürün kolay sökülebilir olduğu için güvenliği de yüksek... http://www.videometre.com kısayolunda ürünün resmini de görebilirsiniz.

...İlk yazılı belgeler kahveden "Türklerin içtiği, siyah renkli, yemeklere asla eşlik etmeyen, ağır yudumlarla tadına varılan ve arkadaş toplantılarından eksik olmayan bir içecek" olarak söz ediyor. Sonra bu keyif veren içeceğin adı hep politikayla anılıyor. III. Murat "dedikodu yapılıyor" diye kahvehaneleri kapatırken, Köprülü Mehmet Paşa daha ileri giderek kahvecileri çuvallara koydurup boğazın sularına yollamış... Bu güzel yazının devamı için http://www.bugday.org/article.php?ID=15

Hani herhangi bir kelimenin başına e harfi konulunca internet ortamına zıplama olayı gerçekleşiyorya işte e-devlet modelini baz alarak coşan bir web sayfası http://www.e-mizah.com Bu adamlar mizah'ın suyunu çıkarmışlar. Tabi bize de kana kana içmek kalıyor. Aman dikkat fazla içmeyin, mideyi bozarsınız mazallah.

Bu kısayolu yorumsuz olarak veriyorum http://www.buldun.net/html/65/index.html Çünkü onlar yeterince yorum yapmışlar.

http://www.buybye.com/detail.asp?PRODUCT_ID=F102A9K935M714ID1
"ALIŞVERİŞİN GÜLER YÜZÜ". Kahve Molası Dergimiz artık Buybye.com'da. Kredi kartınızla derhal satın alıp adresinize gönderilmesini sağlayabilirsiniz. Hatta dergiyi taksitle almanız bile mümkün. Tabi hepsi bu kadar değil. Dergi için gitmişken tüm reyonları dolaşmakta yarar var. Pekçok ürünün yanında hormonsuz doğal domatese özellikle dikkatinizi çekerim.

Yukarı

 

 Damak tadınıza uygun kahveler


Modem Spy 3.4 [240 KB] Windows Shareware (35$)
http://www.modemspy.com/ftp/modemspy.exe
Telefon için bilgisayarlarınızdaki modemleri kullanabiliyorsanız buyrun size tam bir casus program. Konuşmaları aynen kaydedebiliyor, geri çalabiliyorsunuz. Kaydettiğiniz sesi isterseniz telefonla gönderebiliyorsunuz. Caller ID özelliği de mevcut. Eklentilerle size yapılan konuşmanın kaydını emaille yollayabilecek kadar hünerli hale dönüşebiliyor. Habersiz telefon kaydının suç olduğunu bir kenara not ettikten sonra şaka amaçlı gayet güzel kullanabileceğinizi söyleyebilirim. Demo versiyonu sadece 2 dakika kaydedip sonra kesiyor. Ful fonksiyonlarına kavuşması için biraz para ödemek gerekiyor.

Yukarı





Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



SON BASKI (HTML)

KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
DÜNÜN
ŞARKILARI





ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM













Fincan almak ister misiniz?
http://kmarsiv.com/sayilar/20050525.asp
ISSN: 1303-8923
25 Mayıs 2005 - ©2002/05-kmarsiv.com
istanbullife.com