 |
 |
|
15 Eylül 2005 - Fincanın İçindekiler |
|
Editör'den : Sporcunun en ahlaksızı!.. |
Merhabalar,
Kız çok güzel. Yetenekli. Tuttuğunu kopartan, bulaştığı her işi layıkıyla başaran bir genç kız. Öyle dedikoduya karışmış falan da değil. Etrafında türlü playboylar dolandığı halde o sevgili diye bir basketbolcuya bağlanmış. Hani şu ahlaklısından olması gerekenlerden bir genç adama. Öyle sessiz sedasız bir ilişki ki adamın adını bile öğrenememişiz uzun süre. Ama gün gelmiş. Kızla genç adamın yolu ayrılmış. Genç kız bir yandan bir başka genç adamla hayatını birleştirmeye hazırlanırken diğer yandan mesleğinde de yoğun bir dönem geçiriyormuş. İşte tam bu sırada sporcunun en ahlaksızı yapacağını yapmış.
Evet merak ediyordum ve seyrettim. Seyrettiğim dört dakikalık kayıttan iğrendim. Ben bir ahlak kumkuması değilim ama bir genç adamın sevgilim dediği bir genç kızı böylesine harcamasına sessiz kalamadım. İnanın bu kadarını beklemiyordum. Kayıt düpedüz bir hard porno. Genç kız tamamen baygın, ne olup bittiğinin farkında bile değil. Hangi dönemde çekildiğini bilemem ama taammüden, bilerek isteyerek, planlı, programlı yapıldığı ayan beyan ortada. Yani olası bir intikam için çekilmiş. Yazıklar olsun böyle gence, böyle sporcuya. Ve son günlerde adaletsiz adaletten o ahlaksız da yararlanmış ve şu anda dışarıda. Ama eğer genç kız kararından dönmezse o sporcu bozuntusunun en ağır cezaya çarptırılacağına inanmak istiyorum. Ey Kadınlar bu olaya sessiz kalmamalısınız. Eğer bu herif bu işten paçayı sıyırırsa yarın başınıza gelebileceklerden siz sorumlu olursunuz.
Bir erkek, bir baba olarak kendimden utandım. O genç kızın babasının yerine kendimi koydum kahroldum. İnanın abartmıyorum. Günün birinde bir porno klipten iğreneceğimi söyleselerdi demediğimi bırakmazdım. Oysa şu anda aynen bu duyguları taşıyorum. Sakın ola yanılıp şaşırıp kaydı benden istemeyin zira çöp kutusunun derinliklerine doğru yola çıktı bile.
Kameralı fordcular ortalıkta cirit atarken aman dikkatli olun. Podyumun altına yatıp, ellerine aldıkları kameralı cep telefonlarıyla don resmi çekmeye çalışan bir gençlik yetişiyor. Teknoloji tamam da, böyle kullanana ne demeli iyice bir düşünmeli. Neyse, haydi esenkalın.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle... Cem Özbatur
Yukarı
|
 |
ÖNSÖZ : Ömer Akşahan BİLGİSAYAR, KİTAP KURDUNA NE YAPAR? |
|
Kitap, gelişme çağımdan başlayarak tutkuyla bağlandığım en değerli varlık olmayı sürdürüyor hâlâ. Onu satın alabilmek için kimi zaman ödünç para aldım, kimi zaman poker oynadım. Beni hiçbir şey onun kadar mutlu etmedi. Kimi zaman güldüm, eğlendim, kimi zaman satırlar arasında gözyaşı döktüm. Onunla geçirdiğim zamanlar benim en değerli anım oldu. Ortaokul yıllarımın en popüler dergileri Hayat ve Ses dergilerini hangi ortamda bulsam eskiliğine, yeniliğine bakmaksızın alıp okuyordum. Ağabeyimin seyyar konfeksiyon sergisinin altındaki ambalaj için kullandığı o dergilerde Şevket Rado'yu soluksuz okurdum. Onun tadı damakta kalan başyazılarının gizli abonesiydim. Kadınları o dergilerle tanımaya çalıştım. Tarihimizi Abdullah Kozanoğlu'nun romanlarıyla sevdim. Onun romanlarını göz kırpmadan sabaha dek bitirmek, sanki kutsal bir görevdi benim için.
Yıllar su gibi akıp gitti, romanlardaki gibi. Geriye şöyle dönüp baktığımda, iyi ki kitabı tanımışım, diyorum kendime. Onunla ölünceye kadar arkadaş kalmaya söz verdim. Ancak hayat bize yenilik adına bir başka dostu getirdi, koydu önümüze; bunun adı, bilgisayardı! Her yeniliğe olan ilgim nedeniyle koşup kaydoldum, bilgisayar kursuna; yıl 1987. Hevesle bir şeyler öğrenmeye çalıştık, iş onu edinmeye gelince, bunun kitap kadar kolay olmadığını gördüm. Satın alamadığın, dokunamadığın şey; gidemediğin yere benzemesinden olsa gerek ona bir süre uzak kaldım. Sahiplenme duygum gelişemedi. Sonunda kör topal da olsa bir bilgisayar edinebilmiştim. Artık yazılarımı, şiirlerimi bilgisayara yazıp kaydedebiliyordum. Bilgisayar kullanmama yardımcı olan rahmetli Ediz Akyürek'e çok şey borçluyum. İnsan, onun gibi sabırlı ve her zaman güler yüzlü bir dosta sahipse her şeyi kolayca öğrenebilir.
