 |
 |
|
15 Haziran 2005 - Fincanın İçindekiler |
|
Editör'den : Toplumsal Hırlaşma!.. |
Merhabalar,
Kafam karışık. Daha bir gün önce ilk diplomasını alan kızını seyrederken hissettiklerini gayet iyi hatırlayan bir baba olarak, bugün gazetelerde başörtüsü nedeniyle Erzurum Üniversitesi diploma törenine alınmayan anayı görünce kötü oldum. Bir insan olarak üzüldüm, buruldum. Vur dedik mi öldürmekte üstümüze yok. Uzlaşma yerine hırlaşmaya programlı yöneticilerce yönetilmekten ben bıktım artık. İşin politik boyutuna bakıldığında türban konusundaki tavrımız belli, hatta anayasayı bir kere delmekle birşey olmaz diyemeyecek kadar da tutucuyuz. Ama!.. Ama bu olay sanki biraz farklı. Bakan eşleri, kocalarının ellerinde o açılış senin bu kamusal alan benim deyip fır fır dolanırken ve hiç kimsenin aklına bunları engellemek gelmez iken, başörtüsü takıyor diye, gerçek bir başörtüsü türban değil, bir anayı okula sokmayan zihniyete akıl sır erdirmek mümkün değil. Hemen akabinde verilen demeçlerle hırlaşmayı havlamaya kadar götürmekte neyin nesi? Yok mudur bunun bir ortayolu. Uzlaşmaya en mutlu günlerden başlanamaz mı? Ya da en azından değişik yorumlara mahal vermeyecek, Hasan'a ayrı Mehmet'e ayrı uygulanamayacak bir kural oluşturulamaz mı? Aman canım benimkisi de fantazi işte.
Bir diğer hırlaşma konusu ise Çankaya. Çankaya'ya türbanlı istemiyoruz demek başka, erken seçim istemek bambaşka. Etin ne budun ne? Neyine güveniyorsun demezler mi adama? Bu lafı ederek karşı vurdumduymazı da kahraman etmek işin bonusu. İşi inada bindirip, el mi yaman bey mi diyerek illa cumhurbaşkanı olacağım diye ortaya çıkması işten bile değil. Oysa zamanı geldiğinde cumhurbaşkanını bu meşru meclis seçmeli ama inadından vazgeçip, hırlaşma yerine uzlaşmayı tercih edip, milletçe mutabık olacağımız bir adayda birleşilmeli. Muhalefetin görevi de iktidara hodri meydan çekmek yerine, ikna etmeye çalışmak olmalı. Yoksa bu da bir başka fantazi mi oldu? Amanın kendimi Feriştah gibi hissetmeye başladım iyi mi?
Şeytan kulağına kurşun, dergimizin abone dağıtımları iyi başladı, iyi de gideceğe benziyor. Tekrar imzalı dağıtıma dönüldüğünden posta kutularına atılma olayı artık olmayacak. Bu tür vakalarda bana bilgi verirseniz sevinirim. Hoşçakalın.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle... Cem Özbatur
Yukarı
|
 |
Kahveci : Nesrin Yıldırım Sandık lekesi |
|
Gecenin henüz kin tutmamış ışıkları camıma vuruyor. Camdaki yansıması yüreğime çarpıyor. El emeği göz nuru ince ince işlediğim yalnızlığım görücüye çıkıyor. Mecburi ezberlerin dışında kalıyor cümlelerim doğaçlama oynuyorum. Ay en güzel haliyle salına salına yerini alıyor göğün en maviliğinde. Göğün güneşe açılan perdesi kapanıyor. Yıldızlar sıra sıra diziliyor en bilindik halleriyle. Şaşırıyorum yine yeniden göğün bu en bilindik haline. Minareden yükselen sesler ruhumu dansa davet ediyor.
Yalnızlık, o bir gitme biçimi. Yalnızlığına gidersin kapı komşuna gider gibi. Sana özenle hazırladığı en koyu yalnızlığı ikram eder, şaşar kalırsın bunca zahmetine. Ayağın alışır emanet edersin sana açılan anahtarların kimini bazen de misafirlerini ağırlarsın orda. Herkes gider sonra sen kalırsın, yalnızlığın bile terk eder seni. Alışırsın oraya kendine gitmeyi unutursun.
Nasıl bir pişmanlık bu. Koyu bir yalnızlık duyduğum. Eski bir gramafon gıcırtısı gibi ansızın çekip çıkılan kapı. Kapının ardında izi duran el izleri,hangi terk edildiğim tarihe ait belli olmayan. En ayıp kılıklarda ki insan halleri evimin salonun da, masumiyetin en zayıf kaldığı hangi anlar kim bilir. Mutfağım da ki yanık yemek kokusu,hangi misafir için hazırlanmış hangi tabağa konmayı bekleyen. Camlara gölgesi vuran arsız tanıdık yüzler, cam aralığından süzülmeye çalışan. Yatak odamdaki içi boş sandık. Sandığın içinde gizli kalmış dile gelmeyen dilsiz cümleler. Uzak yollardan gelip kurulmuşlar annemin hatırası boş sandığa, bin yıllık tozlu anıların arasına. Arsız tanıdık yüzlerden kalma kelimeler. Anılarım eskidi yerine yenileri geldi daha da eskiterek, eskimeyi bekleyerek. Ömrümün küflü duvarlarına asılı eski tüm anılar. İçi anılarla dolu boş sandık, acıyan sol yanım gibi. Tozlu raflarımızda aynı anılar,aynı acılar. İkimizde annemin hatırası. Her şey eskiyor anne eskilerimi de atmaya kıyamıyorum ki. Kimi sandık lekesi, kimi sandığın şanı, kimi sandığın vazgeçilmez parçası. Anılarımdan, bana anı bırakanlardan öğrendim ben bunca kelimeyi. Her yeni gidişte yeni kelimeler öğrendim hepsini de çok sevdim. İnce ince işledim gönlüme bütün kelimeleri. Bazen kana bulandı cümlelerim gönlüme nakış tutarken öğrendiklerimi, bazen ince ince sızladı.
Nesrin Yıldırım
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          11 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
YAPAYALNIZ...
