ABONE OL!



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 4 Sayı: 775

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 29 Haziran 2005 - Fincanın İçindekiler


 

 Editör'den : Bant yayın bitiyor!..


Merhabalar,

İş gezisi nedeniyle birkaç gündür sürdürdüğümüz bant yayın bugün bitiyor. Eğer olağanüstü bir durum olmazsa yarından itibaren tekrar canlı yayına geçiyoruz. Her halikarda meydana gelebilecek aksaklıklar için şimdiden özür dilerim. Bu arada siz bana ulaşmayı ihmal etmeyin tabi. Hepimize güzel bir gün diliyorum. Esenkalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur

5 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Kıvanç Gülhan

 Kıvanç'ça : Kıvanç Gülhan


  N A T A Ş A !...  V E R D İ N  B E N İ  A T A Ş A ..

Bir zamanlar bu ülkenin kaderine ucundan berisinden bavul ticareti adı verilen bir turizm şekli girdi. Rus hanımlar ellerinde bavulları ile ülkemize gelip Laleli'den aldıkları malları götürüp kendi memleketlerine satar oldular. İyi bir ticaretti ve neredeyse koskoca Türkiye'nin perakende pazarı oluşmuştu.

Bizde sanayinin ARGE kavramı olmadığından rekabete ve gelişmeye açık olmayan ürünleri için bundan iyi pazar olamazdı. Geçimini temin etmeye çalışan es-naf misali , perakendecilik cep harçlığını çıkarmak gibi düşünülebilir. Ülke açısından ise IMF den alınacak borçlar, savaşlar sırasında Amerikanın vereceği paralar asıl toptan satışlar anlamına gelmektedir. Bu tarz borçların geri ödemesi bizlerden büyük parçalar koparır. Oportünist yaklaşımlar olmasına rağmen, sağladığı geçici rahatlamadan dolayı yine de istenirler.

Bavul ticaretinin harçlık babında getirdikleri bir süre sonra eften püften sebeplerle kendiliğinden yok olmuş, piyasa ne yazık ki harçlıksız kalmıştır. Tabi kalitesiz mallar da sanayicinin elinden çıkamamıştır.

Rusya da insanlar kendi ülkeleri içinde sosyal güvenlikleri ve gelecek kaygısından uzak yaşasalar da, orada para etmeyip benim ülkemde hayli pirim yapan fuhuş sektörünün popülaritesi sayesinde ülkemize gelmektedirler. Kazanılan para hem sermayesiz, hem de Rusya için yüksek meblağlardadır. Dolayısı ile üç ay dişini sıkan bir hanım Türkiye'de pezevenklere kaptırmazsa ülkesine zengin olarak döner. Bu bir toplumsal yaradır.

Bizim yanlışımız ise ticaret için gelenleri de aynı kategoriye koymak oldu. Adlarına Nataşa deyip, olmaz edepsizliği hem toplum hem de kurumlar olarak gösterdik. Oysa bavul ticareti bitirildiğinde açık hesap çalışan çoğu Rus hanım gelip kalan borçlarını bir bir ödediler. Laleli esnafından hatırı sayılır miktarda çarpılan olmadı.

Bizler feodal kalıntıların namus diye adlandırılanını, bacaklar arasına sıkış-tırdığımızdan, geniş anlamda ki asıl namusu kavrayamadık. Bu uğurda pek çok cinayet işlenilen ülkemizde, feodal kalıntıların, mertlik gibi, dostluk gibi, ahtı vefa gibi, misafirperverlik gibi olağan üstü güzellikte olanları da var. Bu sebeple muhafaza edilmelidirler ancak başkalarınınki bizi ilgilendirmemeli. Sonuçta onlar çok köklü bir geçmişe sahipler ve tıpkı bizim gibi kendilerine ait doğruları var.

Bizler ayrı toplumların insanlarıyken, başkasının namusu veya namussuzluğu uğruna, kendimize hançer sokmanın bir anlamı var mı?.. Bize mi düştü el alemin apış arasının bekçiliği.

Topluma ters gelse de onlar bunu bir ihtiyaç olarak görüyorlar. Böyle safsatalar Yüzünden toplum olarak bir gelir kaynağımızı baltaladığımızı bilmemiz lazım. Baltacı da aynı hatayı yapmıştı bir zamanlar. Övünülecek tarafını bulamıyorum.

Kıvanç Gülhan
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 8,508,508,508,508,508,508,508,50
              4 Kahveci oy vermiş.
3 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Nesrin Yıldırım

 Kahveci : Nesrin Yıldırım


  KADER MİYDİ BU GİDİŞİN, YOKSA SEN Mİ İSTEDİN...