1987'de katıldığım Ödemiş'teki ilk bilgisayar kursundan bana kalan tek yadigâr söz: "Bilgisayar aptal makinedir. Ne verirsen, onu alırsın!" Şimdi bu sözün değerini, çalıştığım iş ortamındaki fıkra gibi olayları duydukça daha iyi anlıyorum.
Radikal Kitap'ın 8.6.2001 tarihli ekinde, Mario Vargas LLOSA'nın, Celal Üster çevirisiyle yayımlanan "EDEBİYAT NE İŞE YARAR?" başlıklı yazısında, edebiyatın işlevselliğini, roman ve şiirin insan ve toplum üzerine etkilerini sıraladıktan sonra, sözü bilgisayara ve Bill Gates'e getirerek, onun İspanya Kraliyet Akademisini ziyareti sırasında dile getirdiği, en büyük amacının, ölmeden önce kağıt ve kitapların yok edilmesi olduğunu, ifade ediyor. Aynı Bill Gates'in Doğan Yayınları arasında yayımlanan 'Düşünce Hızında Çalışmak' adlı yapıtında da benzer fikirlerini yazmış: "Kağıtsız büro yaratın!" diyerek, bu hedefini özetlemiş. Ancak kendisi her şeye rağmen hâlâ bazı bilgileri kağıttan okuduğunu da itiraf edebiliyor.
Ülkemizdeki kağıt savurganlığının vardığı korkunç boyutları göze aldığımızda ve bir de gezegenimizde yaşanan çevresel felaketler karşısında, doğrusu ben de Bill Gates gibi düşünmeye başladım. Bu konuda çarpıcı olduğuna inandığım bir örneği, M.E.B.dan vereceğim. Anılan bakanlığın Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığınca, 1990-2000 yılları arasında tavsiye kararı verilmiş eğitim araçlarını gösteren 834 sayfa, 1.hamur kağıda kuşe kapakla basılmış kitabı görür görmez ilk sorduğum soru: "Hocam bu kitaba hiç baktınız mı?" oldu. Aldığım yanıt beklediğim gibi,"Hayır."dı. Bunun üzerine kitabı tarttırmak için bakkala gönderdik. Kitabın ağırlığı tamı tamına 1296 gr! Bu kitabın bir ilköğretim okulunda olduğunu düşünürseniz, varın gerisini siz düşünün. Benim tahminime göre kitap için harcanan kağıt miktarı en az 130 ton. Diğer giderleri ve kağıt maliyetini dikkate aldığımızda; onun altından ne kadar daha değerli olduğunu ve savurganlığın hangi boyutlara ulaştığını anlayabilirsiniz, umarım.
Bugün devlet, salt kağıtta yapacağı bir tasarrufla neleri topluma kazandırabileceğini o çok değerli uzmanlarına kolayca hesaplatabilir. Bu savurganlığı yapan devlet dairelerine, ben, 'Evrak Üretme Çiftliği' adını taktım. Çünkü, ortada gerçekten acil ele alınması gereken önlemler var.
Olaya başka bir boyuttan bakarsak; adını andığım kitap gerçekten çok önemliyse ki, inanmıyorum; o zaman, pekala bir CD ile sorun çözülebilir ve çok daha ucuza halledilebilirdi. Ancak kulağıma gelen itirazları da duyuyorum, "Her okulda bilgisayar mı var?" deseler de, zaten okunmayan ve işlevi olmayan bir kitap, ancak hazırlayanlarına belki ufak bir ödül ya da makam kazandırabilir!
Yazı başlığını oluşturan soruya geri dönersek; "Günümüzde bilgisayar, kitap kurduna ne yapar? "Kendi yaşıtlarıma ve benim gibi okuma tutkunlarına bir zarar vermesi bir yana, ondan en iyi şekilde yararlanabileceğimize inanıyorum. Mario Vargas LLOSA'nın söylediği gibi bir romanın, öykünün ya da şiirin kitaptan, onu evirip çevirerek, kenarlarını katlayarak ve sabahleyin sayfaları dağılmış halde yatağın başucunda bulmanın keyfini, hiç bir zaman bilgisayar veremez.
En iyisi, bilgisayar ve kitabı düşman kardeş gibi gösterme yerine, onların ortak yönlerini keşfederek doğru kullanmayı öğrenmeliyiz; böylece birbirini bütünleyen, destekleyen ve yeni ufuklar açan iki iyi dosta sahip olabiliriz.
Global dünyanın büyük köy meydanı İnternette yeni kitap kurtları oluşturma yolunda atacağımız adımların önemini genç kuşaklar bizden daha çabuk kavradılar. Eğer üç yaşında okuma yazmayı öğrenmemiş bir çocuk, kimsenin müdahalesi olmadan, güç kaynağı, hard disk ve monitöre basarak bilgisayarı açıp, 'başlat'tan serbest çizim programına girip, özgürce çizimler, boyamalar yapıp, aynı geri bildirimle bilgisayarı kapatır duruma gelebilmişse, bu çocuğa ancak şapka çıkarılır! Günümüzde bunların sayısının hızla çoğalmakta olduğunu hatırlatmakta yarar olduğunu, düşünüyorum.