Beyoğlu'nun gürültüsünde bile kalp atışını duyabiliyordu Volkan, nefes alıp verişini de... Korkulu, tedirgin nefeslerini... Üstüne üstüne geliyordu kalabalık, aslında Beyoğlu'nun kalabalığında bile yalnızdı Volkan...
Hızlı adımlarla ilerliyordu, gitmesi gereken yeri iyi ezberlemişti, hafızası iyiydi , aslında eskiden daha iyiydi, tiner koklamaya başlamadan önce...
Bir gece önce çağırmıştı onu yanına Selçuk abisi, çalıştığı izbe barda bira ısmarlamıştı ona, sonra da nereye gideceğini, malı kimlerden alıp kimlere dağıtacağını anlatmıştı. Çocuk oyuncağıydı, mutlaka yapacaktı, eğer para istiyorsa yapmalıydı. Hem zeki çocuktu Volkan, kolay kıvırırdı böyle işleri, korkmayacaktı, bu işi yapacak ve iyi para kazanacaktı, olur da yakalanırsa, susacaktı, konuşmayacaktı, görmemiş, bilmemiş olacaktı. Ama tüm bunlara ne gerek vardı, o yakalanmayacaktı!
Öyle demişti Selçuk abisi. Gitmesi gereken yere doğru ilerlerken bunları düşünüyordu Volkan, bu işin ne kadar kolay olacağını ama korkuyordu bir yandan, kendisi tiner de koklamıştı esrar da içmişti ama hiç böyle bir işe aracılık etmemişti.
Bunları düşünürken sapması gereken sokağa geldiğini fark etti. İşte o dar sokaklardan biri, gündüzleri ne kadar da güzel görünüyor, diye düşündü Volkan. Sokağın ortasına kadar gelmeden boyası dökülmüş kirli sarı rengindeki apartmanın önünde durdu. Evet, adres burasıydı. Başını kaldırıp apartmanı süzdü önce, sonra gözlerini kapattı, birkaç saniyelik duraksamadan sonra apartmana daldı, düşünmek istemiyordu, düşünmek onu vazgeçirebilirdi. Oysa neden vazgeçecekti ki? Kaybedecek neyi vardı ? Hem paraya çok ihtiyacı vardı, günlerdir doğru dürüst bir şey yememişti. Aylardır sokaklardaydı. O veya bu sebepten sokaklarda yaşayan yüzlerce çocuktan biriydi işte. Diyelim ki üvey anne, diyelim ki üvey baba, dayak, cehalet... Sokaklarda yaşayan her çocuğun bir sebebi yok muydu ? Volkan da kendi sebebini yüklenmişti işte.
Karanlıkta ışık butonunu aradı, dışarısı güneşten kavrulurken apartmanın içi nasıl da karanlıktı böyle. Cılız bir ışık aydınlattı apartmanı. 3. kata çıkacaktı, zillerde isim yazmıyordu, zaten Selçuk abisi zili aşağıdan çalmamasını tembihlemişti. Evin kapısına kadar gelip çalacaktı zili, delikten göreceklerdi onu önce, sonra açacaklardı kapıyı.
Yavaş adımlarla çıktığını fark etti üst kata, hemen hızlandı, vazgeçmeyecekti işte. Para lazımdı, acıkmıştı, onu seven kimse yoktu ki ona yardım etsindi. Mecburdu kendince.
Kapının önüne kadar geldi, elini yumruk yaptı önce sonra çözüp yumruğunu yavaşça kapıyı çaldı, ses yoktu, biraz bekleyip tekrar çaldı kapıyı, kapının arkasında birinin durduğunu fark etti, herhalde delikten kimin geldiğine bakıyordu. Sonra bir adamın sanki çok sigara içmekten kısılmış gibi çıkan hırıltılı sesini duydu.
- Kim o?
- Benim, Volkan
- Hangi Volkan?
- Selçuk abi gönderdi beni
- Bekle
Birkaç saniye sonra kapı aralandı, arada zincir vardı. Kirli sakallı, pis görünüşlü bir adam belirdi kapı aralığında:
- Sen misin Volkan?
- Evet abi
- Pek de küçükmüşsün
Adam zinciri çözmek için kapıyı kapatıp tekrar açtı, eliyle Volkan'a içeri girmesini işaret etti. Volkan hole girdi:
- Ne tarafa geçeyim abi
Adam yine eliyle işaret etti. Volkan içeri geçip bir koltuğa oturdu. Yoğun bir sigara kokusu kaplamıştı odayı. Ama bu durum ne o adamı ne de heyecandan dili damağı kurumuş olan Volkan'ı rahatsız ediyordu, Volkan'ın tek düşünebildiği içindeki korkuydu. Adamın omzuna dokunmasıyla irkildi.
- Ne o ? Korkuyor musun?
- Yok abi boş bulundum bi an
- Ha öyle olsun, bizde korkuya yer yoktur çünkü
- Yok abi korkmuyorum vallahi
Yalan söylemek neydi ki Volkan için ? Günah mı ? Yasak mı ? Umurunda mıydı bunlar, yaşamaya çalışırken...
- Nerden merak sardın bakalım bu işe
- Paraya ihtiyacım var abi
- Eee ?
- Bazı arkadaşlar vardı bizim bu işi yapan, Selçuk abiye gidip gelirlerdi, bana da anlattılar.
- Sen de yapayım dedin öyle mi?
Cevap vermedi Volkan, tedirginliğini belli etmemeye çalışıyordu, sonra adam umursamaz bir tavırla elini salladı:
- Amaaan, neyse ne canım, biz işimize bakalım. Selçuk sana ne yapacağını anlatmıştır az çok.
- Evet abi anlattı
Adam bir şey söylemeden yerinden kalktı ve içerideki odalardan birine girdi, bir süre sonra elinde küçük bir poşetle geldi. Ağzını açtığı poşeti yanlarında duran pislik içindeki sehpanın üzerine bıraktı, poşetin içinde küçük paketler halinde esrar vardı.
- İşte mal bu, bu gece Selçuk'un çalıştığı barın civarında ol. Orada bulacaklar seni. Topu topu 6 kişi göreceksin, hepsine 3'er paket vereceksin. Barın tam karşısında eski bir apartman var, oraya gir, alış veriş orada yapılacak.
