Fincanın İçindekiler


Fincanın İçindekiler


Fincanın İçindekiler


Fincanın İçindekiler




KAHVE MOLASI
YAYINCILIK HİZ.LTD.ŞTİ.
E-Mail: dergi@kmarsiv.com


Dergimizi arkadaşlarına
önermek ister misin?





2 AYLIK KÜLTÜR, EDEBİYAT DERGİSİ




Yorum yazmak ister misin?

Tesekkürler / 31.08.2010 17:28:58
Tesekkürler

tarik / 12.07.2009 13:27:22
ben ne siteyi nede yazilanlari begenmedim... NE kadar bu kadar abarttiginizida anlamis degilim..

berika arslan / 17.03.2009 22:40:32
ne zmn yenilenecek baska seyleri barindiracak bu site acaba????

Real_Karizma / 26.01.2009 00:40:21
Real_Karizma

ai mer tekin / 12.10.2008 13:18:12
Arkadaslar bence çok gecen daha iyi bilir. çünkü gezen kisi neyin nerde oldugunu ve nasil oldugunu bilir.



elif / 5.10.2008 19:08:27
merhabalr ben elif. Henüz yasim küçük ama büyüyünce yazar olmak bir numarali hayalim.Bu dergide bunla ilgili yardim alabilirim galiba en kisa zamanda bende birseyler yazip yolluycam

tolga / 26.06.2008 10:34:33
yazilanlar çok güzel herkese çok tesekkürler.ben caf67@windowslive.com dayim hepinizi bekliyorum.görüsürüz bye

ayssnur / 24.05.2008 22:10:23
Çok güzel bir site ve dergi tebrik ediyorum.Basarilarinizin devaminizi diliyorum.Bende ilerde yazar olmayi çok istiyorum.Insallah Allah'in izniyle olacagim ve bu arada benim bir sitem var girmek isterseniz web adresim:nur93nur.sitemynet.com

uzman / 26.02.2008 19:22:41
bence okuyan

batlamyus@windovslive.com / 23.01.2008 20:22:39
'' hayatini tekrar tekrar ayni hayati yasicakmissin gibi yasa, istemedigin bi durumla karsi karsiya kalmissan ve buna boyun egiyorsan, diger hayatlarinda da ayni seye boyun egcegini düsünerek, sen en güzeli boyun egme, bu böyle gitmez; bi seyi çokmu istiyosun, ama buna cesaret edemiyomusun, diger hayatlarinda da bu seyi çok isteyip hiç bi zaman cesaret etmedigin için ulasmiycaksin, o yüsden sen en güzeli as kendini, yap yapmak istedigini ki sonunda en mutlu sekilde yasayabilecegin bi kisir döngü olusturabilmis ol''.

BERIKA ARSLAN / 6.01.2008 15:20:31
Bizlere böyle essiz bir siteyi sundugunuz için kahve molasi çalisanlarina tesekkür ederim

Melike Kirbas / 6.01.2008 12:07:36
Bireysel kaynak ve çabalardan yola çikan ve tümevarim yapidan yola çikarak bulundugumuz andan keyiflenmemizi saglayan çabalariniz ve de sundugunuz olanaklar dünyasi için tesekkür ederiz.

Sevgilerimle.

melikekirbas@gmail.com



Melike Kirbas / 5.01.2008 15:38:20
Bireysel kaynak ve çabalardan yola çikan ve tümevarim yapida bulundugumuz andan keyiflenmemizi saglayan çabalariniz ve de sundugunuz olanaklar dünyasi için tesekkür ederiz.

Sevgilerimle.



Ayse / 14.12.2007 23:26:43
yaaaaaaa..... hala edinemedim dergileri... okuyan biri özetini anlatsin bari:). iyi olduguna süphem yok. emegi olan herkesin beynine yüregine emegine saglik. sevgiler.....

asdsdas / 10.12.2007 10:14:12
sadasdasd

MUSTAFA TAHIR ÖNCEL / 17.07.2007 22:55:55
CAN
CANA CAN KATAN BIR SEVGIYSE EGER
SEVGI GÖNÜLLERE HAKIMSE EGER
SEVGININ BIR DEGERI GÜLÜMSEMEYSE SENIN IÇIN
BIR GÜLÜMSEMEN DEGER BENIM IÇIN


MUSTAFA TAHIR ÖNCEL / 17.07.2007 22:50:00
SIZIN YINE DERGILERINIZ ÇIKMADIMI? TAM TAMINI BU SAYILAR IKI SENE ÖNCEYE AIT INSANLARI YENI DERGILERLE BULUSTURMANIZI ISTIYORUM
SAYGILARIMLA


Osman Kadri Koca / 22.04.2007 00:25:02
Çalismalarinizla kattiginiz degerler için tesekkür ediyor basarilar diliyorum osmankadrikoca@aol.co.uk


alev yavuzkan / 9.03.2007 01:53:26
merhaba tekrar. dergime yeniden kavusmak istiyorum. adresime ulasmiyor iki üç haftadir. nerdesiniz. okuyamadim mi üzülüyor üzüldüm mü çekilmez oluyorum.
adresim : alevyavuzkan@hotmail.com

hosgeldin kahve molasi diyebilmek istiyorum.


alev yavuzkan / 9.03.2007 01:50:39
merhaba. derginizin daim üyesiydim. ama üç haftadir dergi ekranima ulasmiyor. problemi anlayamadim. sizden uzak kalmak, kahve molasini okuyamamak beni mutsuz kildi. en yakin zamanda adresimde görmek dilegiyle. sevgiyle kalin.
adresim :
alevyavuzkan@hotmail.com


payrosa / 17.02.2007 20:37:22
tango harika bir dans

SEMA NUR / 12.02.2007 22:13:03
HARIKA MANYAK BI SITENIZ VAR OKIS

Aysenur / 31.01.2007 15:30:46
Merhaba siteniz çok güzel ilerde yazar olmayi istriyorum ve sizleri siteme bekliyorum htpp//:nur93nur.sitemynet.com

akif / 27.01.2007 18:47:32
siteniz güzel benim sitem http://1www.sitemynet.com
ziyaretçi defterine birsey yazarsaniz sevinirim


