ABONE OL!



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 4 Sayı: 780

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 6 Temmuz 2005 - Fincanın İçindekiler


 

 Editör'den : Ceee demeye geldim!..


Merhabalar,

Çok uzaklardan arkadaşlarımız için bir araya geldik dün gece. Görüşmeyeli de epeyce olmuş. Yedik içtik sohbet ettik. Haliyle gece yarısını çoktan geçtiğimiz bir zamanda oturdum matbaanın başına. O nedenle fazla kalamayacağım buralarda. Bir merhaba deyip gitmek istiyorum. Pırıl pırıl bir gün dileğiyle hoşçakalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur

3 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 KahveRengi : Alaattin Bender


GÜNEŞ ALTINDA GECEKONDU EVLERİ - FETHİ ARDA

Yaprakların birer ikişer döküldüğü, Hazan mevsiminin enikonu kendini hissettirdiği şu günlerde içimi bir hüzün dalgası kaplar. Aynı hüzün Arda'nın resimlerine bakarken de kavurur içimi. Herne kadar hüznün ressamı Orhan Peker bile olsa.

Uzunca bir zamandır kaleme almak istediğim iki sanatçıdan biriydi Fethi usta. 1996 yılında vefat etmesine ve Ankara'da yaşamasına karşın kendisini tanıyabilme fırsatını bulamadığım bir sanatçıydı Fethi Arda. Ne yazık ki, insan yanıbaşındaki değerlerin gerçek zenginliğini onları kaybettikten sonra anlıyor ve hayıflanıyor. 1971 tarihli bir fotoğraf ilişiyor gözüme; Arda ve Orhan Peker "Tavukçu" Lokantasında hem sohbet ediyor, hem de içkilerini yudumluyorlar. "Ah, keşke ..." diye mırıldanıyorum; çünkü o kadar yakınlar ki size, bir otobüs mesafesinde.

Sessiz, sakin, içe dönük, ağırbaşlı; kontrollü, kendinden emin ve hesaplı. İnsanın tanıma şerefine erişemediği bir sanatçıyı tanımlaması zor da olsa resimlerine bakarak böyle bir çıkarımda bulunabiliyorum.

Sanatçının 1960'lı yılların başında başlayan soyut ("abstract") eğilimleri 1960'ların sonuna kadar devam eder. Kimi zaman ipe asılmış çamaşırları konu aldığı resimleri dahi lekesel tadda geometrik kurgu içeren soyut etkiler taşır. 1976 tarihli resimlerinden başlayarak Fethi Arda'nın sanatı deyim yerindeyse artık kıvama erişmiştir. Arda bu tarihlerden başlayarak yakın çevresine yönelmiş, gözlem gücünü kullanarak ve içtenliğini de katarak duyarlı resimler yaratmıştır. 1976 tarihli 80x100cm. boyutundaki "Dikmen'de Sarı Ev" isimli yağlıboya resminin ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu düşünürüm. Güneşin batış saatlerinde portakal kırmızısına boyanmış gökyüzü altında, bir tepe üzerinde hafifçe öne kaykılmış sarı bir ev ile sanki ona sığınmış mavi bir kulübe. Sessiz, sakin, yalnız. Tıpkı Fethi Arda gibi. Sarı evin oturduğu tepe siyaha boyanarak, resmin alt ve üst bölgeleri arasında bir sınır teşkil edilerek resmin siyah beyaz etkisi kuvvetlendirilmek suretiyle resme hareket kazandırılmıştır. Turuncu gökyüzü altında sarı evi ortaya çıkarmak açısından hem bu siyah lekenin hem de bitişikteki kulübenin boyandığı mavi lekenin yarattığı kontrast etkinin rolü büyüktür. Kısacası Usta işidir.