Volkan sessizce ve büyük bir ilgiyle dinliyordu adamı, tam anlamıyla can kulağıyla...
- Malın karşılığında aldığın parayı hemen Selçuk'a götüreceksin. Sakın üzerinde taşıma o kadar parayı, mal sende olacak ama hasılat hemen Selçuk'a teslim edilecek. Bara baskın falan yapılırsa sakata girmesin Selçuk'un başı.
Hayatının ne kadar değersiz olduğunu düşündü Volkan. Üzerinde esrarla yakalanınca polisten dayak yiyen arkadaşı geldi aklına. Oysa şimdi kendisi aynı durumdaydı. Selçuk abisinin başının derde girmemesi gerekiyordu ama kendisi üzerinde esrarla yakalansa en fazla şöyle güzel bir dayak yiyecekti, sonra da salıverilecekti. Önemli olan, yakalanırsa konuşmamasıydı. Konuşursa, salıverildiğinde dayak yemekle kurtulamazdı, biliyordu...
Adam devam ediyordu Volkan'a direktifler vermeye:
- Parayı vermeyene mal da vermeyeceksin. Direten olursa bas git oradan. Anladın mı ?
- Anladım abi.
- Polise yakalanmamaya bak, olur da yakalanırsan bizi tanımıyorsun, hiç görmedin.
- Tamam abi
- Birdeee, bir yamuk yaparsan seni mutlaka bulurum ve bulduğum an doğduğuna pişman ederim.
- Yok abi bi sorun çıkmaz
- Sen bilirsin artık.
Adamın korkunç görüntüsü Volkan'ı daha da korkutmuştu. Dönüş yoktu artık bu işten, ne yapıp edip başaracaktı. Poşetin ağzını iyice bağlayıp pantolonunun içine soktu, kemerine sıkıştırdı. Adam bacak bacak üstüne atmış elinde sigarası onu izliyordu. Volkan tişörtünü iyice düzeltip adama döndü.
- Abi paramı ne zaman alırım
- Bu ne hız, malları dağıt bakalım önce, sen bizi sevindir biz de seni sevindiririz elbette
- Peki abi, ben gideyim artık.
- Git bakalım, bir daha söylüyorum, bi yamuk olursa canını çok yakarım.
Adam öyle kin dolu söylemişti ki bu cümleyi Volkan korkudan bir an önce o evden çıkıp gitmek istemişti.
- Tamam abi merak etme
Hızla çıktı evden, koşar adımlarla sokağı terk etti, bir an önce arkadaşlarının yanına gitmeliydi. Yine korku dolu nefesini duyuyordu Volkan, üstüne üstüne gelen kalabalığın içinde yalnızlığını da...
Arkadaşlarının yanına ulaştığında koşmaktan yüzü kıpkırmızı olmuş, nefes nefese kalmıştı. Onu gören çocuklar korkuyla ayağa fırladılar, Volkan'ın polisten veya bir başkasından kaçtığını zannettiler ve onlar da kaçmak için ayağa kalktılar. Volkan eliyle durmalarını işaret etti, eğilerek ellerini dizlerine koydu, çok yorulmuştu, duvara dayanarak yere oturdu.
Arkadaşları endişeli gözlerle birbirlerine baktılar, sonra onlar da yanına oturdular Volkan'ın.
Volkan olan biteni anlattı arkadaşlarına. Çocuklardan biri :
- Volkan biz de yardım ederiz istersen.
- Tek başıma yapmam lazım, her tahsilattan sonra parayı götürmem lazım.
- Dikkat çekmez misin öyle ?
- Polisleri kıllandırmadığım sürece sorun yok, e polisler de orada nöbet tutmazlar sürekli. Üzerimde para kalsın istemiyorlar, yakalanırsam falan diye. Bi de çok para tabi, korkuyo herifler.
- Peki sen ?
- Ben ne ?
- Sen de korkuyor musun ?
- Korksam bu işe girmezdim herhalde.
Volkan sinirlenmiş görünüyordu, neden korkacaktı ki ? Bunu sormalarına sinirlenmişti işte. Halbuki o da arkadaşları da gerçeği biliyorlardı. Aslında diğer çocuklar alışkındı bu tip işlere ama Volkan'ın ilk işiydi bu, ilk "işi" !
Birbirlerine baktılar sessizce. Sonra Volkan yere, arkadaşlarının yanına oturdu tekrar, herkes suskundu, bir derin suskunluktaydılar.
Hava iyice karardığında Volkan zamanın geldiğini anladı, eliyle pantolonun içinde duran torbayı yokladı bir daha. Ayağa kalkıp arkadaşlarına veda etti.
- Çok uzun sürmez herhalde, birkaç saat içinde biter, sabaha karşı dönerim ben, yarın da gidip paramı alırım.
Para kelimesini telaffuz edince bir an için keyiflenmişti. Çocuklar da ona bakıp güldüler.
- Artık yarın güzel bi yemek yeriz di mi Volkan ?
- Yeriz tabi, hadi ben kaçtım artık.
Volkan hızlı adımlarla, elleri ceplerinde yola koyuldu. Beyoğlu'na yaklaştığında her gece gördüğü kalabalık bugün daha bir tuhaf göründü gözüne. İnsanların yüzlerine baktı sürekli, acaba bunlardan hangisiyle konuşacaktı bu gece.
Yoldan geçen bir delikanlıya saat sordu, Volkan saat sorduğu gencin kendisine çekinerek baktığını, alelacele cevap verip adımlarını hızlandırdığını görünce içi burkuldu. Ellerini sıktı ve bara doğru yürümeye başladı.
Barın önüne geldiğinde yavaşladı, oralarda dolanmaya başladı, yanına gelecek ilk alıcıyı bekliyordu, bir o yana bir bu yana yürüdü durdu. Arkasını döndüğü bir anda karşısında kilolu bir adamın dikildiğini gördü. Adamın ona bakışını fark edince hemen apartmana girdi, adam da peşinden girdi.
- Senden mi alıcaz ?
- Evet
- Ver bakalım
- Önce parayı görelim abi
- Bak seeeen, öyle olsun.
Adam pis pis gülerek parayı çıkardı cebinden ve Volkan'a uzattı. Volkan'ın parayı saymaya başladığını görünce kahkaha attı.