ALONESX / 3.01.2007 16:16:31
YAZAROLMAK DEGIL NEDEN YAZAR OLDUGUN ÖNEMLIDIR........

tolg@_mon@ / 30.11.2006 15:59:23
Issiz bir sonbahar sabahi ufukta beliren gunes topraga gulusecegi sirada,toprak ince uzun boylu gencin gozyaslariyla uykusundan uyandi.o vakit gunes tebbessum bile edemeden yerini onu bastiran kara bulutlara birakti.kendinde gecmis bir sekilde yoluna devam eden genc kendinde ve sevdiklerinden uzak bir yolculuga ilk adimlarini atiyordu.iste bu genc bendim hayallerim ve yazmak istediklerim icin iskeleye koyuldum.bu site sahilde gordugum dalgalarla bugusuyordu,geldi benide basti bagrina.Hersey icin tskrler kitaplarimi basma imkanini bulunca sizlerle paylasacagim...

meyafarkin / 18.11.2006 13:21:30
size üye olmak istiyordumve siz de bu ricami kabul ettiniz tsk ederim sizin drginizi paul asteri arastirmak icin kesfetms ve cok begenmistim ilk kez. Türkiyenin edebiyata ve sizin gibi dergilerle bu özlemi gideren insanlara ihtiyaci var diye düsünüyorum.

yagmur / 28.10.2006 11:03:03
aynen ama kitapp igrennnç abiiii.!BEN ÖGRENCIYIM VE TÜRKÇE HOCAMIZ BIZE ÇOK KITAP OKUTUYOR.GINA GELDI YANI.AMA SIZDE SIMDI YAG ÇEKMEYIN.GÜYA IYI ÖRN.OLUYORSUNUZ.AMA BU MEMLEKETE IYI BIR INSAN ZOR EMEK VERIR.ÇÜNKÜ SEREF KAVRAMI YOK.BIZ ÜNIVERSITEDE BÖYLE DÜSÜNÜYORUZ,ARKADASLARLA.SÖYLEDIKLERIMI HAKARET SANMAYIN.ÇÜNKÜ BEN TÜRKIYE'YI ÇOK SEVIYORUM.SAYGILARIMLA.. :)

gulsah / 7.09.2006 21:09:06
ya bu dergide herkes kfasinca konusuyo sesimi duyan varsa bana bi cvp yazsin hiç bisey anlamiyorum yazdiklarinizdan

gülsah / 27.08.2006 11:18:46
ben burdan türkiyedeki insanlara sesleniyorum güvende deiliz sokaklar tehlikeyle dolu her an hersey olabilir mafyalar çeteler kol geziyoo nebiiçim bi ülke olduk bence topluca terapiye ihtiyacimiz var

Nadya Alpkonlar / 3.07.2006 09:44:10

Üsenmeden, uzun uzun, çok degerli yorumlar
yazan herkese buradan tesekkür ediyorum.

Baisla, saglicakla, sevgiyle kalin.


Aysenur Bayrak / 20.06.2006 20:03:09
Derginizi okumadim ama yazar olmayi düslüyorum.Büyüyünce olacagim.Eger birgün aysenur bayrak ismini kitaplarda görürseniz sakin sasirmayin 8. sinifa geçtim.Arkadas olmak isteyen varsa adresim nur93nur@mynet.com dur saka yapmistim arkadaslik konusunda ciddiye almayin

tugül / 8.06.2006 21:47:57
derginizi çok begendim ve mümkün olursa bu dergide yazar olmak istiyorum acaba bu mümkün mü?

*D*E*L*I*C*I* / 28.05.2006 20:12:39
AZIZBAYSAL SEN BIR DEZTAN YAZMISSIN BUKADAR SEYI YAZACAGINA YAZAR OLSAN DAHA IYIMIS


baba / 17.05.2006 21:52:08
offfffffffffffffffffff

ceyda / 16.05.2006 16:54:43
tabikide çok ama çok gezennnnnnnnn bilirr
kitaplarda sadece okuruz yasayamayiz, gezdigimiz yerlerde görürüz yasariz ....


buse / 18.04.2006 16:11:53
nasisiniz dergiyinizi çok seviyorumöptüm,hosçalalin.çal.

ekin zengin / 16.04.2006 21:48:49
Bence gezenin daha bilgisi vardir. Çünkü gezerek ögrenme de insanlarin aklin da daha bilgi kalir.kisacasi gezerek ögrenmenin yararlari vardir

bam and bam / 30.03.2006 18:56:16
ben almanyaliyilim ama turkiyeye geldik arkadasim ve kitap okumayi çok seviyoruz.

aRmAgAn / 30.03.2006 18:54:52
ya ben kitap okuyanlari çok sevitorum ayip olmasin ama kitap okmakta okulumu yönetiyorum.çok deger verdigim kisilere selamlae.herkese bay.

Dünya / 30.03.2006 18:50:51
bence turistler çok okuyor b yüzden çok çaliskanlar ah keske bizde öyle olabilsek.herkese selam

birsen / 6.03.2006 22:20:11
okumadan adam olunmuyorsa okumadan bilemezsin de görmek ya da göstermek birsey ifade etmez

fikret / 4.03.2006 18:18:05
çok degisik fikirler hepinizi tebrik ederim ben bu drgiyi hiç okumadim ama okumak isterdim bu derginin daha taninmis olmasi gerekirdi ama tahminim su ki yeterince taninmiyor bence bunun için birseyler yapin

memet / 14.02.2006 10:01:44
bana göre gezmek daha iyi örnegin turistler gezerek birseyler ögrenmeye çalisiyorlar


kardelen / 10.02.2006 15:25:40
ÇOK GÜZEL BIR DERGI GERÇEKTEN KAHVE MOLASI VERILECEK YER

fahri yigit / 2.02.2006 14:46:15
gerçekten de mola verildiginde kafa dinlemeye
güzel bir site


zuhal / 23.01.2006 00:49:25
tamam hersey çok iyi hersey çok güzel herkese çok tesekkür ederim ama ben baska bir konuya deginmek istiyorum.geçenlerde bir akrabama gelen bir e-mail beni çok üzdü.e-mail de satin aldigimiz her cocacolanin her nestle çikolatanin irak taki,afganistan daki minicik bebeklerin vücuduna giren kursunlara dönüstügü anlatiliyordu.Bugüne kadar cocacoladan vazgeçemeyen ben,kafasi kopmus bebek vücudu görünce yemin ettim bunu avazim çikincaya kadar bagirmaya ve firsat buldugum heryerde dile getirmeye...lütfen bu konuda artik duyarli olalim..bu ürünleri satin alarak onlara para kazandirarak dünyayi onlara veriyoruz ve bizim bu paralarimiz birsüre sonra basimiza bomba olarak bizlere ve tüm masumlara geri dönüyor...lütfen duyarli olalim...

harun akmansoy / 20.01.2006 19:35:46
ben kendimi buraya yakistirmak istemiyorum çünkü o kadar güzel bir dergi ki keske herkes okusa ve biliçsiz toplumumuz anlayisli bir hale gelse diye düsünüyorum burdan herkese sevgilerle...