Başta Turan Erol olmak üzere pekçok Ankara'lı ressamı etkileyen gecekondular bu kez Arda'yı da baştan çıkarmıştır. Eğilmiş, bükülmüş, boşluğa serpiştirilmiş gecekondu evleri. Öte yandan Dikmen sırtlarında yükselen apartmanlar sanki bir kale gibi kuşatmaktadır bu gecekonduları. Gecekondulardaki yatay hareketler apartmanlardaki düşey hareketlerle dengelenirken bir taraftan da çarpık kentleşmenin yarattığı bu çelişki açık bir şekilde vurgulanmaktadır.

Degas ve Lautrec'e nazire

1980'li yıllarla birlikte çiçekler, kuru çiçekler, özellikle de Japon gülleri; hep de dikdörtgen bir vazo içerisinde formunu pek değiştirmeyen çiçekler. Ama, her defasında ayrı bir coşkuyla, ilk günün heyecanıyla boyanmış "nature morte"lar. Aynı yıllarda, beyazın egemenliğindeki şirin mi şirin Bodrum evleri. Hep de figürlerle bezenmiş; kimi zaman evinin önünde örgü ören bir kadın figürü, kimi zaman yan yana kümelenmiş, Bodrum'dan insan manzaraları. Güneş altında iyiden iyiye ısınmış sıcak beyaz evlerle birlikte mavilerin, yeşillerin, kırmızı ve kahverengilerin ısıttığı sıcacık lirik resimlerdi onlar. Ve yine aynı dönemde denizden kaçıp Arda'nın tuvaline sığınan balık kümeleri. Kırmızı, yeşil fonlarda sere serpe dizilmiş, kimi zaman ipe asılmış balıklar. Ama bir tanesi var ki, 1995 tarihli 38x46cm. boyutundaki "Balıklar ve Limon" resmi. Karmen kırmızısı bir fonda karınları süt beyazına boyanmış, sıcak gri gövdeli zig zag biçiminde üst üste istiflenmiş dört balık ve sağ alt köşede sıcak sarı bir limon. Kısacası pek çok sanatçının göze alamayacağı görsel bir şölen. Ve pastel tekniğiyle inşa edilen ayrıcalıklı bir yere sahip "İstakozlar" dizisi. Pastel tekniğinin neredeyse unutulduğu günümüzde, Arda bu tekniği sanki Degas ve Lautrec'e nazire yaparcasına çok ustaca kullanmış; balıkları ve istakozları adeta pastel denizinde yüzdürmüş, kuru çiçekleri pastel ile hayat bulmuş, portreleri pastellerle anlatımcı ifadeye büründürmüştür.

Gerek yağlıboyalarında, gerekse pastellerinde objeyi ya da görüyü ait olduğu gerçeklik bağlamından kopararak tuval düzlemine taşımış, plastik dili ve Kocamemi atölyesinden aldığı görsel disiplini kullanarak sağlam bir kompozisyon kurgusu elde etmiş, tüm bunların sonucunda resimlerini izleyenlerin belleklerine kazıyabilmiştir. Arda'nın resimlerinde coşkulu ve lirik bir anlatım hiç eksik olmaz. Ancak, bu anlatım öykülemeye değil sezdirmeye dayanır. Gözlemlediği konularda coşkusuna aracılık edecek yanları bulup çıkarmaya özen gösterir.

"Adam gibi adamdılar" onlar...

1934 doğumlu Fethi Arda, 1958'de Güzel Sanatlar Akademisi Zeki Kocamemi atölyesinden mezun oldu. 1965 -1969 yılları arasında Akademi'de asistanlık yaptı. Bu süreçte, Avrupa'da Henri Goetze ve Prof. Emilio Vedova ile çalıştı. 1982 yılında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın resim yarışmasında birincilik alırken, 1986 yılında 47. Devlet Resim Yarışmasında "Gecekondular" isimli tablosuyla "Başarı" ödülüne değer görülmüştür. 1985 yılında Sanat Kurumu tarafından verilen "Yılın Sanatçısı" ödülünü Duran Karaca ile paylaşmıştır.