- Pek de yakışıyor sana, kaç yaşındasın sen 10-11 ?
- 13
- Ooo büyük adammışsın
- Al abi malını
Volkan paranın tam olduğunu görünce malı verdi ve adamın çıkmasını bekledi. Adamın çıkmayıp ona dik dik bakıp gülmesi korkuttu onu.
- Abi git istersen, diğer alıcılar gelir şimdi, dikkat çekmeyelim
Adam gülmeye devam ederek çıktı apartmandan. Volkan derin bir nefes alıp bir süre daha apartmanda bekledi. Okumuşu, cahili, bunalımlısı, öğrencisi derken son bir kişi kalmıştı beklemek zorunda olduğu. Her giden alıcının ardından karşıdaki bara uğrayıp aldığı parayı Selçuk abisine teslim ediyordu. Son kişiyi de beklemek üzere yerine geri döndü.
Apartmana çok fazla giren çıkan yoktu Allahtan, sadece iki travesti çıkmıştı saatler önce, onun dışında ne giren ne çıkan olmuştu. Kaç kişi yaşıyordu burada böyle ? Burada yaşayanlar biliyorlar mıydı olan biteni ? Volkan bunları düşünmeye başlamıştı, merdivenlerin ne kadar eski olduğunu, apartmanın ne kadar kötü koktuğunu...
Kaba bir erkek sesiyle irkildi.
- Sen mi vereceksin malımı?
Arkasını döndüğünde hiç de sesi gibi görünmeyen, zayıf, 18-19 yaşlarında bir genç gördü.
- Evet
- Hemen versen iyi olur
- Önce para
- Önce mal
- Olmaz, parayı verirsen alırsın ancak
- Sana malı ver dedim
- Olmaz dedim sana
- Param yok ama o malı almam lazım, sonra getiririm parayı, yarın mutlaka
- Olmaz, o zaman yarın gel al
Volkan bu gencin tavrından korkmuştu, bir terslik olacağını hissediyordu.
- Malı ver dedim
- Vermem
- Ya verirsin ya da ben zorla alırım
Volkan ne yapacağını bilemiyordu, parayı almadan malı verirse bir ton dayak yer alacağı parayı da alamazdı, bütün çabaları boşa giderdi, ne yapıp edip bu heriften kurtulmalıydı. Ama bunun çok kolay olmayacağının da farkındaydı. Apartmanın boş hali şimdi canını sıkmıştı işte.
Oradan kaçıp kurtulmak için kapıya doğru yönelip hızla çıkmayı ve var gücüyle koşmayı planlıyordu, Selçuk abisinin yanına giderdi hatta ama kapıya o genç daha yakındı, Volkan'ı yakalayabilirdi. Yine de başka çaresi olmadığını düşündü, kaçmaktan başka çaresi yoktu, çocuğun üzerinde para olmadığı ama bu malı almaya kararlı olduğu belliydi.
Var gücüyle kapıya doğru atıldı Volkan, ne var ki çocuk kapıyı tuttu ve onu iterek çıkmasını engelledi, bir anda kendisini yerde buldu Volkan, çocuğa bakakaldı, işte şimdi gerçekten korkuyordu, terliyordu, titriyordu. Çocuk Volkan'ın yanına eğilerek:
- Bak benim bu malı gerçekten almam lazım
- Ama veremem, sana bunu verirsem beni öldürürler
- Hiç bir şey yapmazlar
- Daha önce de arkadaşlarımın başına geldi, ölmekten beter ederler beni
Çocuk artık iyice sabırsızlanmıştı:
- Yeter artık, zevzekliği bırak da ver şu malı
Vazgeçmeyeceğini anlayan Volkan rasgele yumruk savurmaya başladı, elinden ne gelirse, gücü nereye kadar yeterse karşı koyacaktı. O da Volkan'a karşılık veriyordu, canı yanmaya başlamıştı Volkan'ın, dayak yemeden olmuyordu demek ki bu işler. Volkanın, suratına doğru bir yumruk atmasıyla çocuk acıyla bağırdı ve eliyle yüzünü kapatarak geri çekildi, fırsattan yararlanan Volkan yerden kalkıp kapıya doğru yönelmeye çalışırken çocuk elini beline attı ve çıkardığı bıçağı kaçmaya çalışan Volkan'ın sırtına sapladı. Volkan acı içinde yere yığıldı. Artık ceplerini karıştırarak üç paket esrarı alıp arkasına bile bakmadan oradan kaçan gence karşı koyacak gücü yoktu, artık her şey her zamankinden daha boştu, artık belki de bir sokak çocuğu için olağanüstü sayılmayan bir son yaşıyordu. Hiç acımadığı kadar acıdı kendine...
Selçuk abisi Volkan'ın ne kadar geciktiğini düşünürken arkadaşları bıraktığı yerde, duvarın kenarına dayanmış gökyüzünü izliyorlardı, bir yıldızın kaydığını gördüler. O sırada Volkanın bir kolu kaçmaya çalıştığı apartmanın kapısından dışarı düştü ve yavaşça kapandı gözleri. Beyoğlu'nun kalabalığında yapayalnızdı Volkan...
Funda Güven
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          9 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
Ağlamadım..
yine kararıyor işte, sanki yüreğim kararıyor.. olmasın gece, gelmesin karanlık..
sevmiyorum sabaha uzanan iniltili saatin sesini..
yastığım, yorganım, yatağım yalnız.. Onlar bensiz, ben sensiz..
sen kimsin?
hayal misin? düş müsün?
ha hayal, ha düş ne farkeder ki.. birini gözün açıkken görürsün, birini kapalıyken..
düşüm.. düşünü kurduğum.. nerdesin?
hangi çift kişilik yalnızlıkla avutuyorsun kendini? ben sana bu kadar yanıkken..?
hayalim.. açık gözlerimin bebeği.. nerdesin ?
hangi trenin rayı ayrı düşürdü seni benden? ben seni tüm istasyonlarda ararken?
bildim.. sen hiçbir istasyonda inmedin trenden.. ben de hiç trene binmedim..
ondan bu ayrılık.. tekli yalnızlığımı çift kişilik yaşarsın sen.. beni bulamadın..
hangi dağın ardındasın? hangi köy, hangi şehir?
yıldızlara düşmanım senin yüzünden.. çoban yıldınızını ne çok severdim bir bilsen..
onlar mı ayrı koyan seni benden? yoksa güneş mi?
hep güneş gelince geleceksin sandım bekledim..
ya bana yıldızlar getirecekse seni?
yanlış yerde mi durdum? zaman mı yanlış?
sen yalnız, ben yalnız.. sen yalancı aşkların bedeninde soğurken, ben sana yandım yalnız..
küçük kağıtlara notlar yazdım sana dair.. çöp bidonlarında dolaştılar sözlerim..