Haziran akşamıydı gittiğinde. Bir daha da hiç gelmedin. Hep gelirsin diye düşündüm ama, biliyorum gelmeyeceksin artık. İki yabancı olduk; ayrı kentlere düştüğünde kaderimiz... Eksik olan hep bir tarafımız oldu. Eksiliyorduk; her gün özlemin çoğalarak büyüyordu. Aynı kaldırımın taşları olamadık, ikimiz de aynı harçla yoğrulmuştuk oysa.

Kırgın mıyım?... Kızgın mı?... Çok mu özlüyorum?... Hep eksikliğini mi duyuyorum?... Herkesi sen mi sanıyorum?... Böyle sormuştun bana bir kez sessiz ağlamalarınla. Cevap verememiştim, ağlıyordum çünkü. Sırtım sana dönüktü sen görememiştin baba. Bana seni seviyorum demeye hiç fırsatın olmadı, gidişinin bahanelerini sıra sıra dizerken kalbime. Biliyor musun baba, küçük kızının gözleri hala başucuma bıraktığın sensizlikte.

Giderken 'sık sık ararım seni' demiştin baba. 'Sık sık ararım' demek ne demek baba. Ya bunun ne demek olduğunu sen bilmiyorsun, ya da anlamını bildiğim her şey değişiyor.

Birkaç gün sonra babalar günü. Kaç babalar günü daha sensiz geçecek kim bilir...

Bir tarafım hep kalabalıklaşırken, bir tarafım hep yalnızlığa mahkum... sensizliğe mahkum...

Belki bir gün evleneceğim, evin içinde baba sesleri yükselecek belki ve ben sessizce ağlayacağım o yükselen seslerin arasında, seni çok özlediğim o yerde. Yükselen sesler kalbimi delip geçecek ama kimse bilmeyecek. Ağlayacağım içten içe. Göğsüme bir ateş düşecek o vakit; sana baba deyişimi hatırlayacağım, o senin küçümenin olduğum zamanlarımızı. Ben hep babasını çok özleyen bir çocuk olacağım. Hep çok özleyeceğim seni baba. Hep biraz daha kırgın, biraz daha kızgın, ama hep seni seviyor olacağım, beni unuttuğun o yerde.

Söylesene baba kader miydi bu gidişin, yoksa sen mi istedin...

Küçükken çok kıskanılırdık, göze mi geldik baba. Nazar mı değdi bize. Söz vermiştin, böyle değildi senle konuştuklarımız. Koynunda saklayacaktım gözyaşlarımı, sana sığınacaktım kabuslar gördüğümde, hep böyle yapmaz mıydık baba. Ben kimin koynuna saklanacağım, şimdi kime sığınacağım baba.

Zamansız gittin, benim sana daha söyleyeceğim çok cümlem vardı. Hepsi yarım kaldı. Ben yarım kaldım. Şimdi bana çok uzaksın. Bu uzaklığın gidişinden mi yoksa vazgeçtiğinden mi? Bu uzaklık beni öldürüyor. Ben böyle hayal etmemiştim. Aklımdan geçenler bunlar değildi. Büyürken seni daha çok özler oluyorum. Her şey değişti senden sonra bizi emanet ettiğin Tanrı'nın gökleri bile aynı değil sen gittin gideli. Senin gidişlerin bir daha hiç dönmeyişin ve hiç dönmeyeceğini bilmek ahhh bu nasılda acıtıyor canımı.

Bak bir babalar günü daha geldi, artık saymıyorum sensiz geçirdiğim kaçıncı babalar günü bu, bilmiyorum. Seni çok özlüyorum. Aklımdan geçenleri bir bilsen, ya sana söyleyemediklerimi.

Sen de özlüyor musun? Bu hasret seninde canını acıtıyor mu?

Senden sonra başka adamlar da tanıdım, babam olmayan başka adamlar. Hepsini senin yerine koymaya çalıştım. Herkesi sen sandım bir süre ama hiç biri sen değildi. Bir yerlere sığdıramadım hiç birini. Sonra vazgeçtim bu oyundan, aşk sandığım yalanlardan.

Yabancı gibiydik geçen gün senle karşılaştığımızda. Sen bana 'kızım' diyemiyordun, ben sana 'baba'. Dökülemiyordu yan yana dizilen o dört harf dilimden b-a-b-a.

Duvarda asılı duran resmin... Yan yana duruyorsunuz annemle bunca yıllık ayrılığa rağmen. O duvarda hala yan yanasınız. Takılıp kalıyorum duvarda asılı duran sana. Kaç yaşındaydım ben acaba, o resmi çektirdiğinizde. Resim eskimiş, solmuş baba; eskiyen, solan yanlarımız gibi. Hayalin duruyor karşımda başucumda, bıraktığın sensizliğin yanında hayaline de dokunmaya kıyamıyorum ki, ya eskirse diye.