1989 tarihli arşiv fotoğrafı çok dikkat çekicidir. Yerde diz çökmüş rahmetli Avni Arbaş ya bir desen çiziyor ya da resmini imzalıyor. Başta Uğur Mumcu ve Fethi Arda ile beraberindekiler pür dikkat onu izliyorlar. Ne tuhaf, bu üç değerli sanatçımız sırasız biçimde aramızdan ayrıldılar. Önce Mumcu, sonra Arda ve nihayet Arbaş. Ama, hepsi de dolu dolu yaşayarak, üreterek; düşünerek, yazarak, çizerek. Kısacası "adam gibi adamdılar" onlar...

Kaynakça: Bilim Sanat Galerisi tarafından yayınlanan 1997 tarihli Fethi Arda kataloğu

Alaattin Bender
www.alaattinbender.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              4 Kahveci oy vermiş.
4 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Kıvanç Gülhan

 Kıvanç'ça : Kıvanç Gülhan


  ORTADOĞULUYUZ VESSELAM...

Bir açık hava düğününe gitmek ama dolu, içmek bir yada iki kadeh. Trenlenmiş halaya takılıp aynı tempoda saatlerce usanmadan sallanmak, gece karanlık bastıktan sonra, bira ile cilalanmak, en irisinden gümüş renkli silahını çıkarıp ateş etmek havaya peşi sıra, her patlamada yerinden hoplayan insanları görmek, el kadar bebelerin korkudan titrediklerini izlemenin verdiği büyük zevk.

Seyahat, turizm vurgulu eski model üçyüziki otobüsün yanılıp ön koltuklarından birine bilet alıp, mahşeri sıcakta şoförün güdümünde çıkmak yola, her ani hareketinde otobüsün, yüreği ağzına gelmek,bir müddet sonra dayanamayıp ikaz etmek kaptanı ve çevrede oturan bir sürü şoför taraftarının canhıraş tepkisi ile karşı karşıya kalmak , hatalı ya da korkak olanın kendin olduğunu düşünmek.

Dolmuş yada otobüs kuyruğunda yarı dağınık sıranın sonuna geçip, hak sahiplerini oluşturmak kafanda, kendince düzene sokmak aklından, tam dolmuş yanaştığı sırada nereden geldiğini anlayamadığın iki genç, ön sıra kaynağını, hata yaptıklarını yüzlerine karşı uyardığın için tepki görüp dayak yemek mesela.Adam gibi oturduğun meyhanede entelektüel görünümlü beyle sohbete girip dillerin kıvraklığını yitirmesine yakın vakitlerde, karın boşluğunda hissettiğin " yandım Allah "sızısı, peşinden elini ısıtan kan.

Yokuş aşağı traktörünün gömleğini şişire şişire gelişinde kıl payı ölümden kurtuluşunun ardından, ne olduğunu anlamadan peyda olanların konsorsiyumunda pervasızca vücudunun her yerine inip inip kalkan değnek sesinde inlemelerin. Ne olup bittiğini anlayamadan ki sakinlik ve yığılışın yere.

Sokak arası yürümelerinde bulaşık suyu ile boca edilmenin peşinden sertçe kapanan pencerenin sırra kadem basması.. Kalakalmak sabah giydiğin temiz elbisenin mahvoluşuyla.

İki kenar piçinin, göremediğin yerdeki taş atmalarından nasibine düşenin ne olduğunu kavrayabilme çaresizliği.

Çarpılmak, gözün gibi sahip olduğun cüzdanının el değiştirmesi ile. Çoğunun belindeki ölüm makinesinin varlığından haberdar olmak ve birlikte yaşamak dışında seçeneğinin olmaması.

Avrupa birliğine girmek sonra. Medeniyeti tavana vurmuşlarla her şeyi paylaşmak, hatta birlikte yaşamak kardeşçe. Kültürden, mozaikten bahsetmek, kim bilir böbürlenmek belki de. Aslımız Orta doğulu ama doğma büyüme Avrupalıyız demek peşinden.

Bizim gibi, bir büyük tehlike varken, Asıl Avrupalılardan olmadığımız için şükretmeliyiz.