şişeledim denize saldım, kuşun kanadına bağladım..
kaderi değişmedi sözlerimin.. ne onlar bulabildi seni, ne ben aradım..
bir gelseydin.. bir tutsaydın.. bir dokunsaydın.. bir soyunsaydın..
çırılçıplak ruhunu göğsüme bıraksaydın..
ne çok bekledim seni...
halbuki gelseydin, her şey hazırdı.. çeyizlerim, sandığım..
sabırla tel tel ördüğüm yalnızlığım..
nerdesin? kim alıyor seni? kim saklıyor..?
kimin teninde kanıyor ruhun?
oysa ben hiç kanatmadım sensiz yanımı..
sardım sarmaladım sana sakladım yalnızlığımı..
ne yalancı sevdalara takıldı aklım.. ama hiçbirini yüreğime koymadım..
ben mi yalancıydım? onlar mı kandı? bunu da hiç sormadım..
yabancı aşıklara bel bağlamadım..
çok bekledim seni ben.. hayat kısaldı..
geleceksin...
bildiğimden hiç ağlamadım..
Deniz Kılıç
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          6 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
Günaydın
Bir gürültü aniden tüm dünyasındaki sessizliği bozdu. Gözlerini yavaşca araladı, homurdanarak elini, yatağın hemen yanında duran, masanın üzerine doğru salladı. Bir kaç sallama sonunda, çalan saati bulup, kendi tabiriyle tepesine vurmuştu. Bir an sessizliği yeniden başladı.
Hafiften yorganı araladı, yorganın yarısı üstünden kaydı. Üşüdü, yataktaktan çıkmak istemedi. Sabah olmuştu, yeni bir gün doğmuştu, bir umut, taze bir fidan gibi toprağı yararak yeşermişti. Ama o üşüyordu, elleri çok üşüyordu. Ellerini bacakları arasına sıkıştırdı. Gözlerini tekrar kapadı, hafiften daldı. Bir düş sahnesi seyrediyordu, kendinin olmayan bir düş. Sanki bir sinema perdesinde oynuyordu, bir koltuktan karanlıkta ona bakıyordu. Hiç bir anlam veremedi, istemsiz tekrar gözlerini açtı. Gözlerini elleriyle oğuşturdu, alnını kaşıdı.
Başlayan bir gün ve geride kalan bir gece. Gecenden kalanlar, unutulmuş bir kaç düş, yaşamdan yitirilmiş bir zaman, karanlığın melankolisi ve hüznü, gece karanlığının anlatılmaz yalnızlığı. Farkında olmadan geçmiş bir yaşanmışlık, inkar edilemez, kaçınılmaz. Başıboş kelimelerden oluşan bir hikayesi vardı gecenin aslında. Kelimeleri hiç bir zaman bir araya toparlayamazdı. Gece kelimeleri vardı, arka arkaya gelince bir anlamı olmazdı. Zaten kelimelerin çok anlamlı olmasından muzdaripti, çok anlam samimiyetsizlikti. Samimi olmayan her şeye karşıydı, kelimelere bile.
Yataktan çıkması gerektiğini düşündü. Sonra vazgeçti. Neden çıkacaktı ki? Kalksa ne olacaktı, yok kalkmayacağım dedi içinden, sonra hayır kalkacağım, niye kalkmalıyım diye düşündü, kalkmasam ne olur? Off işe gitmem lazım dedi, bu günde geç kalırsam patron çok kızacak, sonra durdu vazgeçti, kızarsa kızsın ne olur ki? Korkuyor muydu patrondan, yok korkmuyordu tabi, hayır belki de korkuyordu, korkular değil miydi hayatının sınırlarını çizen? Yok umutları çiziyordu, ama umutlar bekleniyor, korkular yaşanıyordu. Ya sevgi, sevgi diye bir şey vardı değil mi? Neresindeydi hayatın? Hangi köşesine sıkışmıştı? Yoksa bir birleşim miydi? Bir ölçü korku, bir ölçü umut, bir ölçü özlem ve bir ölçü kuralsızlık. Olmadı, birleştiremedi düşüncelerini.
Doğruldu, yatağın üzerine oturdu, yarı mahmur gözlerle odasına baktı, ne kadar dağınıktı, toplamalıyım diye düşündü, evet akşam eve geldiğinde toplamalıydı. Sonra hafifçe güldü, her sabah aynı şeyi düşündüğünü farkederek. Başını kaşıyarak hafiften arkaya doğru döndü, yatağın öbür tarafı boştu. Filiz dedi, durdu. Güldu, dudaklarını büzdü, kaşlarını çattı, başını iki yana salladı. Hiç bir şey düşünmeden banyoya gitti. Aynaya baktı, aynı yüz ifadesi, her sabah bu yüzü görmek onu sıkıyordu. Sakalları uzamıştı, keseyim diye düşündü, sonra vazgeçti. Sabah sabah kim kesecek diye düşündü. Kesse iyi olacaktı ama vaz geçti. Saatine baktı birden, geç kalıyordu, hemen koşarak hazırlandı. Apar topar üstünü giydi, offf dedi yine, gömleği ütüsüzdü, aman dedi sonra, ne olacak ki? Koşar adımlarla kapıya doğru yürüdü, bir hışımla açtı. Aynı anda yan daireninde kapısı açıldı. Mesafe olarak yakın ve yine mesafe olarak uzak bir sima ve mesafenin hazinliği. Hafiften gülümsedi her zaman ki gibi ve aynı şeyi söyledi;
Günaydın
İsa Yılmaz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          6 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
 |
Kahveci : Mehmet Güneş SIR (12) |
|
-Soru sormayın lütfen.. diye sözünü kesti Efahren'in
Efahren ilk kez böyle bir tepki ile karşılaşmıştı Jeny karşısında.