Hatırlıyor musun büyümekten korktuğum zamanlarımı. Korkma diyordun ben varım. Elimden tutar gizli bahçelerine götürürdün beni. Kimsenin bilmediği sırlarını verirdin bana. Bir gün aşık olmuştum da çok gülmüştün, kızmıştın da biraz, görmedim sanma sakın, ağlamıştın da. Ne zaman büyüdün de aşık oldun demiştin. Senden başka aşklar tanıdığım içinde kızmıştın, peki neye ağlamıştın baba. Gideceğini o gün biliyordun da, ona mı ağlıyordun yoksa. Evet sonra gittin bir haziran akşamıydı evden çıkıp gittiğinde. Bir daha da hiç gelmedin.

Sen yokken çok yandı canım, taa kalbimin içi yandı. Hiç birine şahit olamadın sen. Ne kışlar geçirdim, ne fırtınalara yakalandım. Parçalandım... Çok ağladım... Çok üzüldüm... Bir de o çok korktuğum şey başıma geldi büyüdüm. Küçümenin seni içinde büyüterek büyüdü baba, koca kız oldu. Ben büyürken içimde saklı duran derin boşluk da büyüdü ve bazen benim boyumu aştı beni içine aldı, bazen de duruldu.

Şimdi sen çok uzaklarda bir kentin orta yerinde nereye doğru yürüyorsun acaba. Kime varmaya çalışıyorsun. Sen de her gün anıyor musun beni. Seninde başucunda eski bir çerçeve var mı, içinde ben olan. Ha baba söylesene pişman mısın yaptıklarına.

Sen bilmesen de ben sana doğru yol alıyorum şimdi pek çok zamandaki gibi. Sen bana sensizliği emanet ettin. Bunlarda benim sana emanetimdir. Hep saklı tut bunları kalbinde iyi bak emanetlerime.Bu sana yolculuğumdur, yoluna düştüğüm, özlediğim, beklediğim sevdiğim ilk adam.

Nesrin Yıldırım
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,839,839,839,839,839,839,839,839,839,83
              12 Kahveci oy vermiş.
24 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Deniz Kılıç


-çekmecem dolu artık-

beni hep kapının ardında bıraktınız..
dışkapının dışında kaldım, yanaşamadım..
yaşanmışlıklarımı hep kendime sakladım da, yaşanmamışlıklarım vardı sizlerle paylaşacak..
siz davet etmediniz beni, ben de gelmedim..
bir kez, tek bir kez "gel" deseydiniz.. demediniz..
kendi gidişlerinizle öyle meşguldünüz ki, benim kapınızda durduğumu hiç göremediniz..
hep kapıdan baktım size, kimi zaman su döktüm ardınızdan , kimi zaman el salladım..

ne çok şeyim vardı oysa size söyleyecek.. bilemediniz, çünkü hiç dinlemek istemediniz..
kelimelerim vardı cümle olmayı bekleyen belki paragraflar olacaktı..
bir kez, tek bir kez "anlat" deseydiniz.. siz benim anlatmak istediğimi dahi fark etmediniz..
kendi sessizlikleriniz öyle büyük bir çığlıktı ki, benim seslenişimi duyamadınız..
hep uzaktan baktım size, kimi zaman haset ettim, kimi zaman özledim..

düşündüklerim vardı düşleyemediklerimle kolkola...
resmini çizmek istedim hayallerimin..
bir kez, tek bir kez "çiz" deseydiniz.. demediniz..
kendi boyalarınızla öyle griydi ki tablolarınız.. benim renklerimi hiç bilmediniz..
hep rüyamda gördüm sizi, kimi zaman kabus oldunuz, kimi zaman düş..

gözyaşlarım vardı, tebessümlere gebe..
siz"ağla" demediniz.. ben de gülmedim..
bir kez, tek bir kez "gül" deseydiniz.. demediniz..
kendi kahkahalarınızla öyle ıslaktınız ki.. benim yağmurumu hissetmediniz..
hep perdenin ardından izledim sizi, kimi zaman "ben" oldunuz, kimi zaman "siz"

ben hep sizi seyre daldım..
kimi zaman için erkendi, kimi zaman için geç..
sonunda anladım.. ne ben "siz" olabilirdim, ne siz "biz"..
topladım ne varsa bahçede, yolda..
bütün gerçeklerim düşümde, hayaller serde..
neyim var, neyim yoksa sizde ve bende..
artık bütün duygunluklarım çekmecemde..
peki ya anahtar? anahtar nerede?
ne sizde.. ne bende..
bilinmeyende..