Kıvanç Gülhan
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              4 Kahveci oy vermiş.
4 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Nesrin Yıldırım

 Kahveci : Nesrin Yıldırım


  Dilimde asılı kalmış cümleler

Ne zaman dilimle ıslatmaya kalksam cümlelerimi ayazda kalıp donuyorlar. Hiç biri güneş yüzü göremeden dilimin gölgesine çekiliyor.
Gözlerimin ardında gizli saklı bir yerden beynime vuruyorlar yazılmamış, söylenmemiş ayazda kalan cümlelerim.

Hep arka sıralarda otururdum. Ben orda öğrendim sıra sıra dizmeyi aklımdakileri. Aklımdakiler dilime çarptığında ya üşürdüm yada terlerdim. Ateşim cümlelerime vururdu.Söyleyecek ne çok söz kalmış yarım yamalak. Bazen sıkılır sessizlikten ayazda donmuş cümlelerimi ateşe verir yakardım. Cümlelerim yandıkça ince ince sızlardı birilerinin kalbi.

Susmayı öğrendim ben, sustukça bildiğim cümlelerimi unutmayı, unuttukça yarım kalmayı, yarım kaldıkça ayak üstü yaşamı atıştırmayı öğrendim. Öğrendikçe büyümeyi, büyüdükçe kırılmayı, kırıldıkça susmayı…

Susa susa susamamayı öğrendim ama ben susmayı severdim.

Kim çeldi cümlelerimin aklını da sustular.

Günahı boynuna ama o saplamıştı bıçağı dilime. Bütün cümlelerim kana bulandı.

Bütün güzel cümlelerim düzene yenik düştü. Sana… bana… bize… yenik düştü.

Nesrin Yıldırım
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,309,309,309,309,309,309,309,309,30
              10 Kahveci oy vermiş.
18 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Deniz Kılıç


Herhangibir mutluluk

İstanbul'a herhangibir uzlaklıkta, herhangibir yere, herhangibir yoldan gitmek, herhangibir denize kıyısı olan, herhangibir renkte, herhangibir çiçeğin, herhangibir ağacın yanıbaşında, herhangibir eve sahip olmak istiyorum..

Günün herhangibir saatinde, üstümde ne olduğu önemli olmayan herhangibir durumda, ayaklarım çırılçıplak kumda dans etmek, güneşte ısıtmak kendimi, buz misali biramı yudumlarken anlamsız şarkılar söylemek, dalgaların en yükselen zamanında koşup denizi kucaklamak istiyorum..

Sabah kahvaltısın bahçeme hazırlayıp, ekmekler kızarırken komşularımı çağırmak, akşam yemeğine rakıyı soğutup, 5 çeşit yemek hazırlayarak dostlarımı ağırlamak, yardan serden, eskilerden yenilerden ne varsa konuşmaya fırsat bulamadığım bir solukta anlatmak istiyorum..

Herhangi bir günde, herhangibir yerde kurulan semt pazarından tarlada yetiştiğini kokusundan anlayacağım çiçeği burnunda sebzeler meyvalar almak, hatta biraz fazla alıp bulamayanlara ! yollamak, acemiliğimin verdiği yerleştirme hatasından dolayı ezilen domateslerimi annemden aldığım telefon yardımıyla kavanozlayıp salça yapmak, havlu, elbezi, peçete satan tezgahlara ve ne alırsan 1,5 milyonluk naylonculara yanaşıp evime alış-veriş yapmak, döndüğümde ayaküstü aldığım kirazlardan atıştırmak, yorgunluğuma mükafat bir çay demleyip dün yaptığım kurabiyelerden bir kaç tane avucuma doldurarak elimde kitabımla hamağıma uzanmak, artık akşamüstü olan herhangibir vakitte uykuya dalmak istiyorum..