ABD ve Avustralya'da pilot olarak uygulanan bir eğitim çalışması, benim de büyük ilgimi çekti: Proje kapsamındaki öğrenciler okula kaydoldukları gün, kendilerine diz üstü bilgisayar veriliyor, okul çantası niyetine! Öğrenciler tüm eğitim çalışmalarını sınıflarında, öğretmen gözetiminde bu bilgisayarlar üzerinde gerçekleştiriyorlar. Aileleri bu bilgisayarlar için her ay 40 Dolar taksit ödüyorlar. Ayrıca bu kadar ödeme gücü olmayan ailelere ise, projeye destek veren yardım kuruluşları katkıda bulunuyor. Projenin iki yılı aşkın süredir başarıyla uygulandığını Bill Gates yukarda anılan kitabında açıklıyor.
Ülkemizde tasarruf adına okullarımızda İnternetin kullanımını yasaklayan bir zihniyet ne zaman elini çekerse, ancak o zaman çağdaş bir ülke konumuna yükselme şansı bulabileceğimize inanıyorum.
NOT: Değerli Kahve Molası sakinleri, sizlerden iki hafta zorunlu bir ayrılık yaşadım. Bu sayede oğlumuzu evlendirmek kısmet oldu. Umarım bundan sonra kesintiye uğratmam. Sevgilerimle…
Ömer Akşahan
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          6 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
 |
Gülümse'nin Dilinden : Gülcan Talay Bir İstanbul Türküsü |
|
Zamanın kovaladığı bir vakitten, bin vakit sunar sabahın... Yüzünde ay doğmuş gencecik bir kız, bazen de ergin bir delikanlı gibi. Hep bir umuda, bir yarına dönersin yüzünü, aslanın ağzındaki ekmek talaşı gibi. Kimine biçerken işkencenin en alasını, kimini en cömert yanınla boğarsın. Sahte bir aydınlık mıdır sularında yansıyan, yoksa gerçeğin ta kendisi mi?
Bir yabancı gelse toprağına, ait olduğun milletin her karesini gezmiş gibi hisseder seni.
Çünkü, kozmopolittir beşiğin, her diyardan farklı insanını belediğin.
Kimilerinin toprağına adımını attığı anda Beyoğlu' na düşer izleri. Görkemini, gizemini ve o en modern halinle salgıladığın mistik havanı içlerine çekmektir merak ettikleri. Sen ise İstiklal Caddesi' ni, bir tasarımcının yeni kreasyonunu tanıttığı podyum gibi, renkli ışıklarınla döşersin en orta yerine. Tıpkı incecik belli bir kızın beline attığı aynalı kemer gibi, en cömert halinle yansıtırsın tüm renklerini. Hep Mevlana' ya özendiğin bir öğretidir sanki, tutup kollarından tüm insanlığını "Ne olursan ol, gel..!" dediği gibi.
Bir yakanda havai fişeklerin patlarken eğlencende, bir yakanda senden ümit kesmiş birinin yüzü düşer sularına. Atlamak için an sayarken beyni, ışıklarından kamaştığı gözlerini kapatabilir mi ki? Gitmek ile kalmak arasındaki bir ana sığmış, bir ömrün telakkisini yok sayarak.
Bostancı' ndan adalarına baktığım her vakit, dilime düşen bir türküdür söylediğim... Gün batarken kızıllığında, yarına adadığım bir bekleyiş belki. "Gün ağarınca boynum bükülür,
Dalarım uzaklara..." diyerek tutturduğum.
Kaç kişinin diyeti kesildi kim bilir boynuna, bir insanın bir insana ettiği kötülük gibi...
Kalabalığında yitmiş tüm insanlar için, kaç bedel ödedin ki? "Büyük şehir yutar insanı."
diyerek başladıkları uzun bir nutuk metni, kim bilir nasılda gölgelemiştir güzelliğini.
Anadolu' nun bağrından kopup geldikçe birileri, hep nasihat ile uğurlar ya sevdikleri,
sanki senin bir suçun var gibi.
Kim bilir kaç türkü yakıldı güzelliğine, kaç şiir bezendi yeşilliğine ve kaç ağıt yakıldı kayıp edilenine. Sayılmayacak kadar çok, hüzün demlenecek kadar acı. Her şeye rağmen, kuzgunun yavrusu gibi hep birilerinin bağrına sarılmadın mı; iyiliğinle, kötülüğünle, kahpeliğinle kabul edilip, vazgeçilmez toprağına şanınla kazındığın.
Şimdi; bir türkü yakmak gerekse sana... Özleminin, görkeminin ve tüm ahalinin ümitlerinin boynuna bir inci gibi dizildiği... Kopartmadan her tanesini, saymalı bir çocuk misali... Sanki saymayı yeniden öğreniyormuşuz gibi.
İstanbul, İstanbul,
Kalkıyor..!
Bir, iki.
Gülcan Talay
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          5 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
 |
Kahveci : Afet Sertaç Gerçek KENDİ YOLUNDA YÜRÜMEK |
|
Her insan; doğar, büyür ve ölür…
Haydi hatırlayabildiğimiz kadar eskilere dönüp bugüne doğru bir yolculuğa çıkalım… Bakalım kaçımız kendi yolumuzda yürümeyi başarmışız?