Deniz Kılıç
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,639,639,639,639,639,639,639,639,639,63
              8 Kahveci oy vermiş.
13 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 kahveci : tan doğan


ERK BİR HİÇTİR

Ya da, "As'lolan Yaşam" Üzerine Birkaç Söz

4 Soru, Hiç Yanıt


Yüzyılların yoz kalıtını bir solukta silmenin adı mıdır devrim? Bir insan yaratısı olup, yine insanı sömürmesinin adı mıdır siyasa? Hiçbir şeyin hiçbir şeye dayatma yapmadan yaşam sürmesinin adı mıdır özgürlük? Bir sevincin, bir erincin ve bir solukluk mutun adı mıdır yaşam? ...

Susmaların Beşiğini Sallayan Bir Çağ

...Sorular, sorular, sorular... Çağımız susmaların beşiğini sallıyor daha da; eleştirmemelerin, sorgulamamaların ve yazgının... Sokrates'in, yaşamını yitirmesine neden olan yaşam felsefesi/at sinekliği, eşdeyişle, 'eleştirilmemiş, sorgulanmamış bir yaşam, yaşanmaya değmez' uyarısı, neredeyse hiç kimsenin umurunda değil artık! Bir ezilmişliğin, bir bıkmışlığın, bir mutsuzluğun ve umutsuzluğun boyun eğdirmesinin tutsaklığı ya da yazgısallığın gizeminde sürüklenme: Biraz soluk, biraz ekmek, biraz su ve, 'Tanrı, en doğrusunu bilir...'

'İnsan İnsanın Kurdudur...'

Böyle buyurdu Thomas Hobbes: Hiçbir şey, insanın insanı kemirdiği denli kemirmez bir başka şeyi: Elezerlik, kıyınç ve öldürme...:Hayvansı bile değil: Onlarda ana sorun açlık; ezerlik bizimkisiyse... Freud denli algılamak koşul: Altben-ben-üstben. Yoksa, dipteki, bastırılmış ya da 'ilkel' diye nitelenen içdürtüyle kemirgenliğimizi bitiremeden, kemirgenlik bitirecek en yakı zamanda türümüzü...

'Us diye diye' ya da 'Yine mi Us?...'

Kendini öteki türlerin üzerinde gören insan, dayanağını -belki /bildiğimizce/kendimizce- en ussal varlık ve değiştirip dönüştürmek koşuluyla doğaya egemen olmasında bulmanın dayanılmaz hafifliğini (!) yaşarken, zaman içinde ve sırasız bir biçimde türleri yok ettiğinin, dahası, kendi türünün de sırasını hızla getirdiğinin ayırdında mıdır? Us, öyle (törebilimsel/etik/ahlak) çok iyi, (esemece/mantıksal) doğru ve (güzelduyusal/estetik) güzel bir ayırt olarak en insansal özellikse, neden öyleyse bu kötü, yanlış ve çirkin yaşam?... Yoksa, çok mu abarttık her şeyi usa indirgemekle ya da usu en üste koyup, yükseltgemekle?...

Dayatmanın Bir Başka Adı mı 'Siyasa?...'

Siyasa tarihi irdelendiğinde, tekerkli, çokerkli, elerkli, dinerkli... siyasaların topluluklara, toplumlara, uluslara dayatıldığını yadsımak olası mı? Salt siyasayı yürürlükte tutmak ve yönetim dizelgesini yitirmemek için, dahası, söz konusu amaç için, her aracı geçerli saymak, yöneticilerin, eşdeyişle, erk(ler)in 'olmazsa olmaz tavrı' olmamış mı (ve de olmamakta mı)? Bir başka deyişle, erek 'erk' olmak ve öyle kalmak değil mi tüm siyasalarca?...

Erk

İnsanın insanı yönetme isteğinin/düşününün tarihi, istenç- istenç dışılık karşıtlığı denli eskil. Kendini, öteki insanlardan, dirimlerden, doğadan üstün görenlerin bir yaratısı... Başkalarını yönetme yetisine iye olduklarına (dahası, bunun Tanrısallığına ve de kendilerinin yalvaçlığına) inananların, yönetileceğine inandırılanlarla olan savaşımı... Sonuç: Yengi yok. Ya da, 'erk, bir hiçtir....' Bu vargının doğrulanması ya da göstergeleri mi..., yüzyıllarca süren sömürü, yayılmacılık, anamalcılık; dayatmacılık, elezerlik, kıyınç; açlık, yoksulluk ve ölüm.