Günün herhangibir saatinde boyalarımın başına geçip yarım bıraktığım herhangibir resmi tamamlamak, oturup masamın başına kalemimi sevdalısı kağıdımla buluşturmak, sıkılıp yarıda bırakmak, tvyi açıp programlara bakmak, günlük gazetelerin seri ilanlarını okumak, bir yandan atıştırdığım antep fıstıklarının kabukları çatlamamış olanlarını dişimle çatlarak son damlasına kadar çıkarmak, evimin wcsi dahil her yanını kültablası ile doldurmak, istediğim herhangibir an evimin herhangibir yanında sigara yakmak, tembellik yapıp küllüklerimi ağzına kadar dolmadan boşaltmamak istiyorum..

Çamaşırlarımı yıkamak, ütü yapmak, kırık dökükleri onarmak, temizlik yapmak, camlarımı yıkamak gibi işleri sürekli erteleyip, yapılması kesinleştiği herhangibir zamanda kimseyi rahatsız etme sıkıntısı olmadan son ses müzik eşliğinde hırs içinde bağıra çağıra herhangibir süreye kısıtlamadan tamamlamak istiyorum..

Herhangbir saat, herhangibir şey yaparak, herhangibir şekilde yaşamak istiyorum..

Ömürümün herhangibir zamanında bunu hayatıma uygulamak istiyorum..

Ülkenin herhangibir yerinde, herhangibir hayatı böyle yaşayan, herhangibir kişi..
Birinin mutluluğuna sahipsin, hiç farkettin mi?

Deniz Kılıç
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              7 Kahveci oy vermiş.
6 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Sevil Yaman

 Gencecik Kahveci : Sevil Yaman Çıpa


  Doğum günüm kutlu olsun (26.06.1982)

Garip duygular beliriyor içimde.Büyüyorum.Ve daha iyi anlıyorum. Küçükken kurduğum hayallerdeki gibi güzel değilmiş büyümek. Hayali güzelmiş yalnız. Küçük kalmak çok kısa süreliymiş. Kelimenin tam anlamı gibi küçücük, kısacık...

Annemin yanından ayrılmadığım zamanlar düştü aklıma, nereye giderse gitsin, elimde etekleri,peşinde gittiğim. Sonra okula başladığım ilk günüm. Kafamda beyaz kurdelem, siyah önlüğüm, boynumda dantelden kolalı yakam, sırtımda çantam. Okul müsamerelerim, her milli bayramlarda ille de bir şeylere dahil olmam. Sonra biraz daha büyümek. Arkadaşlarım. Büyüklere ve büyümeye özentilerimiz.18 yaşımı iple çektiğim zamanlar. 18 yaşımın hayalleri. 18 oluşum. Her şey gün be gün aklımda. Asıl mesele bundan sonra. Her şey bu zamana kadarmış sanki. Sonrasında çocukluğum yok.Sonrası ağır, yorucu, hızlı....

Zamanı ne dondurabiliyormuşuz meğer, ne de canımız istediğinde dünü yaşayabiliyormuşuz.Bir saniye önceni bile geri getirecek gücümüz yokmuş. Kıymetini bilmeden tüketiyormuşuz her şeyi. Kendimizi bile. Kendimize bile acımadan.

İmkan doğdu bisiklete binme şansı duldum geçenlerde. Bisiklet denilince, hala gözlerimin parladığını fark ettim.Çocukluktan kalma bir doymamışlıktan belki de.Bu sefer kimse bana "bir daha bisiklete binmeyeceksin" diye seslenmeden, canımın istediği kadar bindim.Eskiyi anarak. Sonra, her akşam usanmadan oynadığımız oyunlar geldi aklıma. Voleybol, yakan top, dokuz taş, kör ebe...Herkes çocuk oluyor elbet te, biliyorum. Ama herkes benim gibi bu doymama hissiyle mi yaşıyor, merak ediyorum.