1


münir davultyas / 20.01.2006 19:30:19
içeri çok güzel uslup olarak akici bir anlatim söylenecek fazla bir sey yok tebrikler..

sinan / 14.01.2006 12:51:19
Bir Guzele Sevdalandım Hayattan beter Oldum!!!
Yalan sız SevdaLarın Pesıne Duser Oldum!!!
hergun cile cekmekten kendımı arar Oldum!!!
yalnızlık Kaderımız Olmus Yazılmıs!!!

sevdanın adına Can verecektım
Bir zalım ıcın kendımden gececektım
sonu olmayan bır yola dusecektım
yalnızlık kaderımız Olmus yazılmıs...


papatya / 29.12.2005 20:09:02
kitap fiyatlari çok yüksek türkiyede de sartlar uygun degil yeni çikan bir kitabi orta gelirli bir aile alamiyor.kitap fiyatlari biraz indirilmeli

gülsah / 29.12.2005 18:39:12
evet kitap okumayan bir ülkeyiz ama ben genede kitap okuyorum

filiz / 26.12.2005 10:54:43
sevgili tuba yazdiklarinza katilmiyorum..okumayan bir toplum oldugumuz dogru ama basinin hiçmi suçu yok..asparagas haber yaza yaza artik güvenilmezligin zirvesine çiktilar.tekil düsünmemek gerek igneyi birazda basin yazarlarina batirmali.reyting ugruna körü körüne haber yapilmamali.

gülsah / 5.12.2005 23:49:30
cok uzun oldugu icin anliyamadim ama sunu soylemek istiyorum ki km nin ne isi var bu fikrada diyorum

Azizbaysal / 20.11.2005 15:02:32
(kaydet tusuna yine kim basti?....)

evet "basilmadikça" hiçbir anlam ifade etmiyor. Bu noktada, güzelim yazilari sanal alemin boslugundan kurtulmanin çaresine bakmalidir.

Yapilacak iki sey var:

1- KM'de yayinlanan yazilari nitelikli olanlarini KM-SEÇME YAZILAR adiyla kitaplastirmak,

2- KM'de yayinlanan yazilarin nitelikli olanlarini KMD'ye aktarmak. (Bu seçenek KMD kurallaina aykiri demeyin sakin. Aykiri bile olsa kural daha önce çignenmis.)

Aslinda ben birinci seçenegi biraz daha "abartarak" KM'deki tüm yazilarin basilmasini da "hayal etmiyor" degilim ama bunun mali külfeti sanirim çok agir olur.


Azizbaysal / 20.11.2005 14:52:26
KMD'nin 5. Sayisina Iliskin Öneriler - II

KM'yi taniyana dek ekrandan yazi okuyan biri degildim. Okuyacagim yazi, "basili" olmaliydi ve ben onu elime alabilmeliydim. KM'yi tanidim ve bu aliskanligim hafiften kirilmaya basladi. BUna ragmen, internet ortaminda yayinlanan yazilarin hala "su üzerine yazilan yazi" olduguna inanmaktayim. Evet, KM'de çok güzel öykü, deneme ve siirler yayinlaniyor. Fakat, biraz eski kafali oldugum sonucunu çikarabilrsiniz bundan ama, bu yazilar "basilmadikça


Azizbaysal / 19.11.2005 12:45:32
KMD’NIN 5. SAYISINA ILISKIN ÖNERILER

KMD’nin 5. sayisinin hazirlik asamasinda olduguna iliskin duyumlar aliyorum. Öncelikle dergiyi hazirlayanlara kolay gelsin demek isterim. Emekleri zayi olmaz insallah. 5. sayi çiktiktan sonra birtakim elestirilerde bulunmak yerine, dergi çikmadan birtakim önerilerde bulunmak istiyorum. Dikkat çeker mi, dikkat çekerse dikkate alinir mi bilemem. Ben sadece “siradan bir KMD okuru” olarak üzerime düsen vazifeyi yapmak isterim.

· KMD iki ayda yayinlanmasi tasarlanan bir dergi. Su an Kasim ayinin sonlarindayiz. 6. sayiyi okumakta olmamiz gerekirken, henüz 5. sayi bile çikmis degil. Acaba çikarilacak bu nüshanin ortak sayi (5 ve 6) olmasi düsünülüyor mu? Pek çok edebiyat dergisinin bu yöntemi uyguladigi malumunuzdur.
· Kendi begeni ve zevk anlayisima göre, eline kalem/klavye yakistigini düsündügün ve yeni sayida mutlaka bir yazisinin olmasi gerektigine inandigim KM yazarlarindan birkaçi sunlar: Leyla Ayyildiz, Aysenur Güven, Nuri Merzi, Cumhur Aydin, Ömer Aksahan, Seda Demirel, Elif Eser, Tuba Çiçek, Ahmet Sesen, Tan Dogan ve Mete Kaynaroglu.
· KM’de son günlerde dikkatimi çeken üç yazar daha var : Faik Murat Müftüler, Serap Ezgi ve Nihat Turan. Bu üç yazarin derginin yeni sayisinda öykü ya da denemelerinin yer almasi, kanaatimce derginin kalitesini artirir.
· Sayfa sayisinin her sayida biraz daha azaldigini tespit ettim. 110’dan 80’e dogru gerileme var. Bilinçli bir tercih midir, yoksa yazi azligindan mi kaynaklaniyor merak ettim. Sebebi ne olursa olsun, sayfa azalmasi hayra alamet degil. Bir denge tutturulsa daha dogru olur. (Bu sayinin ortak sayi olmasi kararlastirilirsa elbette sayfa sayisinin ona uygun olmasi gerekir.)
· Mizah içerikli yazilar mutlaka olsun.
· Siirlerde daha seçici davranilmalidir. Önceki sayilarda okudugum siirlerin pek azini kayda deger buldum. KM’nin “Tadimlik Siirler” bölümünde yayinlanan pek çok siir, KMD’de yayinlanan siirlerden daha kaliteli. Yayin Kurulu’nda siirden iyi anlayan ehliyetli bir kahveci yok mudur?
· Konusu ask-ayrilik-aldatma-kadin erkek iliskileri vs. olan yazilar (öykü ve denemeler) “belli bir sinirda” tutulsun.
· Kitap ve yazar tanitimlarinda, yerli yazarlarimiza agirlik ve öncelik verilsin.
· Son iki yazida “tango” ve “caz” üzerine iki müzik yazisi vardi. Yerli müzigimiz üzerine incelemeler okumayi da arzu ederiz.
· Gezi yazilari çok yer kapliyor. Gezici arkadaslar lafi çok uzatiyorlar. Mümkünse daha kisa olsun.
· Burç kösesinin gerekliligi konusunda ciddi süphelerim var.
· Tefrikali yazi olmasin. Iki ayda çikan bir dergide tefrikali yazi yayinlamak bana abes geliyor.