Anamalcılık Düşüngüsü

Toprak ağalığı düzeneğinin günümüze dek uzanması; bu uzantının petrol ağalığıyla sürdürülmesi; ardına su, gıda, oksijen ve başkaca madenlerin iliştirilmesi, anamalcı düşüngünün tekelci anamalcılığa dönüştürülmesindeki sürecin aşamalarıdır. Yeni Yeryuvar/Dünya Düzeni'nin hiç de yeni olmadığının göstergeleriyse, emeğin sömürülmesi, yayılımcılığın yeryuvarın en uçta kalan yerine dek uzanmasıdır. Bir başka deyişle, anamalcılığın son vargısı olan küreselleşmecilik, yeryuvarı büsbütün kuşatmak, işçi ülkeler yaratıp salt kendi için -gerekirse/çıkar ilişkisi öyle isterse, sınırlı olmak koşuluyla, yandaşlarını da- yaşatmak, her türlü üretim aracına ve gücüne el koymak; tutumsallığın (ekonominin) yanı sıra, ekinsel, yazınsal, bilimsel (bu bağlamda, 'aydın kimdir?' tanımlamasına girmeye gerek var mı?...) alanların biricik belirleyicisi olmak; özce, tek kutupluluk içinde yeryuvar jandarmalığına soyunmağı ereklemektedir.

Adres(ler)

Sorunun çıkış imini/kaynağını başka adreslerde ya da saptırılmış yönlerle, başka yerlerde aramak (istenilen de budur) usdışıdır ('us nedir?' ya da ve yine(!), 'en ussal dirim insan mıdır?' sorularına girmeye de gerek var mı?...) Anamalcılığın sağ kolu, en yakın dostu(!) ve bunu yüzyıllarca kanıtlayanıdır 'din.' Salt Orta Çağ skolastik öğretisiyle (ya da günümüz Vatikanıyla) bunu açıklamaya kalkışmak doğru ve yeterli olmaz; dinler tarihini incelemek ve siyasa-din ilişkisini/iletişimini de irdelemek gerekir... Erk, bir başına hiçbir şey -ya da bir hiç- olduğuna ve 'mutlu insanlık' kaygısını taşımayıp, anamalcılığın daha da güçlenmesi ve (kendi sınıflamasınca) kuzeylilerin -varsılların- güneylilere -yoksullara/işçi uluslara- egemenliğini, dayatmasını içerdiğine göre, tutumsal (ekonomik), ekinsel (kültürel) sömürü yandaşlarını (öteki dostlarının !) yadsımamak koşul. 'Erk olmak için erk olmak' anamalcılığın biricik saplantısı ve bundan ödün vermeye hiç niyeti yok (bir karşısav ya da bir başka seçenek, bir başka düşüngü söz konusu değil şimdilerde : Dayatmanın başarısı mı, yazgısallığın baş eğmesi mi, kanıksamanın/çıkışsızlığın sürdürümü mü, usun yetersizliği mi?... Sorunu gerçek anlamınca pek irdeleyen/tartışan -neredeyse bundan yakınan- da yok !!!) Bu saplantı uğruna din, silah, uyuşturucu benzeri yolları seçmesinin yanı sıra, yıldırıyı da/terörü de (bumerang denli -Pentagon ve İkiz Kuleler/Washington ve New York- kendisine dönse bile!) işin içine kattığını görmezden gelmek olası değil (yıldırı öbeklerinin oluşturulmasının ve parasal/silahsal güçlendirilmesinin tarihi de yeni değil.) Öte yandan, erkin bir başka ve bitimsiz olarak savaşın beşiğini sürekli sallaması (-budunsal çatışmaları oluşturmasının yanı sıra-yakın geçmişte Irak-İran, ardından Körfez ve şimdilerde yine Irak...), dostlarına yeni -ne var ki eskimeyen- dostlar katması, ne denli kararlı olduğunu -izleyicileriyle- göstermektedir. Adreslerin bunlarla sınırlı kalacağını sanmaksa, anamalcılığın birden yok olacağını düşlemek denli tansıklıktır.