Allah'ım, nasıl çocuk olasım var. Büyümeye inat.Kendimi nasıl bir sevesim var.Böyle pamuklara sarmalayıp sarasım var. Bu yaşıma kadar ihmal ettiğim, önceliği hep başka şeylere verdiğim içindir belki de, elimde olmadan. Belki de bu yüzden bilmiyorum, hiç olmadığım kadar şımarasım var. Bir kalp var benimle. Daha doğmadan başlayarak bunca zaman benim için atan. Bana hiçbir sorun yaşatmayan. Onu sorunlarıma ortak etmeme, yormama rağmen, bir gün bile bana küsmeden benim için çalışan, iyi bir kalbim var. Bunu düşündüğümden beri yeni yeni kararlar alıyorum artık kendime. İşte bu yüzden Sevil'i öncelikli önemseyeceğime dair söz veriyorum. Yaşadığım her şey geride kalıyor. Ve yenilerine kapılarımı aralıyorum.

Bu Pazar hayata başladığım yirmi üçüncü yılımı dolduruyorum. Biraz daha eskiyorum hayatın içinde. O içimdeki küçük kızın bedeni, ruhu büyüyor biraz daha.Bütün bu değişime inat o kız olduğu yaşta kalıyor,o olsun yaşını koruyor. Zamanla daha iyi anlıyorum. Kaç yaşımda olursam olayım. Ona ihtiyacım var.

O iplerle, toplarla, bebeklerle oyun oynamadığım zamanlar eskilerde kalmış meğer. Büyü(tül)müşüm. Hızlandırılmış büyütülme programına dahil ol(durul)muşum bilmeden.

Hayata devam ediyorum. Artık hayatla oyun oynuyorum. İçinde yaşayabilmek için yenilmemecesine. Hayat mızıkçılık yapıyor bazen. Yanıyorum. Kızıyorum. Ama oynayacak başka alanım yok, biliyorum. İçinde yaşayabilmek için, hayatla oyun oynuyorum.

23 dolu yaşım. Kendimce tecrübelerim. Hatalarım, sevinçlerim, üzüntülerim, hırslarım, başarılarım, başaramadıklarım, insanlığım, gençliğim, sahip olduklarım, sahip olmaya çalıştıklarım, sahip olamadıklarım. İşte içinde ne varsa hayatıma dair, ne yaşadıysam, iyi ya da kötü, öznesi benim. Bunların içinde, kendimi yitirmediğim için ya da kendimi yönetmeyi başarabildiğim için huzur duyuyorum, gurur duyuyorum.Düşündükçe kendimi biraz daha seviyorum.

Hemen kendime bir hediye alacağım.Artık kalbime, ruhuma daha iyi davranacağım.Kendimi ödüllendireceğim hemen. İçimden doyasıya dans etmek geçiyor ve bağıra bağıra şarkı söylemek.Bunca yaşamışlığın üstesinden gelebilmenin partisini vermek geliyor içimden. Yaşım gibi yaşamak istiyorum.

İçimden bir ses sesleniyor şimdi. O'nun sesini duyuyorum.Bana bir şeyler mırıldanıyor.

İyi ki doğdun Sevil,
Mutlu yıllar sana...
Doğum günüm kutlu olsun.

Sevil Yaman Çıpa
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              8 Kahveci oy vermiş.
11 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Neslihan Güzel


DEĞİRMENCİ

Her zaman ki gibi bir gündü yine. Doldu kalbim birden neşe ile.

Gündüzün ışığı gecemin Ayısın. Sabahın serinliği akşamın şavkısın.

Sokaklar aynı, insanlar aynı, ama neden hep aynı. Neşe ile doluyor içim, aynı olmayan bir şey vardı kalbimde. Yürümek istiyorum kaldırımlar boyu. Ağaç gölgesinde usulca. Hışırtılarını duymak istiyordum, dalların yapraklarının. Melodi gibi çıkan uyumlarını duymak, kaldırımdaki ayak izlerini saymak, kaldırım taşlarını sekerek atlamak, istiyordum. Bana bakan aya bakıp, bir selam da ona vermek, duruluğu hissetmek, sessizliği yaşamak istiyordum.