Dergiyi hazirlayanlara bir kez daha kolayliklar dilerim. Çikacak sayiyi merakla bekledigimi bilmelerini isterim. Sevgiyle kalin.


Ömer Davultas / 11.10.2005 12:32:10
Sevgili Aziz,

Ben Resit oldugumda kuslama devrinin sonlarindaydik ayrica resit olmadan evelde
o islerle ugrasmistim. Sezgilerin seni yaniltmamis. Iletisimde rüzgar en iyi dostumuzdu. Simdilerde Kargo,E mail vs teknoloji gelisti tabi. Ikarus Otobüsün havalandirmasindan yaparken yakayi da ele verdiydik.Son iki dizesi hariç çok eski bir karalamadir.

Sevgiler,


Aziz Baysal / 8.10.2005 11:32:05
BU BAP, KAHVE MOLASI DERGISI’NIN 4. SAYISININ AHVALINI BEYAN EDER...


I. Baslangiç

Onbes gün daha bekleyemedim. Bankadaki itibarimi krediye çevirerek biraz daha nakit çektim, cumadan çikar çikmaz bir otobüse bindim ve Dost’un yolunu tuttum. Raflarin arasinda KMD’nin yeni sayisini görmemle satin almam pek çabuk oldu. Deniz kokan kapagina dokundugumda, hiçbir KM’cinin asla anlayamayacagi tarifsiz bir zevk aldim. Bu derginin çikmasinda hiçbir emegim yok, biliyorum. Ne sahibiyim, ne sorumlusuyum, ne editörüyüm, ne yazariyim, ne çizeriyim, ne dagiticisiyim, ne de saticisi. Fakat sunu da biliyorum ki, bu derginin en esasli kisisi benim, çünkü ben “okuyucusuyum”. “Ben” okuyabileyim diye bu dergiye onca “emek” verildi.

KMD’nin yeni sayisini satin alacak olmanin heyecaniyla otobüste giderken, aklima meftunu oldugum ve sürekli takip ettigim eski dergilerim geldi. Ilkokul ögrencisiyken “Türkiye Çocuk” alirdim. Ortaokulda “Girgir”a terfi etmistim. Lisedeyken bizimkiler “Cingar” çikarmisti, bende aralarina katilmistim. Üniversiteyi atliyorum, çünkü içinizde çok iyi yazdigi halde, okumasini hala sökemeyenler var. Kimsenin derme çatma kurdugu pejmürde kategorilerde yer almak istemem. Üniversite bitti, hayat basladi. Dergileri takip etmeyi sürdürdüm ama her hafta ya da her ay aldigim düzenli bir dergim olmadi bu safhada. Son aylarda fiyatlarinda indirime gittikleri ve daha okunabilir bir içerik hazirladiklari için haftalik haber dergilerinin nerdeyse hepsini düzenli olarak satin aliyorum.

Bu gereksiz malumattan sonra, KMD’nin 4. sayisini masaya yatiralim artik, ne dersiniz?

KMD’nin 4. sayisini okumus olanlarin zihnine yeni bir “hareket”, okuyacak olanlara “ha gayret”, okumayi henüz düsünmeyenlere “merak ve hayret”, okumayi hiç düsünmeyenlere “saglik ve afiyet”, editörün de kesesine ve kalbine “bereket” diyerek aliyorum sazi elime... Ask ile buyrun:


II. Düzyazilar

· “Editör’den” – Cem ERBATUR: Anladigim kadariyla KMD’nin mali vaziyeti pek iç açici degil ve bu yüzden istikbali de pek parlak degil. Bir önceki sayidaki onca sizlanmaya ragmen bir arpa boyu yol alinamamis. Valla bu hususta bana hiç güvenmeyin. Her sayinizi büyük bir hevesle satin alacagimdan ve keyif alarak okuyacagimdan emin olabilirsiniz. Lakin; abone bulmak, reklam bulmak, birkaç adet fazla satin alip ese dosta bedavadan dagitmak, hele hele yazilarinizi birilerine okutmak gibi sosyal faaliyetlere bulasmaya hiç niyetim yok.

· “Kurt Rosenwinkel” – Burak R. SAT : Caz tutkunu oldugumu söyleyemem. Fakat, merak etmeyin sevmediklerine/bilmediklerine düsman olanlar familyasindan degilim, çok sükür. Yaziyi ilgiyle okudum. Caz ve Kurt Rosenwinkel hakkinda esasli malumat edindim. Cahili oldugum bir konuda aydinlandim. Yazarina derleyip toparladigi bu bilgileri bize sundugu için tesekkür ederim.