İnsan hayatının ilk seneleri ekmek elden su gölden şeklinde geçer, isteklerinizi elde etmek için uğraşmanıza gerek yoktur, bu istekleri yerine getirmek çevrenizde bulunan ve sadece ağlamakla harekete geçirebileceğiniz insanların görevidir. İnsanoğlu'nun bu ilk senelerinde karşısındaki insanları mutlu etmesi için uğraşmasına da gerek yoktur; ne yapsanız mutlu olurlar… Öyle duygularınızı anlatmak için uzun uzun konuşmanız yada doğru kelimeleri seçmek için kıvranmanız gibi bir beklentileri yoktur. Hiçbir anlamı olmayan sesler çıkarmanız ve onlara gülümsemeniz bu arada salyalarınızı akıtmanız yeter de artar bile…
Büyüme dönemi biraz zorludur; gerekli gereksiz her şeyi size öğretmeye kalkarlar. Toplum içinde nasıl hareket edeceğinizi de bu dönemde öğrenirsiniz. Artık daha fazla uyulması gereken kural buna karşılık daha az eğlence vardır. Örneğin komşunun sümüklü oğlu ile oyuncağınızı neden paylaşmak zorunda olduğunuzu anlamasanız da yada neden her akşam 21:00 da yatay pozisyona geçtiğinize dair bir fikriniz olmasa da bunları yaparsınız, çünkü her insan kendi yolunda yürümeye başlamadan önce; kendinden daha fazla yol almış birilerinin himayesinde olur.
Kendi hayatımız ile ilgili verdiğimiz ilk ve en önemli karar çoğu zaman meslek seçimidir. Meslek seçimlerimizi neye göre yaptık? Kaderimize razı olup puan limitinde olan okulları mı seçtik? Aileden birinin olmamızı istediği doktor veya avukat mı olduk? Pekala kaçımız mesleğimizde doğru olduğuna inandığımız fikirleri her ne pahasına olursa olsun savunup kendi yolumuzda yürüdük? Yada kaçımız sorun yaşamayı göze alamayıp başkalarının yolunda yürüdü?
Genellikle meslek seçiminden sonra insanın aldığı belki de en önemli karar eş yada partner seçimidir. Bir zaman sonra dünya üzerindeki tek cinsin bizim olmadığımızı keşfettiğimizde neler oluyor biraz da onu konuşalım… Kadın ve erkek kendi yollarında yürürken bütün olmayı becerebilir mi? Sorulan sorulara ne olursa olsun gerçek cevabı vermeye veya soru sormaya cesareti var mıdır? Aynı insan; evet seni seviyorum, evet eşliğe kabul ediyorum, evet boşanmak istiyorum diyebilir mi? Kaçımız gerçekten seçtiğimiz insanla beraber olduk? Kaçımız yolunda gitmeyen ve artık mutsuzluk veren bir birlikteliği kim ne düşünür diye hayıflanmadan bitirme cesaretini gösterdik? Kaçımız artık evlenme vaktin geldi diyen aile ve çevremize hayır henüz aradığım aşkı bulamadım ve sadece evlenmiş olmak için evlenmeye niyetim yok diyebildi? Kaçımız kimsenin onaylamadığı ama kalbimizin onayladığı kişi ile beraber oldu? Kaçımız özel hayatında gerçekten kendi yolunda yürüdü?
Kendi yolumuzda yürürken paranın rolü ne kadardı? Belki de insanlar hayatları boyunca yanlış yeri doldurmaya çalışıyorlar: Ceplerini… Halbuki kalbi ve beyni doldurmak çok daha önemli ve anlamlı… Ölüm geldiğinde; yanımızda evimizi, arabamızı, giysilerimizi yada banka cüzdanımızı götüremiyoruz. Bunlara ölümümüzden sonra yeni insanlar sahip oluyor. Ama yanımızda götürdüğümüz bazı şeyler var ki onlara asla paha biçilemiyor ve bizden başkası sahip olamıyor. Başarılarımız, anılarımız, dostluklarımız ve dört nala doyasıya yaşanılmış bir aşk…İşte bunları bizden ölüm bile alamıyor.
Uzun lafın kısası; başkalarının yolunda yürümek uğraş gerektirmese de sizi gitmek istediğiniz yere her zaman götürmeyebilirler. Gitmek istediğiniz yere; ancak kendi yolunuz da yürüyerek ulaşabilirsiniz. Zor mu? Kolay olduğunu kimse söylemedi zaten…
Afet Sertaç Gerçek
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          5 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
Bezgin Kedi : Öykü Yılmaz |
BIRAK BANA MASAL ANLATMA
Abuk subuk hikayeleri okuya okuya bir hal olduk zamanında. Kibritçi kızın donarak ölmesine mi üzülsek, tek bacaklı kurşun askerin kanalizasyona yuvarlanmasına mı bilemedik. Bununla kalmadı masallar üst üste bizi sarsmaya devam etti. Büyük annemin kurtlar tarafından parçalanmayıp beni büyütmesine şükrederken Hansel ile Gratel'i bizim evde besleme yönünde ciddi eğilimlerim olduğunu hatırlıyorum. Hansel'in ucundan tırtıkladığı "pastadan yapılmış ev" düşüncesi hep cazip gelmişti bana ama büyünce bir de baktım ki zamanında o hikayeyi okuyan erkek çocuklar- şimdinin sapıkları olup çıkmış, elma şekeriyle çocuk kandırmaya çalışıyorlar. Hikayelerdeki en beter tipleme ise Pamuk Prenses'in narsist üvey annesiydi. Gerçi hatunda evden kaçıp yedi cüceyle gününü gün ettikten sonra yakışıklı prensi kaptı mı, evet kaptı. Bu masalı okuyan bir çocuğun evden kaçması kuvvetle muhtemeldir. Ben şahsen kendi çocuğuma bu tip masallar okumayı düşünmüyorum.