Bilim ve Bilim Adamı

Bilimin tarihsel sürecine şöyle bir bakış atmak olası: Çin ve Hint'te M.Ö.2000'li yıllarda başlayan bilimsel etkinlikler, Mısır ve Mezopotamya'dan sonra, M.Ö.600'lü yıllarda Anadolu topraklarında ve Yunan'da sürmüş; 5. ve 10. yüzyıllar arasında (dinselliğin ağına düşürülüp) durağanlaşıp, 8. ve 14. yüzyıllar arasında Doğu'da etkinleşmiş; Batı'daysa, 15. ve 16. yüzyıllarda yaşanan Yeniden Doğuş/Rönesans sırasında yaşam bulup, 16. ve 17. yüzyıldaysa daha da devingen bir konuma ulaşmış; 18. yüzyıldaki üretimsel yapısı, 19 yüzyılın Sanayi Devrimi'ne dönüşmüş; 20. yüzyıldaysa büyük gelişme (Newton-Einstein-Planc-Heisenberg) yaşanmıştır. Anmamız gereken birkaç bilim adamınıysa, şöyle sıralamalı: Miletli Thales (M.Ö.624-546), Pythagoras (580-500), Demokritos (M.Ö.460-370)...; Kopernikus (1473-1543), Kepler (1571-1630), Galilei (1564-1642); Bacon (1561-1626), Descartes (1596-1650), Newton (1642-1727); Laplace (1749-1827), Lobaçevskiy (1792-1856), Riemann (1826-1866); Claude Bernard (1813-1878), Comte (1798-1857), Wund (1832-1920); Einstein (1879-1955), Planck (1858-1947), Heisenberg (1901-1977)... Ya sonra?...

Bilimimsi ve Bilim Adamımsı...

Genel-geçer, yapıcı ve nesnel; törebilimsel (etik/ahlak), mantıksal, sorgusal; yöntemsel, doğrusal, olgusal, dahası, insansal, yaşamsal ve evrensel özellikleri içermesi gereken bilim, özellikle 20.yüzyılın son çeyrek diliminde ve 21. yüzyılın başında -şimdilerde- inaksal/dogmatik, yoz ve tutucu bir konumdan sıyrılamadığı, siyasal dinselliğin avuçları içinde tutsaklaştığı, anamalcı düşüngü doğrultusunda sevilgen/popüler bir çerçeveye büründüğü; çıkarın, paranın, ünün ve konumun tatlılığıyla -tatlı su balıklılığıyla (!)- fildişi kulelere sıkıştığı; siyasayla ahbap-çavuş ilişkisine girip, yakayı kaptırdığı; savaşa, açlığa, yoksulluğa ve zamansız ölüme 'dur' diyecek yüreklilikten sıyrılıp, dilini yuttuğu için ya 'korkaklık çağı'na girdi, ya da sonunu getirdi... Bu son, salt bilim için değil, yaşam için de geçerli olacağa benzemekte. Eşdeyişle, bilimin yerine bilimimsinin, bilim adamının yerine bilim adamımsının geçmesi ve bir hiç olan erkin, her şeye dönüştürülme uğraşının çoğun gerçekleşmesi, 'a'slolan yaşam' düşününü yok saymaya, dahası, türlerin yokluğa sürüklenmesine izleyici kalınarak, zamanla insan türünün, ardından doğanın ve yaşamın yeryuvardan kazınması sonucuna/sonuna neden olacak...

Gerçek mi, Yazgı mı?

Yüzyılları imbiğinden süzülüp 21. yüzyıla -savaşlara, sömürüye, yayılmacılığa ve açlığa karşın yine de/bir biçimde/nasılsa?!...- ulaşmış bir yaşamın tüm türleriyle ve doğasıyla sonlanması gereğini duyanlar gerçekçi mi, yazgıcı mı? Zamanın yeryuvarla özdeş olduğunu savunanlarla, bir başka yeryuvarda -'öteki dünya?'da- süreceğine inananlar... Cennetin de, cehennemin de yaşamın içinde -yeryuvarda- olduğunu dile getirenlerle, yaşamın/yaşamanın bedelinin ödeneceğini /karşılanacağını ödül ve ceza bağlamınca benimseyenler... Yaşama bağlananlar ve dinselliğe bürünenler... Ussallar ve inançsallar... Açık-seçik (Descartesçe) olanla yaşayanlar ve gizemcilikle özdeşleşenler... Hep burada olanlar, hiç burayı önemsemeyenler... 'Erk oyunları' ve oyuncuların savaşımları: Kim için, ne için?...Ve, 'ıskalanan yaşam...'

'Son Söz' Yerine...