· “Hasretlik” – Gülendam OGUZ : Bu metin siir mi, düzyazi mi? “Fincanin Içindekiler” sayfasinda, siir kategorisine sokulmadigini ve diger düzyazilarla birlikte siralandigini gördüm. Buna karsin, diger siirlerde oldugu gibi açik kahverengi arka planda ve italik yazilmis. Ya editörün aklini karistiracak ölçüde karmasik bir metin var elimizde –ki hiç öyle oldugunu sanmiyorum, aksine gayet basit- ya da bir ihtimamsizlik var bu iste. Aslinda benim açimdan metnin siir mi, düzyazi mi oldugunun fazla önemi yok. Çünkü zarfin disinda ne yazarsa yazsin, mazruftan hoslanmadim.

· “Denize Adam Düstü” – Seyfullah ÇALISKAN : KM sitesinde sikça yazilarina tesadüf ettigim Seyfullah Çaliskan’in ilk kez bir öyküsünü okudum. Iyi bir anlatici. O kadar iyi anlatiyor ki, okurun merak ettigi herseyi açiklamaya çalisiyor, hiçbirini bos geçmiyor. Bazi hususlari ardina kadar açmasa, okurun kafasini çalistirmasina izin verse, tüm gizleri apaçik önümüze sermese... (Simdi, bazi aklievveller diyecek ki, “o kadar çok sey biliyorsan, sen de yaz bir öykü görelim”. Efendiler, bir yemegin tuzlu mu tuzsuz mu oldugunu söyleyebilmek için usta bir asçi olmak gerekmez. Beni mutfaga sokmayin lütfen, bunca is-güç arasinda.)

· “Mancinik-Ayrani Budur Yarisi Sudur” – Tuba ÇIÇEK : Tuba Hanim’dan, ne yalan söyleyeyim, söyle eglenceli bir yazi bekliyordum. Ne gerek varsa ve kim ona “sen ciddi yazi yazamazsin” demisse, tutmus somurtkan, ihtiyar tavirli, herkesten sikayet eden ve bagirip çagiran bir yazi yazmis. Yazdiklarini zaten herkes çok iyi biliyor ve kabul ediyor. Kimsenin itirazi yok yazdiklarina. Lakin, malumun ilani gibi olmus. Yeni bir sey yok.

· “Bütün Kitaplarina Dogru-I, Julian Barnes” – Cumhur AYDIN : Julian Barnes’in kim oldugunu ilk defa bu yaziyla ögrendim. “Seni Sevmiyorum” ve “Ask Vesaire” kitaplarini randevu defterime kaydettim. Cumhur Bey’in su sözleri çok hosuma gittigi için buraya almak istiyorum: <”Ask üzerine söylenmedik ne kaldi?” diye dudak bükmeyin! Söylenecek söz olmaz olur mu? ‘Insan’ var oldukça!>

· “Raki Içilir Kör Agop’ta” – Laura AVADAR : Rakiyla aram pek iyi degildir. Nadiren içenlerden bile degilim. Fakat çeliskiye bakar misiniz, dergide ilk okudugum yazi iste bu oldu. Ramazan ayinin girmesine 4-5 gün varken, son bir günaha mi girsek acep?

· “Oynamak II” – Sedat TÜVAR : Iyi bir polisiye öykü/roman okuru oldugumu söyleyemem. Merak edip hiç Ahmet Ümit kitabi da almis degilim. “Oynamak” anladigim kadariyla polisiye bir öykü. Birinci bölümü önceki sayida yayinlanmisti. Bu bölümde de bitmedigini görüyorum. 2 ayda çikan ya da 2 ayda çikarilmasi düsünülen bir dergide, böyle tefrikali öyküler yayinlamanin dogru olmadigini düsünüyorum. Burasi “arkasi yarin” kusagi degil ki? Hatta arkasinin gelip gelmeyecegi bile meçhul. (Yazmadan geçemeyecegim, Fuat ve Suzan’in, Can’la bu kadar çabuk ahbap olmalari bana oldukça absürd göründü. Öykünün aksak bacagi iste burasi. Bu arada Fuat’in istikbalini de pek parlak görmüyorum. Can, Fuat’a bir iyilik (!) düsünüyor gibi.)

· “Firat’a Sevdalilarin Kenti Halfeti” – Cüneyt GÖKSU : Birak elindeki dergiyi bir tarafa, üzerine bir oduncu yelegi al, giy ayakkabini, dogruca ASTI’ye git ve Halfeti’ye giden bir otobüse bin!... 10 sayfayi bulan bu uzun yaziyi okurken, aklimdan çikmayan tek düsünce iste buydu: Herseyi yüzüstü birakip Halfeti’ye gitmek!... Yazar, öylesine istahli, öylesine kiskirtici anlatiyor ki, hani “Halfeti’ye görmeyen adam degildir” demeye getiriyor. “Halfeti’yi görmeyene kiz verilmemeli” ya da “Halfeti’yi görmeyen ölsün daha iyi” sözleri de söylenebilir pekala. Cüneyt Bey okurun gönlüne Halfeti’yi görmek atesi düsürmek için bu yaziyi kaleme aldiysa, amacina ulastigini söyleyebilirim. Üç vakte kadar Halfeti’ye gidecegime söz veriyorum. Firat’i, Degirmendere’yi, Rumkale’yi görmek pek zor degil de; oradaki insanlarin su altinda kalan geçmislerini, hayallerini, çocukluklarini hatta geleceklerini de görebilir miyim, ne dersiniz?

· “Yüregim” – Serra TOPAL : Bu yaziyi talihsiz bir zamanimda okudugumdan olsa gerek, pek tat alamadim. Duyarli ama gayet sifreli bir anlatim var. Çok begenenler çikabilir. Daha talihli bir zamanimda yeniden okumak isterim.

· “Renkler” – Merih GÜNAY : Güzeldi. Sikilmadan okudum. Lakin, diyaloglar pek ustaca degildi. Yapmacik tavirli, sahici olmayan bir yani vardi. (Adamcagiz rol yaptigi için onun konusmasinin yapmacik kokmasi dogal ama ya “bayan”in?)

· “Isigi Çalamazlar” – Derya BERRAK : Sükufe Nihal, sadece ismen bildigim, hayati hakkinda malumat sahibi olmadigim ve herhangi bir kitabini okumamis oldugum bir yazardi. Derya Hanim, üç sayfada çok güzel anlatmis Sükufe Nihal’in hayat hikayesini. Fotograflarin kullanilmasi da isabet olmus. Oldukça dramatik bir sonla biten firtinali bir hayati olmus Sükufe Nihal’in. Hüzünlenmemek elde degil.