İşin aslı bu masallar çocukların ne anlayacağı ne de keyif alacağı cinstendi. Yanlış anafikir çıkartmak içinde birebir eserlerdi. Hepsinin alt yapısında bir eziklik söz konusuydu. Hikayeyi şekillendiren öğeler ise, genelde kompleks sahibi bir üvey anne ile o annenin zulmünden kaçan kız çocukları olurdu.Telef olan erkek çocuklarına pek rastlamazdık hikayelerde. Erkek karaktere kurtarıcı misyonu yüklenirdi ve O da beyaz atı ile etrafta dolanıp, kendini görev günü için hazırlardı. Bunca hazırlığa rağmen gerekli hiçbir donanıma sahip değillerdi aslında. Rapunzelde o kadar uzun saç, kül kedisinde ise o kadar anormal ayak numarası olmasaydı görürdüm ben prenslerin durumunu.
Bütün bu zırvalıkların ötesinde diğerlerinden ayrılan tek bir masal var Alice Harikalar Diyarında. Gerçekten harikalar diyarıydı orası. Yazarın bir uyuşturucu tribinden yola çıkarak yazdığı ve her seferinde "mantar"ı vurgulayan bir masal. O diyara giriş bileti ve aynı zamanda olayların kilit noktasıydı "mushroom" -Alice eğer bir şey yapmak istiyorsa mesela bu küçük bir kapıdan geçmek olabilir - boyunu küçültmek için mantar yemeliydi, eski haline gelmek için ise yeniden bir mantar daha tüketmeliydi- O diyarda her şey tripti; bitmek bilmeyen çay saatleri, sırıtan kedi, kişileştirilmiş iskambil kağıtları…Bir de duvardaki sıkıntı Humpty Dumpty vardı ki insanda o yumurta adamı oturduğu duvardan aşağı atma isteği uyandırırdı. Masal içinde Alice'in kılavuzluğunu yapan karakter ise tavşandı. Hikaye boyunca Alice'in bu karakteri izleyip durmasından sonra Matrix filminde Neo karakterinin de tavşan takibine başlamasıyla bende jeton düştü tabi, bu tavşan takibinde bir keramet var!
Benim bu masallardan çıkarttığım sonuç ne oldu derseniz evde kalmaya mahkum bir insan olduğumdur. Ne cüce arkadaşlarım var ne de üvey annem. Evden kaçıp meşhur olma yada koca bulma gibi bir durumda söz konusu değil. Kırmızı başlığım olmadığı gibi yiyecek mantarımda yok. Yani öyle alemden aleme akan bir hatun olmadığımdan barda bir tavşana rastlama olasılığım da yok. Çakmak icat olduğundan bu yana kibrit aldığımı da hatırlamıyorum ki kibriti çakıp bir dilek tutayım. Ama…kırkbir numara bir ayağa sahibim. Yani bu ne demek oluyor! en yakın camcıya gidip bir çift cam kestirip, tabanını söktüğüm postalıma monte edip yılbaşı partisinde kazara tekini düşürebilirim demek oluyor. Gerçi bende bu şans varken prensim (potansiyel sevgili adayı) postala bakıp geceyi bir travestiyle geçirdiğini düşünüp, herşeyi unutmaya karar verir ve bende yine bu şans varken saat gece onikiye vurduğunda balkabağına dönüşürüm ve hikaye kabak tadı verir.
Öykü Yılmaz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          8 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
Terör Algılamalarında Ortadoğu'nun Yeri
21. Yüzyılın güç dengelerini yorumlamada en önemli parametrelerden biri hiç şüphesiz ki terördür. Üstelik içinde bulunduğumuz bu dönemde klasik Soğuk Savaş mantığının yani çift kutuplu dünyanın yerini tek kutuplu dünyaya bırakması hâkim ve hegemonik güç olan ABD için yeni bir mücadele alanının yaratılmasını zorunlu kıldı. Fakat terör olgusunu sadece bu güç dengeleri ve oluşan geçici boşlukların sistem dışı güçler tarafından doldurulması olarak niteleyerek alışılagelmiş ve sığ tanımlamaların da dışına çıkmaya çalışacağız. Bu nedenle bu yazıda birkaç çeşit terör tanımı üzerinden gidip terörü açıklamaya çalıştıktan sonra Ortadoğu kaynaklı terörü irdeleyeceğiz. Bununla ulaşmaya çalışacağımız sonuç ABD'nin neden ilk hedef olduğunu ortaya koyabilmektir.
Bize göre ABD'nin ilk hedef olması hem Batının sömürgeci ve oryantalist politikalarının geçmişinde hem de ABD'nin yakın tarihte Ortadoğu ve dünyanın genelinde yürüttüğü politikalarda aranmalıdır. Kısacası ABD açısından sorun geçmiş üç yüz yıl içinde değil de geçmiş otuz yıl içinde aranmalıdır. 1
Terör nedir?
Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi terörü tanımlamada birden çok tanımlama üzerinden gideceğiz. Burada ilk olarak şu tanımı yapmak gerekir. "Terör; "suçlu" ile sistem arasında bir etkileşimdir. Sistemin dışında olanın içinde olana saldırısıdır." 2 Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi var olan küresel ve bölgesel sistemler içerisinde merkezde olup gücü kontrol edenle çevrede olup güce müdahil olmak isteyen arasında bir düello söz konusudur. Günümüzde hegemonik 3 güç olan ABD'nin çevrede kalan Doğu ülkelerine veya Güney ülkelerine karşı olan politikalarını da göz önünde bulundurursak bu tanım hiç de yadsınamaz. Fakat daha gelişmiş bir tanım getirmek gerekirse terör; sistematik, kasıtlı ve zaman içerisinde süreklilik arz eden bir eylem tarzıdır. Diğer şiddet eylemlerinden ayırt edici olarak teröre katılım sürekli bir taahhüt gerektirir. Ayrıca terör kitlelerin eylemlerinden daha ziyade hedefe yönelik bir grubun eylemlerini kapsamaktadır.4
Bu tanımı daha da genişletmek gerekirse terörizm politik karar alan mekanizmaları etkilemek üzere bir organizasyonun kararı sonucunda ortaya çıkan bir olgudur. Teröristlerin akılcı organizasyonlar oluşturduklarını ortaya koyan analizler şunu öngörürler; teröristlerin tutarlı ve istikrarlı bir değerler, inançlar ve çevresel düşleri vardır. Kısaca teröre başvurma nedenini sebep-sonuç ilişkisi belirler. Fakat her grubun aynı mantıksal süreç ve çerçeve içerisinde hareket ettiğini söylemek güç olur. Terörizm için en temel neden tanınma veya ilgi çekmektir. Yani yerel veya uluslararası kamuoyu oluşturma en temel hedeftir. Bugün karşılıklı bağımlı dünyada uluslararası tanınma ihtiyacı küresel terörü de kışkırtmaktadır. Bu ifade bir ithamdan öte var olan bir durumun yansımalarını belirlemek açısından önemlidir. Yazının ilerleyen bölümlerinde de değinileceği gibi Usame Bin Ladin için teröre başvurma nedeni uluslararası arenada ABD'nin Müslüman coğrafyada yaptığı politikaları dünya kamuoyuna duyurma hedefidir. Aynı zamanda terörizm politik yönetim süreçlerini işlevsiz hale getirmek ve yöneten zümreyi demoralize etmek için de kullanılır.
Terörizm halkın tavrını olumlu ya da olumsuz şekilde etkiler. Örneğin terörist gruplara karşı bir sempati oluşur veya korkunun da ön plana çıkmasıyla bir düşman algılaması oluşabilir.
Teröristler rejime karşı bir hareketlenmeyi de niyet edinmiş olabilirler. Bu nedenle kalabalıkları provoke ederler. İnsanlar direnişçiler ordusuna çekilip hükümetin göstermek istedikleri yüzü gösterilmiş olurlar. Fakat burada hatırlanması gereken ise ilk verdiğimiz tanımdır. Buna göre sistemin dışına itilmiş grupların karşı hareketlenmeleri modern dünyada terör adını alabilmektedir. Bir başka deyişle terörizm güçsüz olanın bir silahı ve stratejisidir.
Güçsüzlük rejimin veya hâkim gücün muhalefeti (çevreyi) aşırı bastırmasından da kaynaklanabilir. Şunu da varsaymak yanlıştır: Terörizmin olduğu her yerde baskı vardır. Bazı durumlarda gruplar talepleri için zaman kaybetmek istemeyebilirler. Üstelik hâkim güç bu işlemi mümkün olduğunca geciktiriyor ise ve bir de ona güvensizlik varsa bu sonuç ortaya çıkabilir. Aynı zamanda demokratik ortamda çoğunluğu mobilize edebileceğine inanmayan veya buna imkânı olmayan gruplar da teröre başvurabilir. Bu da onlara şiddet alternatifini sunar ve başka seçenekleri olmadığını düşünürler.
Aynı zamanda devletler de terörist faaliyette bulunabilirler. Örneğin İran'ın rejim ihracı isteğiyle yaptıklarında veya İsrail'in yeni yerleşim yerleri açmak için sürdürdüğü faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan manzarada buna birer örnek bulmak mümkündür. Fakat burada vurgulanmak istenen devletleri itham etmek değil sonuca ulaşmak için uygulanan politikalarla yaptığımız terör tanımı arasındaki benzerlikleri vurgulamaktır. Örneğin bir devletin kendi halkına yönelik psikolojik savaş teknikleri uygulaması devletler hukuku açısından kabul edilebilir olabilir ama bir terörist grubun işlem mantığıyla benzerlikler gösterebilmektedir.