İnsan mı?: Yeryuvar yaşamında yer alan, yüzyıllar boyu varoluş savaşımı veren; bilimle, sanatla, felsefeyle, tutumla, siyasayla...varlığını 21. yüzyıla taşıyabilen; sınırlı ussallığınca/'kendince' yapan-yıkan, silahlar yaratan, savaşlar çıkartan, açlığa sürükleyen, yoksullaştıran; insan doğasını ve dış doğayı yozlaştıran/yokluğa sürükleyen; inanan-yadsıyan; seven-özezer ve elezer olan; doğan, yaşayan ve ölen... Her şeye karşın, öteki dirimlerden/türlerden biri... Erk mi?: 'İnsana özgü bir usdışılık' nedeniyle, yaşamın, doğanın ve insanın, 'insana tutsaklığı...' Sonuç mu?: Ya bir tansıklık/mucize olacak, 'usumuz, başımıza gelecek' , ya da sonumuz... Bir başka Umut mu?: Yok.

tan doğan
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,439,439,439,439,439,439,439,439,43
              7 Kahveci oy vermiş.
8 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Mehmet Güneş

 Kahveci : Mehmet Güneş


  SAÇMALIKLAR

Kendimi bilim bileli çıktığım ve indiğim merdiveni hep saydım, hatta şaşırırsam panik vaziyette ilk saymaya başladığım noktaya geri döner, tekrar saya saya iner veya çıkardım, yanımda birileri olduğunda bu hareketimin nedenini anlamlandıramayacağı için ve de açıklama yapmamak için de genelde kafamla ilk başladığım noktadan kaldığım veya şaşırdığım yere kadar saymaya devam ederdim... Merdivenleri hala sayıyorum...ayni ruh halinde ...

Sadece merdiven basamakları değil tabi saydıklarım, kaldırım taşları, doktor muayenehanelerindeki veya kapalı mekanlarda mevcut karo ve lambri tahtaları, wc lerdeki seramik ve fayanslar, uçak ve otobüs koltuk sayıları, bir yerde bulunan insanlar, yediğim zeytin, karpuz, kiraz çekirdekleri... Kabuk ve çekirdekleri ayrıca ikili, üçlü, dörtlü ...Gruplara ayırır açıkta kalan yalnız kalmasın diye daha farklı gruplamaları denerdim...

Hala sayıyorum...sayılabilir her şeyi...

Yolda yürürken ayağıma takılan bir tas parçasını gittiğim yere kadar ittire ittire götürüp, hatta gittiğim yerde onu orda bırakmak içime sinmediği için cebime koyup, daha sonra dönüş yolumda yine kendime eslik ettirerek ve de orda da bırakmaya kıyamayarak eve getirdiğim çok olmuştur...

Hala ittiriyor ve kıyamıyorum...

Takanaklarım, vazgeçemediklerim, alışkanlıklarım...ne isem oyum iste...başkası gibi olamıyorum...

Fonda eski bir yunan müziğine eşlik ediyorum akşamları...
Bir fotoğrafa bakıp dalıyorum.
...o fotoğraf ki...gerçeğinde bir daha yenilenmeyecek yasayamayacağımız bir an'ı bize mekanik olarak yenileyip durur...ve hep de o an ki halinde...

fotoğraf 3 göze hitap eder...
çekene
çekilene
bakana...

her 3 göze de farklı duygular anlamlar ifade edebilir...
çeken çekileni yönlendirmedikçe...çekilen çekene rol kesmedikçe...ve bakan da o an'ı sadece gördüğü ile algıladıkça...
fotoğraf sadece ilk ikisinin yani çekenle çekilenin "rol kesmesi" durumunda bir aldatmaca olabilir... en ucu noktasında da "ölümün" simgesidir...sadece...İşte yaşam böyle tekerrürden ibaret,bile bile bir lades... Yok başka bir duygu böyle körü körüne içine düş'tüğümüz... Her defasında düş'tüğümüz, her seferinde yine yeniden düş'leyip, her defasında yeniden düş'tüğümüz... Aslında hiç kabullenemedik bir düş içine düş'tüğümüzü...

Hiç korkmadan söyleyebilirim... Kısacası yaşam, zaman denen muamma içinde bir "an"dır.
Ve sadece nefes alabildiğin kadardır.O bir ölümlü...

Mehmet Güneş
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 3,923,923,923,92
              12 Kahveci oy vermiş.
10 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Milenyumun Mandalı : Sait Haşmetoğlu


Milenyumun Mandalı

Editör'den Önemli Not:Sevgili Sait Haşmetoğlu'nun e-romanı görsel öğelerle süslendiğinden, aşağıdaki adresten tek tıklamayla zevkle okuyabilirsiniz. Üşenmeyin... Tıklayın... Ayrıca bugünden itibaren duygu ve görüşlerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.
http://www.kmarsiv.com/xfiles/mandal_1.asp

Devamı yok. BİTTİ

hasmetoglu@kahveciyiz.biz

Bu romanı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 8,578,578,578,578,578,578,578,578,57
              445 Kahveci oy vermiş.
58261 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Dost Meclisi



Fotoğraf: Gülendam Z.Oğuz

<#><#><#><#><#><#><#>

Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün 5.835 kahveciye doğru yola çıkmıştır.