-Savaştan sonra bütün Nazi subaylarının pek çoğu Mossad tarafından çeşitli olay ve faili meçhul bir şekilde öldürüldü.Şu an bile dünyada en çok Mossad ajanı Berlin sınırları içinde kim bilir belki de şu an izleniyor da olabiliriz.
-Sığınağa ne oldu? Bu tablonun geçmişi ne? Ard arda sorular sormaya devam etti Efahren. Merakı bir türlü dinmiyordu. her şeyi tamamen bilmek istiyordu sadece.
-Sığınak tamamen çöktü.Biliyorsunuz Berlin de 100 'e yakın bilinen sığınak vardı.Bu bahsettiğiniz bilinmeyen sığınak En büyük ve ihtişamlı olanıydı.Fakat 25 Şubat 1959 da nasıl oldu bilemiyoruz fakat çöktü tamamen.
-Elinizde ki tabloya gelince, gerçekten de Hitler'e ait bundan kuşkunuz olmasın.Ancak Hitler savaştan sonra sığınakta yaşamaya başladığı zamanlar boş zamanlarını yine resim çizerek geçiriyordu.
-Hitler'in bu tablodaki resmini çizerken gerçekten de ilk tanıştığımız kafede olduğuna inanıyorum
-Hayır Efahren Hitler bu ve buna benzer tabloları kartpostal ve çeşitli dergi kapaklarına bakarak çiziyordu.
-Peki tablonun arkasındaki bahsedilen Eva kim?
-Kuzenim Eva
-Kuzeniniz mi?
-Evet tanıştırmıştım sizi.
-O çok genç bir kız ama. Hitler'in Eva isimli bir kız çocuğuna özel tablo hazırlamasının ne anlamı var?
Jeny Efahrenin kulağına usulca eğilerek kısık bir sesle
-Eva Hitler'in kızı..
Efahren şok olmuştu.Bu duyduğu cümle karşısında sanki dili tutulmuş, konuşmayı beceremiyordu. Şehrin bütün ışıkları iyice belirlenmişti.
-Hitler'in kızımı!!!!
-Şşşş.. Sessiz olun lütfen
-Özür dilerim..
Jeny bütün bu söylediklerini anlatırken Efahren'in gözlerine bakıyordu. Efahren'in şaşkınlığını gözlerinden anlamak mümkündü.
-Hitler hala yaşıyor mu?
-Hayır... Hitler bundan 21 yıl önce kısmi felç geçirmişti.Ölümü de kendisi gibi sessiz ve sakin oldu.
-Nasıl
-Eceli ile tabi ki
-Peki ya Eva
-Hanım efendi Eva Hitlerden sonra pek yaşamadı.Anneme kuzenim küçük Eva'yı teslim ettiklerinde henüz 1 yaşındaydı.
-Eva'nın bundan haberi var mı?
-Hayır.. Bunu hiç bilmedi. Adolf Hitler'den nasıl nefret ettiğini bilemezsiniz.Bunu bilmediğine şükürler olsun. Bilse intihar etmesi kaçınılmaz olur.
-Anlıyorum...
Bir süre buruk bir hüzün sarmıştı ikisini de saatler neredeyse 23:20 olmuştu.
-Kalkalım mı?
-Evet geç oldu, biraz yürüyüşe ne dersiniz?
-Memnuniyetle
Efahren ve Jeny masadan kalkarak otelin lobisine inmek için asansöre bindiler. Ve Efahren hiç durmadan Jeny'nin anlattıklarını düşünüyordu.Gerçekten de karma karışık bir hal almıştı Efahren, otelden çıktıklarında havada serin ve hafif titreten bir soğukluk vardı.Bir süre birlikte kaldırımlarda Berlin'in ışıklı ve ıslak sokaklarında yürüdüler.Efahren merakına dayanamayıp sordu..
-Peki detaylardan bahsederimsiniz bana
-Mesela ?
-Eva'nın Hitler'in kızı olduğunu ve yıllarca bir sığınakta yaşadığını bu şartlar da neler yaptığını kısacası bildiğiniz her şeyi bilmek istiyorum.
-Anlattığım gibi savaştan sonra Hitler bir süre başka bir kimlik adı altında Berlin de yaşadı fakat bu hayata ve siyasi haberlere katlanamadığı için inzivaya çekildi diyebilirim.
-Siz gördünüz mü peki?
-Hayır..
-Peki nasıl olurda bu kadar içten anlatarak doğru olduğuna inanıyorsunuz?
-Bütün bunları annem yaşadı unutmayın. Eva'yı da annem büyüttü.
-Peki Eva Braun'u
-Evet. O sık sık gelirdi. Fakat bende bunları yakın zamana kadar bilmiyordum. O tabloyu kızına yaş günü hediyesi olarak vermişti. Bildiğiniz gibi Eva onu teyzesi sanıyor.
-Peki bu bilgiler Ev aya zarar vermez mi? Bilindiğini söylüyorsunuz.
-Evet ama Eva aklınızın almayacağı kadar sıkı korunuyor. Attığı adım bile tutanaklara geçiyor.
-Nasıl yani?
-Korunuyor..
-Kim tarafından?
-Roches Misch tarafından.
-Yaşlı bir adam bunu nasıl başarabilir?
-Komser Misch ismi size bir şey anımsatıyor mu?
Efahren bir dakika durup düşündü. Bahsettiği Misch kendisinin ifadesini alan ve doktor Peter R. ölümünü inceleyen komiserden başkası değildi
-Evet hatırladım.
-Komiser Misch Führer sığınağında ki Hitler'in en güvenilir adamı Roches Misch'in oğlundan başkası değil.
-Bütün güvenliği omu sağlıyor.
-Sadece bütün güvenlikle kalmayıp. Sığınağın girişinin kapatılmasını, arşiv dairesi olarak kullanılmasını, maddi imkanların sağlanmasını ve buna benzer bir çok şey.
-Fakat Nazilerden eser kalmadı bütün bunları nasıl yapabilir?
-Eser kalmadı mı? Şu an Avusturya başta olmak üzere dünyada 17 ülkede özel okullarda Nazi sistemi altında yetiştirilip eğitim alıyor.