Kısacası terörizmi devlet otoritesine veya hâkim güce karşı koyan farklı ideolojik grupların bir stratejisi olarak görüyoruz. Bir nedeni dramatize etmek isteyen gruplar, yöneticileri ve kitleleri demoralize etmek isteyenler, kitlesel destek sağlamak isteyenler, takipçilerini ve geniş kitleleri etkilemek isteyenler için uygun bir yoldur terör. 5
Ortadoğu Kaynaklı Terör:
Batının sömürgeci döneminden kalan bir alışkanlıkla Doğuyu klasik oryantalist anlayışla ve "öteki" olarak niteleyecek şekilde sınıflamaya tabi tutması hiç şüphesiz Doğulu halklar ve aydınlar üzerinde bir etki bırakmıştır. Ayrıca yakın tarih içerisinde de petrol sayesinde belirli bir zümrenin aşırı zengin olup halkların da nispeten rahat bir hayat sürmesi fakat bu ülkelerin hak ettikleri gerçek zenginlikleri elde edememeleri tepkilere yol açmış oldu. Dahası yaşanan bu süreci "yeni sömürgecilik" olarak da nitelemek çok yanlış olmaz. Örneğin sadece sattıkları petrolle ayakta duran Arap Ülkelerindeki ekonomiler tüketime dayalıdır ve gayri safi milli hâsılaları Avrupa ile karşılaştırılamayacak durumdadır.
Bütün bunların yanında politik hayatta Ortadoğu ülkelerinin durumu da ortadadır. Ortadoğu'daki hemen hiçbir Müslüman ülkede demokrasi yoktur, insan hakları kısıtlı seviyededir ve evrensel ölçütlerde saygı görmemektedir. Bu bölgedeki halklara göre bütün bunların nedeni petrollerini satın alan Batı ülkelerinin kendilerine bıraktıkları otoriter rejimlerdir. Örneğin Birinci Körfez Savaşı'nda ABD'liler bu bölgeye büyük bir iyilik yaptıklarını düşünürlerken bu bölgedeki halklar ise yapılanın sadece hanedan tarzı otoriter rejimleri korumaya yönelik olduğunu düşünmektedirler. 6
Günümüzde hepimizin muzdarip olduğu köktenci grupların terör eylemlerinin başındaki adam olan Usame Bin Ladin'e göre ise bütün bu eylemlerin nedeni ABD'nin bu bölgede güttüğü politikalardır. Ladin'e göre ABD İsrail'e koşulsuz destek vererek Filistin'de ve Lübnan'da yaşlı, çocuk ve kadınları acımadan öldürdü. Şimdi El-Kaide'nin aynı şekilde sivilleri hedef alarak asimetrik bir savaş uygulamasının nedeni ise çektikleri acıları ABD'ye de tattırmaktır. 7
Bu açıdan bakacak olursak Ortadoğu kaynaklı terörün bir çeşit reaksiyon sonucunda ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Aynı şekilde Ladin'in bu açıklamasından ortaya çıkan sonuç itibariyle yukarıda yaptığımız terör tanımlamasına göre Hegemon güç sayesinde bölgede gücü elinde bulunduran hanedan tipi otoriter rejimlerin politikaları bir çeşit reaksiyon doğurmuştur. Aynı zamanda yine Hegemon gücün koşulsuz olarak destek verdiği İsrail'in politikaları sonucunda yine ABD birinci hedef olmuştur.
Buna karşılık ABD'nin 2002 yılında yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi'ne göre ise Amerikan ulusunun yapması gereken insanın özgürlüğüne kastetmiş bu güçlere karşı sonuna kadar mücadele etmektir.8 Aynı şekilde başka bir Amerikalı uzmana göre ise ABD bu sorunla ilgili üç ayrı strateji uygulamalıdır. Bunlardan ilki askeri, ikincisi politik ve üçüncüsü de kültürel olanıdır.9 Askeri aşamada hiçbir şekilde taviz verilmeden mücadele devam etmelidir. Diğer aşamalarda ise bölgedeki ılımlı gruplar desteklenmelidir.
Usame bin Ladin'in yukarıda değindiğimiz deklarasyonuna bakacak olursak yapılanın bir çeşit küresel savaş yani İslami terimle Cihat olduğu anlaşılmaktadır. Fakat bu görüşe karşı olan İslami gruplar da vardır. Örneğin Londra'da meydana gelen terör eylemleri sonucunda bir açıklama yapan Ömer Bakri Muhammet'e göre Darü'l İslam olmadığına göre Darü'l Harb ilan etmek de anlamsızdır.10 Buradan anlaşılan şudur: Halife makamı var olmadan dünya çapında kâfirlere karşı bir savaş mümkün değildir.
Fakat şunu da eklemek gerekir ki uygulanan terörist faaliyetler sonucunda Batıda zaten Doğuya karşı var olan "öteki" kavramı iyice derinleşmektedir.
Ek olarak küresel terörün sadece Hegemon güç ve köktenci gruplar arasında bir mücadele olmadığını da belirtmemiz gerekiyor. Zaten terörün bir başka ifadeyle "asimetrik savaş" olarak da anılması şunu gösteriyor ki birbirine rakip olan büyük veya orta büyüklükteki güçler terör olgusunu kullanarak birbirleri arasındaki mücadeleyi derinleştirmektedirler. Bunun en bariz örneği terör örgütlerinin finansal ve askeri desteklerindeki çeşitliliktir.
Sonuç:
Genel olarak incelediğimiz terör tanımları da gösteriyor ki Ortadoğu kaynaklı olduğunu söylediğimiz ve bugün küresel bir boyut alan, aynı zamanda da dinsel öğeler taşıyan terör bir çeşit reaksiyon sonucunda sistemin dışında kalan güçlerle merkezdeki güçler arasındaki mücadelenin bir ürünüdür. Aynı zamanda merkeze dâhil olup merkez içi mücadelede de öne çıkmak isteyen uluslar tarafından desteklenen bu olgu küresel güç dengelerinin yeniden yerine oturacağı döneme kadar belirleyici güç parametrelerinden birisi olacaktır.