· “Namus” – Aysenur GÜVEN : Olmayan (!) Cheratte’yi biz KMD okurlarina tanitan Aysenur Hanim, bu sayida ülkemizdeki namus cinayetleri sorununa parmak basmis. Yazdiklari fevkalade önemli konular. Bu önemli konuyu bulandirdigimi sakin ola kimse düsünmesin ama yaziyi okurken benim bütün dikkatim tek bir kelimede toplandi: “Yasayici”. Sunca yildir “kara kapli kitaplardaki kelimelerin bitmeyen yolcululugunu” takip etmekteyim ama bu kelimeye ilk defa rastladim. “Yasayici” sözcügünün, “yasa koyucu” ya da “kanun koyucu” anlaminda kullanildigini anlamamis degilim. Fakat, yeni kelimeleri kullanmaya tesne hocalarim dahil, hiçbir meslektasimdan bu kelimeyi isitmemistim.

· “Kapilar Kapandi” – Elif ESER : Baglanmanin, aldatilmanin ve ayrilmanin arkaplani; olabilecek en içten bir dille ve gayet ustaca anlatilmis. Kisi isimleri ve sarki sözleri de, anlatilmak isteneni destekler mahiyette. Begendim. Yazarini tebrik ederim.

· “Mimarca-UIA Istanbul 2005” – Rana Aslanbay AYDIN : Temmuz basinda Istanbul’da yapilan Uluslararasi Mimarlik Kongresi hakkinda bir degerlendirme yazisi. Konu ilgi alanima girmiyor ama yine de yaziyi okudum. Sadece “pazaryeri” kavramina takildim. Ilgili paragrafi birkaç defa okudum ama pazaryerinin ne demek oldugunu anlayamadim.

· “Ihlara/Karballa” – Nuri MERZI : Cevabi bir türlü verilemeyen bir soru vardir hani: Çok okuyan mi bilir, çok gezen mi?... Bu sorunun cevabini KMD’nin 4. sayisinda bulabilecegim hiç aklima gelmezdi. Nuri Hoca, Kapadokya’ya gitmis, epey bir yer görmüs, bilgisini görgüsünü artirmis, fakat bir yandan da Hesse’den Kozanoglu’na kadar farkli iklimlerin yazarlarini elinden düsürmemis. Hem gezmis, hem okumus; hem okumus, hem gezmis... Kapadokya’nin sadece bugününü degil, binlerce yil öncesini de gezmis... Bize de “çok okuyan mi bilir, yoksa çok gezen mi?” sorusunun cevabini armagan etmis. Tesekkür ederim sayin hocam!...

· “Görsele Açilan Pencereden-Bak Gör Yaz” – Serpil YILDIZ : Fidel Kastro’nun isaret ettigi bayrak hangi ülkenin bayragi? Küba bayragi degil, bizim bayragimiz hiç degil, ABD bayragi da olamaz... Bayragi teshis edemedigim için yazacak bir altyazim yok.

· “Gittigin Yerdeyim Simdi” – Suna A. KELESOGLU : Yazar, Fransa’nin batisina yaptigi hayali ya da gerçek bir yolculugu anlatiyor. Yazara iki sözüm var: 1- Sylive’yi yaniniza almakla gayet iyi bir is yapmissiniz yoksa yolculuk pek sikici geçecekti. Yani okur açisindan demek istedim, sizi bilemem. 2- Yazinizdan geriye sözünüz kaldi bellegimde. Bu kadar...

· “Maras Notlari, Haziran 2005” – Gülin AKÖZ : Gülin Hanim’in yeni bir yazisini okumak beni heyecanlandirdi. Dünyada dolasmadik yer birakmadiktan sonra nihayet aklina kendi memleketi gelmis olmali ki Maras’a gitmis ve hem gezmis, hem de yazmis... Eline ve ayagina saglik!.. (Lütfen bu kismi sadece Gülin Hanim okusun. Özeldir çünkü. Gülin Hanim, beni affedin lütfen. “Avucumda Patikalar” kitabiniza iliskin izlenimlerimi yazdigim yazi vardi ya hani... Kusura bakmayin, ben o yaziyi yazdigimda kitabinizin 90. sayfasindaydim. Ama hiç merak etmeyin. Ben, hayatimda elime aldigim hiçbir kitabi yarim birakmadim. Böyle bir kallesligi hiçbir kitaba yapmadim. Kitabinizin kalanini çok kisa sürede bitirdigimden emin olabilirsiniz. Özellikle 3. Bölümün “harika” oldugunu söyleyebilirim. Sadece ayaklarinizi götürüp getirmemissiniz. Kalbinizi ve beyninizi de gezdirmissiniz. Sizi yürekten tebrik ediyorum.)

· “Özel ve Güzel Semt Pazarlari” – Rana Aslanbay AYDIN : Derginin bu son sayisindaki “mizah” eksigini kapatan tek yazi. Oldukça eglendirici ve neseli idi. Yazarini tebrik ederim.

· “Ah Buralar” – Turan BOZKURT : Orhan Veli’nin “böyle de yatilmaz ki...” dedigi gibi, “böyle de uzun yazilmaz ki...” Evet, çok zengin ayrintilarla bezeli bir “siir” var önümüzde. Deli bir irmak gibi çagildiyor. Kulagimiza gelen, mekanlar ve zamanlar arasinda nerede duracagini bilemeyen ele avuca sigmaz delismen bir ruhun sesleri... Lakin iyi güzel de bir türlü bitmek bilmiyor arkadas! Oku, oku yok sonu!... Bir yerden sonra iyice sikildim. Fakat inat ettim ve bitirdim “siiri”. Baska okurlarin bakis açilarini perdelemek istemem. Belki bu “siiri” çok begenecekler bile çikabilir. Sabriniz varsa buyrun okuyun derim. Deniz çok güzel ama kulaç atmaktan epey yorulacaksiniz benden söylemesi!...