Kim demiş karanlığı sevmem diye? başkadır bu karanlık akşamlar başka. Düşünürsün sabaha kadar yalnızca, dolaşırsın bir taraftan da eni konu koridoru. Bakarsın duvardaki resmine, masadaki son yudumluk çayına.Yazmaya çalışırsın bir taraftan kelimeler av sen avcı.Yazarsın yazarsında, sığmaz bir türlü duyguların satırlarına. Coşarsın bir taraftan bir cümle bir cümle daha…..

Kimi yatağında karşılar yeni günü, kimi sokakta bir bankta, sense karşılarsın selam vererek yeni günü, pencerende. Sokaklarda ise her zamanki telaş başlamıştır yine. Simitçilerin sesleri, çöpçülerin sakin başlayan telaş esi. Kediler vardır bir taraftan, yiyecek arayan zavallı miyavlamaları ile.Beyaz olan tüyleri olmuştur biraz gri ve de biraz çamur. Sense bakarsın pencerenden usul usul, seher vaktidir bu vakit.

Duyguların bir çocuk kadar masumdur. Bakışların ise bir ceylan ki kadar duru. Bakarsın bakarsında ne düşünürsün? bilmem uzaklara. Sen bu duygular içinde yaşarken geceni, kavuşmuştur artık yeni gün sabaha.

Değirmenci öğüttün mü? bir geceyi daha,
Çaldın demi ömrümden bir gün daha.

Neslihan Güzel
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 8,138,138,138,138,138,138,138,13
              8 Kahveci oy vermiş.
6 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Milenyumun Mandalı : Sait Haşmetoğlu


Milenyumun Mandalı

Editör'den Önemli Not:Sevgili Sait Haşmetoğlu'nun e-romanı görsel öğelerle süslendiğinden, aşağıdaki adresten tek tıklamayla zevkle okuyabilirsiniz. Üşenmeyin... Tıklayın... Ayrıca bugünden itibaren duygu ve görüşlerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.
http://www.kmarsiv.com/xfiles/mandal_1.asp

Devamı yok. BİTTİ

hasmetoglu@kahveciyiz.biz

Bu romanı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 8,578,578,578,578,578,578,578,578,57
              445 Kahveci oy vermiş.
58261 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Dost Meclisi



Fotoğraf: Işık Etkin

<#><#><#><#><#><#><#>

Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün 5.855 kahveciye doğru yola çıkmıştır.

Yukarı

 

 Tadımlık Şiirler


Mumya

Takvimlerle esip geçen yıllardan sonra,
Çıkıp gelecek miydin,
Gözlerinde bin bir kıvılcımla.
Gülecek miydin yeniden,
Yine eskisi gibi ağız dolusu.
Sevecek miydin,
Ünlü aşıkları kıskandıracak kadar sonsuza.
Yok..!
Hepsi yalan şimdi.

Sen yıllar geçtikçe içimde hortlayan,
Başına aşk vurdukça bağrımı dağlayansın.
Aklına estikte yollara düşüp,
Halimi bile sormadan,
Hep açık bir kapı bekleyensin.
Olmayacak dualara "amin" ler tutarak.

Oysa;
Seni terk ettiğim gün gibi,
Hala acıtır içimi ihanetin.
Sen hainsin,
Sen yalancısın,
En çokta sen,
Yıllar önce öldürdüğün,
Yalan bir aşk hikayesinin katilisin..!

Açar mıyım sanıyorsun,
Vurmaktan kırmak üzere olsan da kapılarımı.
Yıllar önce bir yalana doladığımda seni,
İçine koyduğum naftalin kokuları ile,
Bir geçmişe,
Bir kilitli sandığa,
Küller arasında bir yangına sardım,
Tavan aralarında toz yutmuş,
Eski bir çarşafa doladım seni.

Şimdi çok geç geldiğin gibi geleceğe,
Hatalarının bedeline gömüldüğün geçmişe dön.
Her hortlayışta sen,
İçimde yeniden doğacağını sanırken,
Tekrar tekrar ölüyorsun gözlerimde.
Seni sonsuzluğa sardığım tabutunda,
Olduğun gibi tepkisiz kal,
Ben seni hatıralarımda bile
Yaşatmayacağım.