-Bu ne anlama geliyor?
-Çok uzun zaman sonra değil Efahren.. Yakın bir zamanda Almanya da yine Nazi sistemi kurulacak ve emin olun o kadar disiplinli ve hızla büyüyen bir kitleye sahip olundu ki şimdiden, geleceği neler beklediğinden bende korkuyorum.
-Bütün bunlardan kim sorumlu?
-Komiser Misch tabi ki..
-Peki neden böyle bir şey yapmak istesin ki.
-Komiser de babası Roches Misch gibi Führer'e bağlılık yemini ettirdiler. Ve Führerin asıl vasiyeti de buydu.
-Neydi?
-Hitler nükleer silahlar üzerinde araştırmalar yapıyordu. Tarihçiler, adını gizli tuttukları özel bir arşivde Nazilere ait bir atom bombası çizimi bulmuşlardı. Çizim, Nazilerin nükleer çalışmalarına ilişkin bulunan tek yazılı kanıt. Alman tarihçi Rainer Karlsch, bu zamana kadar belgelenemediği için kanıtlanamayan Nazilerin atom bombası hayalinin bu şemayla su yüzüne çıktığını söylemişti basına. Nazi uzmanlarının atom bombası üretmeye sanıldığından daha yakın olduğunu vurgulayıp, Nazi rejiminin nükleer denemeler gerçekleştirdiğini, fakat atom bombasını savaş sonrasına hazırladığını öne sürdü. Atom bombasının çizimlerinin hangi Nazi uzmanına ait olduğunu ve tarihi henüz tespit edilemedi. Fakat iddialara göre Naziler, ABD'nin Japonya'ya attığı atom bombalarından farklı bir silah geliştiriyordu. Naziler, silaha atom bombası yerine, Zerlegungsbombei (yerle bir edici bomba) adını vermişlerdi. Ve asıl vasiyet bundan ibaretti.
Efahren bütün duydukları karşısında tüyleri ürpermişti, bir an gözünün önünde Hiroşimada atılan atom bombası geldi. Ve savaşın izlerini hala üzerinden atamayan Berlin sokaklarında gezerken geçmişi yaşıyor gibi biraz kederle biraz da geçmişte yaşanılan hiç uğrana milyonlarca insana çektirilen hüzünle ve acıyla doldu.
-Bütün bunlar sadece bir oyun öylemi?
-Evet bay Efahren
-Peki Rusların Hitlerin öldüğüne dair hazırladıkları tutanaklar, fotoğraflar, hatta Ruslardan sonraki İngiliz ve Fransız askeri istihbaratının yaptığı araştırmaya göre Hitler gerçekten ölmüştü. Bütün bu kanıtlar ne anlama geliyor.
-Sevgili Efahren bütün bunlar sadece palavradan ibaret, tarihi bir aldatmacadan başka bir şey değil. Ve ne kadar doğru olsa da insanlar kabullenmeyi
-Fakat bunu neden saklamak istesinler ki? Rusların fotoğrafları?
-Hepsi fotomontaj
-Peki İngiliz doktorlarının araştırmaları? Kan tahlilleri, kemik yapıları?
-Her şey apaçık ortada değil mi?
-Genel anlamda ne söylemek gerekiyor?
-Bay Efahren... Size vereceğim şu belgeyi okumanızı istiyorum.
-Nedir bu?
-Tarihte bilinen Hitler'in öyküsü
Efahren katlanmış kağıdı açarken Jeny elini tutarak.
-Burada değil bay Efahren evinizde okumanızı istiyorum. Ve okudunuğunuzda bütün bildiğinizin bu olmasını temenni ediyorum.
-Pekala
Jeny ayrılmasının gerektiğini söylerek saatine baktı saat 24:16 sıralarındaydı.
-Bu gece ki güzel yemek için teşekkür ederim. Dedi
-Asıl ben teşekkür ederim. Bütün bu gerçekleri benimle paylaştığınız için..
İkisi de sokağın kesiştiği bir noktadan ayrılarak ters noktalara doğru ayrıldılar. Şehir caddeleri sesiz ve sakindi. Berlin'in gece hayatı hiç yok denilebilecek kadar. Ne bir ayak sesi nede arabaların çıkardığı gürültüler.Bir kaç taksi dışında bütün caddeler bomboştu.Eve doğru yürümeye devam etti. Efahren gerçekten de her şeyi öğrenmişti. Hitler'in intihar etmediğini, başka bir sığınağa kaçtığını o sığınakta yıllarca Eva Braun ile yaşadığını, bir kız çocuklarının olduğunu ve eceli ile öldüğünü bile..
Efahren eve geldiğinde ilk işi ceketinin cebinden Jeny'in verdiği kağıdı çıkardı. Ve kağıda baktığında yazılanları dikkatlice okumak için odanın ışığını yakarak koltuğuna oturdu.
"Sevgili Efahren...Tarih 30 Nisan 1945 Gününü Hitler'in intiharı olarak bildi. Fakat tarihte yanılmıştı. O gün orada olanlar sadece bir intihardan ibaret değildi. Bilinilmesi gerekenin intihar olduğunu istemişlerdi sadece. Hitler intihar edemeyecek kadar korkak biriydi çünkü. Gerçekler saklı kalmayı beceremezler, bir gün mutlaka gün yüzüne çıkarlar. Bu mektubu okuduğunda, gerçeklerden payına düşeni aldığını umuyorum... Tarihin seni yanıltmasına izin verme... / Berlin-Saat Kulesi 4 Nisan 1995"
Doktor Peter R
Bitti
Mehmet Güneş
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          18 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
Merhaba,
Ben kahvemi yudumlarken içimdekileri sizlerle paylaşmak, sabah sohbetini sizlerle yapmak için yazıyorum.
Uzun yıllar sonra tekrar Türkiye'ye döndüm ve bu ülkenin kosmopolit şehri Istanbul'da yaşamaya başladım. Zor çok zor bir yaşam var bu şehirde, bu şehrin insanları.... Hayatın kendisi bu kadar zor iken şehirlerin yaşattığı zorluklarda neyin nesi.....Hayatı zorlaştıran bu şehirler mi? yoksa bu şehrin insanları mı?? Yoksa insanlığın değerini, insan olmanın nasıl birşey olduğunu bilmeyenler mi??