III. Siirler

Iyi bir siir okuyucusu oldugumu söyleyemem. Zaten çok zor siir begenirim. Hatta epey bir zamandir, okudugum hiçbir siiri begenmedigimi, sadece bazi misralari dikkate deger bulmaya basladigimi bile söyleyebilirim. Yani, demem o ki efendiler, bu sayidaki siirler beni “sarmadi”. Anlayin artik. Kimseyi incitmesin diye lafi durmadan çevirmekteyim.

· “Dilenci Çocuk” – Özhan BILGIN : Kelime sayisi kadar ünlem ve nokta isareti var. Isaretlerin çoklugu dikkatimi dagitti. Zaten bende “dikkat eksikligi” var. Bu iki sebepten dolayi, siirle birlikte ayni yolda yürüyemedim.

· “Saçma Sapan Kendimle” – Deniz KILIÇ : Birkaç misra var, ruhumda esintilere sebep olan. “Sonra dönüp kanimi kendi dilimle yaliyorum”, Kimbilir senden sonra kaç kez daha yandim, kaçinda söndüm”. Bu kadar... (...)

· “Dünya Düserken Yetimhanesinden” – Gülcan TALAY : Sadece son misra: “Yetimdi düsleri.”

· “Asiydi Gözlerimiz” – Ömer DAVULTAS : En çok bu siir üzerinde mesai harcadim. Misra aralarina merdiven dayayip saga sola bakindim, Ömer abi ne anlatiyor iyice anlayayim diye. Okudum, okudum fakat yüregime sokamadim bu siiri. (Abi, “kuslama” ne demektir, rica etsem söyler misin? Birseyler sezmiyorum degilim ama emin degilim. Sen resit oldugunda kuslama devri bitmisti sanirim.)

· “Kirmizi Mustang” – Ersan ERÇELIK : Ayip degil ya... Mustang sözcügünün ne demek oldugunu bilmiyordum. Çalisma masamin üzerinden hiç eksilmeyen sözlügümü açtim, fakat mustang maddesini bulamadim. Aklima “eksi sözlük” geldi. Oraya girdim. Buldugum sonuçlar: 1- Amerika’da yasayan bir tür vahsi at. 2- Bir araba markasi. 3- Bir jean markasi. Bu zengin bilgiden sonra siirin kapilarini açmak daha kolay oldu fakat arkasini getiremedim. Çünkü aklimda hep mustanglar vardi artik. Eyersiz, çiplak bedenleriyle, insansiz genis ovalarda dörtnala kostuklarini, bilinmeyen bir öfkeyle saha kalktiklarini ve kisnediklerini hayal ettim. Mustanglari düsünmek zaten basli basina bir siirdi; bu yüzden önümdeki metin bana hiç cazibeli gözükmedi. (Ben otomobillere ve marka giyeceklere düskün degilimdir, “100 Cevapta” metnini hatirlayin lütfen. Mustang deyince aklima neden otomobil veya jean yerine, atlarin geldigini merak eden olur diye bu paragrafi açma geregi hissettim.)


IV. Geriye Kalanlar

Düzyazi ve siirlerden geriye fotograflar/resimler, reklamlar, bulmaca ve bir adet karikatür kaliyor.

· Fotograflar/Resimler : Esefle söylemeliyim ki, fotograf ve resimden pek anlamam. Ne fotografçi ve ressamim; ne de fotograf ve resim okuyucusu. Belki fotografi ve resmi “anlik bakislarima” mahkum ettigim için, olmasi gerektiginden daha az önemsiyorum. Sadece sayfa 45’teki fotografa uzun uzun baktim, hatta döndüm yeniden ve defalarca baktim. Fotograftaki kadinin bakislarinda inanilmaz bir “yasa(n)mislik” var. Steve McCurry’in National Geographic dergisinde yayinlanan meshur “Afgan Kizi” fotografini animsatti bana ayrica. Fotografa bir isim vermek gerekseydi ben “Bakis” ismini uygun bulurdum.

· Reklamlar : Önceki sayidaki onca yakinmaya, sizlanmaya ragmen sadece “yarim sayfa” ek reklam alindigini görmekteyim. KM çevresinde, Allah eksikligini göstermesin, her meslekten, her mezhepten, her mesrepten, hatta her memleketten insan var... Buna ragmen, reklam bulunamamasi bana çok tuhaf geliyor. Hayret ki ne hayret!...

· Bulmaca – Ahmet SESEN : Bulmacaya ilk bakisimda, Divrigi Ulu Camii’nin kapi figürleri aklima geldi. Ahmet abi nakkas midir, yoksa fayans ustasi mi? Ne güzel “örüntü” yapmis öyle? Sorular da bir alem valla. Mesela: Editörümüzü Brezilya’dan transfer etseydik ne derdik? Ben, “DIDI” yazdim, olmadi. Cevap 3 harfliymis. Baska bir tane: Kalemi kuvvetli yazarlarimizdan biri. 10 harfli. “AHMETSESEN” yazdim. Bilmiyorum dogru mu? Bir de suna bakin: Haftanin en kebap günü... Ben “MOR” yazdim. O da olmadi. 5 harfliymis çünkü... Vardigim sonuç su efendiler: 1- Ahmet Abi kendi yazdiklariyla çelismektedir. 2- Ahmet Abi, fayans ustasi olma hayallerini bulmaca yaparak tatmin etmektedir. 3- Ben Ahmet Abi’nin bulmacalarini asla çözemeyecegime göre, sayin editörün benim mali durumumu dert edinerek “bulmacayi ödüllü mü yapsak acaba?” diye düsünmesine hiç gerek kalmamaktadir.

· Karikatür – Hüseyin .... : Bu karikatür neyi anlatiyor? 1- Kadinin elleri apis arasinda ama erkegin elleri hazir ol vaziyetinde. Ne demek bu? Hüseyin Bey, “erkegin mali meydanda olur” mu demek istiyor. Zaten, mal niyetine gözüken bir sey de yok ortada. 2- Kadin sabit, erkek devinim halinde. Ne demek bu? Kadin, erkegi parmaginda oynatir ya da erkekler çalisir, kadinlar yer... 3- Son olarak aklima Israil Bayragi geliyor. Bilenler bilir, Israil bayragindaki düz üçgen kadini, ters üçgen erkegi temsil eder. Erkek her daim aktif ve ayarsizdir; erkegi dengeleyen, erkegi dizginleyen kadindir. Erkek hareketi ve atilganligi, kadin istikrari ve dengeyi simgeler. Karikatür, bir açidan Israil bayragini da andirmiyor degil. (Sayin karikatüristin soyadini bilemedigim için yazamadim, kusuruma bakmasin.)