Yukarı

 

 Tadımlık Şiirler


Kırmızı

adam kırmızılıydı
kırmızıydı kadın
kızıllığa soyundular
kırmızı kaldılar

ağlarken kırmızı
döküldü gözyaşları
kırmızı gülümsediler
düşünceler de kırmızı
kırmızıydı aşkları

............. kızıl birer kumru kaldılar

yakalanmak isteyen
bir kumru
kafesi kanatları
alçak uçtuğu yerler
uçurum kenarları
orman kentte
şehir kelebeği
gibi kalakaldı
döndü
döndüğü yer
.............. kırmızı

Şule Aydemir

Yukarı

 

 Biraz Gülümseyin




Çizen: Hüseyin Alparslan

Yukarı

 

 Kıraathane Panosu


İstanbul için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Ankara için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
İzmir için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr

Yukarı

 

Akın Ceylan

 İşe Yarar Kısayollar


  Şef Garson : Akın Ceylan       Yamağı : Cem Özbatur

...Sen, kaçak ve ürkek ceylansın dağda, Ben, peşine düşmüş bir canavarım! İstersen dünyayı çağır imdada; Sen varsın dünyada, bir de ben varım! Seni korkutacak geçtiğin yollar, Arkandan gelecek hep ayak sesim. Sarıp vücudunu belirsiz kollar, Enseni yakacak ateş nefesim. Kimsesiz odanda kış geceleri, İcin ürperdiği demler beni an! De ki Odur sarsan pencereleri, De ki Rüzgar değil, odur haykıran!.. Necip F. Kısakürek http://www.berzah.com/ meraklısına şiir portalı.

En keyiflisinden ve en eğlencelisinden, her yaşa hitab edebilecek oyunlar için http://www.kraloyun.com kısayolunu tavsiye edebilirim. İster online oyun oynayın ya da bilgisayarınıza indirip internet'e bağlanmadan oynamaya devam edin.

... Kapınız veya telefonunuz çalmadan önce çalacağını söylüyorsanız, canınızın çektiği ve keşke olsaydı dediğiniz şeylere biraz sonra tesadüf ediyorsanız, hissettikleriniz bir bir çıkıyorsa, siz de psişik denilen özel yeteneğe sahip olanlardansınız... Yazının devamı için http://www.astroloji.org/

Her gün posta kutunuzda güne neşeyle başlamanızı sağlayacak bir fıkra istiyorsanız hemen üye olun :) http://www.chekirdek.com/ Bir paket çekirdek ve bir bardak su ile iyi gider.

KAHVE MOLASI DERGiSiNi ON-LINE SATIN ALABiLiRSiNiZDergimizi ve fincanlarımızı On-Line satın alabileceğiniz adreslere bir yenisi eklendi. Weblebi.com'dan ürünlerimizi indirimli ve/veya taksitli olarak almanız mümkün.
http://www.weblebi.com/Default.aspx?Pt=32&Did=TAEZF9ohYPyGkqxpFCS-1A&Sid=1

http://www.buybye.com/detail.asp?PRODUCT_ID=F102A9K935M714ID1
"ALIŞVERİŞİN GÜLER YÜZÜ". Kahve Molası Dergimiz artık Buybye.com'da. Kredi kartınızla derhal satın alıp adresinize gönderilmesini sağlayabilirsiniz. Hatta dergiyi taksitle almanız bile mümkün. Tabi hepsi bu kadar değil. Dergi için gitmişken tüm reyonları dolaşmakta yarar var. Pekçok ürünün yanında hormonsuz doğal domatese özellikle dikkatinizi çekerim.

Yukarı

 

 Damak tadınıza uygun kahveler


Alarm 1.0.9 [680 KB] All Windows Free
http://bluefive.pair.com/Alarm.zip
İyi çalışan bir alarm programı. Saati kuruyor, isteklerinizi belirliyor ve bırakıyorsunuz. Zamanı geldiğinde, polis sireni ya da sizin seçtiğiniz bir şarkı ile sizi uyarıyor. Mesajınızı tam ekran ya da pencere olarak gösteriyor. Bir alarm dan başka ne isteyebilirsiniz ki?

Yukarı





Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



SON BASKI (HTML)

KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
DÜNÜN
ŞARKILARI





ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM













Fincan almak ister misiniz?
http://kmarsiv.com/sayilar/20050629.asp
ISSN: 1303-8923
29 Haziran 2005 - ©2002/05-kmarsiv.com
istanbullife.com