Çünkü sen,
Gömüldükçe geçmişe,
Bir mumyanın yüzsüzlüğü ile,
Tekrar diriltileceksin diye gün sayansın.
Ben ise;
Senden öte bir yokluğa,
Hızlı adımlarla koşan.

Gülcan Talay

Yukarı

 

 Biraz Gülümseyin




Çizen: Hüseyin Alparslan

Yukarı

 

 Kıraathane Panosu


İstanbul için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Ankara için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
İzmir için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr

Yukarı

 

Akın Ceylan

 İşe Yarar Kısayollar


  Şef Garson : Akın Ceylan       Yamağı : Cem Özbatur

...Arslani dibadereûu do avepe var aöopeûu. Emuşeni, dubarace pskidaya do nisimadu: Mağara muşis komeşaxtu do iri üele âabuni vareya do ambari uncğonu. Avepek arslani moüitxus kogööües. Mara mitik var uüunikteûu. Arslanik, mağara muşişa na amulun mteli avepe oöoôuôûu do ar üayi imxorûu... Bu masalın Türkçesi ve Lazca devamı için http://www.lazuri.com/lazuri_paramitepe/aslani_do_meli.html kısayolunu tıklayın.

Kuşadasının güzel yerlerini internet ortamında, hem de üç boyutlu olarak seyretmek isterseniz http://www.kusadasi.biz/gallery.asp kısayoluna bakabilirsiniz. Gerçekten hoş görüntüler.

...Cep telefonlarıyla ilgili her türlü uygulamayı tam sürüm şeklinde bulabileceginiz bir site. Sitede program, oyun, müzik, video tema her türlü telefon uygulamasını bulabilirsiniz. Site her gecen gün güncellenmektedir. En yeni müzikler en yeni oyun ve programlar siteye gün gün koyulmaktadır... http://www.mmcdepo.com/

Resim düzenleyici program ...602Album, dijital resimlerinizi kolayca görüntülemeniz ve biçimlendirmeniz için sanal görsel resim albümleri içine yerleştirmeniz için tasarlanmıştır. Ayarlanabilir küçük resim özelliği, resim albümünüzün tamamını bir arada görme imkanı sunuyor. Resimleri değişik dosya formatlarına çevirin, birden fazla dosyayı tek bir seferde... http://www.602.com.tr Shareware bir program olduğunu bilmenizde fayda var.

KAHVE MOLASI DERGiSiNi ON-LINE SATIN ALABiLiRSiNiZDergimizi ve fincanlarımızı On-Line satın alabileceğiniz adreslere bir yenisi eklendi. Weblebi.com'dan ürünlerimizi indirimli ve/veya taksitli olarak almanız mümkün.
http://www.weblebi.com/Default.aspx?Pt=32&Did=TAEZF9ohYPyGkqxpFCS-1A&Sid=1

Yukarı

 

 Damak tadınıza uygun kahveler


Google Earth 1.0 [200 MB] W2000 ve XP Free
http://earth.google.com/index.html
Google'dan harika bir ürün daha. Uydu ve yer fotoğraflarından üç boyutlu haritalara kadar herşey var. Uzaydan yan komşunuzu gözetlemeniz bile mümkün. Üç boyutlu detaylı şehir görüntülerinin arasında İstanbul ve Ankara da var. Yükleyip denemek henüz kısmet olmadı ama ilk uygun zamanda yapacağım. Deneyen dostlar görüşlerini bildirirlerse sevinirim.

Yukarı





Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



SON BASKI (HTML)

KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
DÜNÜN
ŞARKILARI





ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM













Fincan almak ister misiniz?
http://kmarsiv.com/sayilar/20050706.asp
ISSN: 1303-8923
6 Temmuz 2005 - ©2002/05-kmarsiv.com
istanbullife.com