Sürekli şikâyet edene entel diyoruz. Ne kadar çok şikâyet ederseniz o kadar entelektüel oluyorsunuz.Oysa Entelektüel mutlu bir adamdır, burada mutlu demek memnun anlamında değil. Mutludur, yaşanan çirkinlikleri görür fakat bunları kabul etmez. Çirkinlikleri nasıl düzeltebileceğini düşünür, yolunu yordamını bulur. Kokuşmuşluk, önce kendimizle olan ilişkimizde başlıyor.Kendimizi çok fazla değerli gördüğümüzü sanmıyorum. İşin beteri kendimizi adam yerine de koymuyoruz. Yemek yemiyor artık çağımız insanı.Tıkınıyor. Yemeğin tıkınmaya döndüğü, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz.Bütün bunlar yozlaşmış bir hayatı gösteriyor, çünkü ortada zevk yok.Zevkin hançerlendiği bir yaşam var.Bu yaşamlarıda seçtiğimiz şehirler var.
Benim insan gibi insan olabilmem, içimdekilerin olabildiğince bastırılmadan ortaya çıkabilmesidir. Oysa yaşam buna izin vermiyor,birbirimizi maskelemek zorunda kalıyoruz. Gerçi Freud medeniyetin temelinin bu olduğunu söylemiş. Biz de içimizdeki hayvanlığı bastıracağız diye,içimizdeki insanlığı da bastırmışız.
Tekrar görüşmek umudu ile...
Dilek TURAN
<#><#><#><#><#><#><#>
 Fotoğraf: Recep Pehlivanlar <#><#><#><#><#><#><#>
Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır. Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır. Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir. Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-)) Kahve Molası bugün 5.798 kahveciye doğru yola çıkmıştır.
Yukarı
|
Sözcük Sözcüğe
aldatılan sözcükler
her gün aldatılan.
o, bunu
bu, şunu aldatıyor
şu, kimi
bulur birisini
.........
sözcük sözcüğe kızgın
boşandı boşanacak
öyle ya
kabul edilemez aldatılmak
..........
sözcük; karı, koca, çocuk
sözcük; şahit, avukat, hakim
..........
bugün karar açıklanacak
çocuk kimde kalacak ???
Erol Ayyıldız
Yukarı
|
 Çizen: Hüseyin Alparslan
Yukarı
|
 |
İşe Yarar Kısayollar Şef Garson : Akın Ceylan Yamağı : Cem Özbatur |
|
İnternet üzerinde Türkçe sözlük olarak sonuna kadar emin olabileceğiniz tek kaynak, tabi ki Türk Dil Kurumu'nun sanal sözlüğü. http://www.tdk.gov.tr/tdksozluk/sozara.htm kısayolunda ulaşacağınız bu kaynakta sadece Tükçe sözlük değil, ayrıca imla klavuzu ile doğru yazma ve doğru konuşma üzerine örnekli bir kaynak da bulacaksınız.
Konu sözlük olunca ekşi sözlükten bahsetmemek olmaz. http://sozluk.sourtimes.org/ kısayolundan ulaşabileceğiniz bu sözlük konusunda yorum yapmak yerine kendi yorumlarını yazıyorum. ...Bu sitede yazilanlarin hicbiri dogru degildir. 18 ya$in altindakilerin kullanmasi hukuken sakincali olabilir (zaten o ya$ta ne i$iniz var internette sitede cikin, gezin, gezdirin). Yazarlar Ek$i Sozluk'e yazdiklari entry'lerin telif haklarini Michael Jackson'a devretmi$ sayilirlar. Sitede yazilanlari kaynak belirtmeden Word'e aktarip "Fw: Turk astronot ve houston! cok komikkkk!" diye arkada$larina yollayan pespayedir, hemzemindir, hincaldir, uluctur. Hukuki gereklilikler haricinde yazarlarin kimlik bilgileri saklidir. Sadece arada yoneticiler tarafindan onemli bir gerekceyle incelenip "tuh erkekmi$" denebilir. Bir gun kapimiza biri gelirse "kim lan bunlar" diye "bi sn du$tayim" denir mutfak penceresinden kacilir... Biraz uzun oldu ama napim bölmeye kıyamadım.
İnternet üzerinde en fazla farklı dilde birbirine çeviri yapabilen, (benim bildiğim), tek sözlük olarak http://www.langtolang.com/ 'u öneriyorum. Dil kapasitesi daha fazla bir sözlük kaynağı varsa lütfen bana da bildirin.
İşte bu da işin en bi daha eğlencelik hali http://dictionary.reference.com/fun/crossword/index.html Eğlencelik dediğime bakmayın aslında ingilizce dil bilginizi ve genel kültür seviyenizi test edebileceğiniz hoş bir kaynak.
Dergimizi ve fincanlarımızı On-Line satın alabileceğiniz adreslere bir yenisi eklendi. Weblebi.com'dan ürünlerimizi indirimli ve/veya taksitli olarak almanız mümkün. http://www.weblebi.com/Default.aspx?Pt=32&Did=TAEZF9ohYPyGkqxpFCS-1A&Sid=1
http://www.buybye.com/detail.asp?PRODUCT_ID=F102A9K935M714ID1 "ALIŞVERİŞİN GÜLER YÜZÜ". Kahve Molası Dergimiz artık Buybye.com'da. Kredi kartınızla derhal satın alıp adresinize gönderilmesini sağlayabilirsiniz. Hatta dergiyi taksitle almanız bile mümkün. Tabi hepsi bu kadar değil. Dergi için gitmişken tüm reyonları dolaşmakta yarar var. Pekçok ürünün yanında hormonsuz doğal domatese özellikle dikkatinizi çekerim.
Yukarı |
Damak tadınıza uygun kahveler |
PhotoFiltre 6.1.2 [1549 B] All Windows Free
http://photofiltre.free.fr/utils/pf-setup-en.exe Harika bir resim editör programı. Ücretsiz olmasına rağmen amatör ihtiyaçların hepsini fazlasıyla karşılayabilecek nitelikte. Her bilgisayarda olması gereken bir yardımcı program. Son versiyonu çıkalı 5 gün olmuş, kaçırmayın.
Yukarı
|
|
|
|
 |
|