1 Fareed Zakaria. Newsweek. New York: Oct 15, 2001. Vol. 138, Iss. 16; p. 22
2 Tuğtan, Mehmet Ali. Stradigma. Bkz: http://www.stradigma.com/index.php?sayfa=makale&no=191
3 Hegemon güç sadece hükmetmekle kalmayıp her türlü parametreye de hâkim olmaya kalkmaktadır.
4 Prof. Martha, Crenshaw. Comparative Politics, Vol.13, No.4 (Temmuz, 1981), p. 379-399
5 Prof. Martha, Crenshaw. Comparative Politics, Vol.13, No.4 (Temmuz, 1981), p. 379-399
6 Fareed Zakaria. Newsweek. New York: Oct 15, 2001. Vol. 138, Iss. 16; p. 22
7 Bkz: http://english.aljazeera.net/NR/exeres/8BAF429F-BADD-40E2-AD66-712FCF7D7A95.htm
8 Bkz. http://www.state.gov/r/pa/ei/wh/15421.htm
9 Fareed Zakaria. Newsweek. New York: Oct 15, 2001. Vol. 138, Iss. 16; p. 22 bkz. http://www.fareedzakaria.com/articles/newsweek/101501_why.html
10 Al-Muhacirun Cemaati lideri ve London School of Shari'ah'ın öğretim görevlisi. Bkz. http://memri.org/bin/articles.cgi?Page=subjects&Area=jihad&ID=SP43502
Metin Usta İstanbul Bilgi Üniversitesi, Siyaset Bilimi Bölümü
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          4 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
 Fotoğraf: Leyla Ayyıldız <#><#><#><#><#><#><#>
Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır. Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır. Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir. Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-)) Kahve Molası bugün 6.178 kahveciye doğru yola çıkmıştır.
Yukarı
|
GÜZ GÜNEŞİM
Esirinim ebedî, güz güneşim üşütme
Buz kesen yalnızlığın rüzgarları kor olur.
Herkes gitsin, aldırmam, ne olursun sen gitme!
Yokluğunda aydınlık karanlıktan zor olur.
Bir ışık var kalbimde, hicrânımı dağıtan
Bunalıma düşünce ümit veren, avutan
Gözlerimde gözlerin ateşini unutan
Hasretinle tükenen, tükendikçe var olur.
Umudum, tek güvencim; değişmez dayanağım
Yağ kalbime çekinme, ateşten sağanağım
İnanırsan yok başka limanım, sığınağım
Yâr olmazsan, hastana, umutsuzluk yâr olur.
İlkbaharı sonbahar hislerime getiren
Çâresiz bir haldeyken sıkıntımı bitiren
Bilmez misin, onmazmış, sevdiğini yitiren?
Aşkın sevinç bahçesi yokluğunla kır olur.
Susuzluğu kalbimin dudaklarımdan beter
İnsafa gel, merhamet et çektiğim dert yeter
Umutla başlanılan hazin bir sonla biter
Unutulur yaşanan anlar bir gün sır olur.
Kadir KARAMAN
Yukarı
|
 Çizen: Hüseyin Alparslan
Yukarı
|
 |
İşe Yarar Kısayollar Şef Garson : Akın Ceylan |
|
http://www.portbodrum.com Bodrum Yalıkavak'ta harika bir koyda "Sadece Marina Değil, Bir Yaşam Biçimi" sloganıyla özdeşleşen, hem tekneler hem de ziyaretçiler için muhteşem bir yaşama alanı. İtiraf ediyorum, bu siteyi de ben yaptım. Doğal olarak reklamı haketti:-)) Hamili site bizdendir yani. Severek çalıştığım sitelerden biri. İnşaatı halen sürse de bu haliyle bile fena olmadı. Haydi girin bir bakın.
Kahve Molası'nda bir dönem yorumlarını beğeni ile okuduğumuz sevgili dostumuz Hasan Taşkın yönetiminde iyi bir haber sitesi açıldı. Henüz çiçeği burnunda olan bu portalın kısa zamanda hakkettiği yere ulaşacağını söylemek müneccimlik olmasa gerek. http://www.haberyedi24.com
Dergimizi ve fincanlarımızı On-Line satın alabileceğiniz bir adres. Weblebi.com'dan ürünlerimizi indirimli ve/veya taksitli olarak almanız mümkün. http://www.weblebi.com/Default.aspx?Pt=32&Did=TAEZF9ohYPyGkqxpFCS-1A&Sid=1
Yukarı |
Damak tadınıza uygun kahveler |
STOIK VideoConverter 2.1 [7,33 MB] Windows Free
http://wcarchive.cdrom.com/pub/bws/bws_47/StoikVideoConverter20.zip Amatör filmciler için vazgeçilmez bir program olmaya aday. Bilgisayarınıza bir şekilde aldığınız bir video dosyasını Divx dahil pekçok formata çevirebileceğiniz bir yardımcı program. Birkaç dolar ödeyerek Pro versiyonunu almak ve çok daha fazla fonksiyona erişmek mümkün. Tüm amatör filmcilere tavsiye olunur.
Yukarı
|
|
|
|
 |
|