V. En’ler

Sira en’leri tesbite geldi. Dogrusu bu sayida en’leri seçmekte epey zorlandim. En’den ziyade eh iste’leri tesbit ettigim bile söylenebilir.

· En güzel siir : (Maalesef) Yok.

· En güzel öykü : “Kapilar Kapandi” – Elif ESER (Baglanmanin, aldatilmanin ve ayrilmanin arkaplanini yapmaciksiz bir duyarlilikla anlattigi için).

· En eglendirici yazi : “Özel ve Güzel Semt Pazarlari” – Rana Aslanbay AYDIN (Sahici ve samimi diyaloglarla pazar iskencesini pazar nesesine tahvil ettigi için).

· En faydali yazi : “Ihlara Karballa” – Nuri MERZI (“Çok gezen mi bilir, çok okuyan mi” sorusunun cevabini verdigi için).

KMD çemberindeki hosgörü ortaminin yeterli seviyede olmadigini düsündügümden “en kötülerin” tesbitini yine yapmayacagim. 76. sayidan sonra “en kötülerin” tesbitine baslayacagimi düsünüyorum. (Insaallah deyiniz efendiler!..)


VI. Sonsöz

KMD’nin 4. sayisina iliskin kisisel intibalarimi düzyazisindan siirine, bulmacasindan fotografina, karikatüründen reklamina kadar aktarmis durumdayim. Sözün nihayetine geldigim su noktada, son olarak dergiyi bütünsel açidan degerlendirmek istiyorum:

· Kiyaslama yapmak gerekirse, 3. sayi, bu sayiya nazaran daha “doluydu”. Bir kere sayfa sayisi daha fazlaydi. (3. sayi 96 sayfa, 4. sayi 80 sayfa). Bu nedenle yazi çesitliligi açisindan 3. sayinin yelpazesi daha renkliydi.

· KMD’nin bu sayisinda “mizah” eksikligi sezdim. Önceki sayida Ahmet Sesen’in, Tuba Çiçek’in ve Seda Demirel’in yazilari okuru tebessüm ettiriyor ve dergiye nefes aldiriyordu. Bu sayida, Ahmet Sesen ve Seda Demirel ortadan kaybolmus, Tuba Çiçek ise isi ciddiyete dökmüs. Dergide sadece Rana Aslanbay Aydin’in yazisi var okuru tebessüm ettiren. Naçizane tavsiyem, her sayida 2-3 yazinin mizah eksenli olmasidir. Bu sayi, pek “somurtkan” olmus sayin editör!

· Biraz müskülpesent (hatta “siyirma” asamasinda) bir insanim, farkindayim. 6-7 yerde kelimelerin yanlis yazildigini gördüm. Düzyazilarda kelime yanlisligi pek göze batmiyor, zihin daha affedici davraniyor ama ayni yanlisligin siirlerde olmasi fevkalade can sikici. (Sayfa 52, st. 2: Akraba ev-li-ligi; sayfa 77, st. 14: P-a-rmaklarinin). Bu bilgiyi, dikkatli bir okur oldugumu gösterip aptalca böbürlenmek için degil, daha dikkatli bir dergi hazirlanmasina vesile olmak için yazdim.

· Önceki sayida yazilarini okudugum Leyla Ayyildiz’in, Seda Demirel’in ve Ahmet Sesen’in bu sayida olmamasini çok yadirgadim.

· Burç ve tarot kösesinin varligini ya da yoklugunu tenkit etmeye deger bulmuyorum. Ancak, bulmaca ve karikatür sayfasinin her sayida olmasi gerektigini düsünüyorum.

· KMD, “edebiyat merkezli bir kültür ve sanat dergisi” görünümünde. Siir, öykü ve denemelerin yanisira; kitap ve yazar tanitimlarina, gezi yazilarina ve müzik incelemelerine de yer verilerek yazi yelpazesi oldukça genis tutulmus. (...)

KMD’nin 5. sayisinin, öncekilerden daha “dolu” ve daha “okunakli” olmasini diliyorum. Derginin hazirlanmasinda emegi geçen herkesi yürekten kutluyor, azminiz ve çabaniz eksilmesin diyorum. KMD’nin 5. sayisinin ahvalini beyan ederken bulusmak ümidiyle simdilik hosçakalin.

2 Ekim 2005 -------- Aziz BAYSAL

azizbaysal555@yahoo.com



dilara esma / 6.10.2005 17:08:15
siz herkese bakmayin saçma diye bir sey yoktur sadece iyi düsünememissinizdir basarilar onlar bencil olanlar

Aysenur Güven / 4.10.2005 15:59:48
Ben sadece bana yaptiginiz yorumu okudum Sayin Baysal. Gerisine söööle bir baktim amanin o ne??? Destan!!! Üsenmemis yazmissiniz ben de tamamini sonradan firsat bulunca okuyacagim çünkü tarzinizi samimi olarak söylüyorum ki çok sevdim. Beni gülümseten insanlara hemen kanim kaynar. Yorumunuza uyduruk dedim belki yanlis anlamissinizdir, benimkisini çok eglenceli ve gayri ciddi buldugum için dedim. Kizmis falan degilim, ne diye kizayim... sadece bu yerlerin var oldugunu belirtmek eeele sallayip uydurmadigimi bildirmek ihtiyaci duydum hepsi bu. Tarzim biraz ters mi olmus? Galiba öyle olmus, aceleyle yazdim evden çikmadan ondandir... bu satirlari nasil yaziyorum madem bu kadar mesgul bir hatunum di mi ??? Emindim tepki vereceginizden bilgisayari sirf sizin için açtim :))) Gerçekten de bos zamaniniz çok olmali. Izninizle ben ugrasilarima geri dönecegim ve bu köseyi daha fazla isgal etmiyecegim. Benimle tartismak için yanip tutusuyorsaniz, neydi ki benim adresim aysenur@ kahveciyiz... iste ondan. Sevgilerle

Aziz Baysal / 4.10.2005 13:03:29
Aysenur Hanim,

Yaptigim yorumu okuyamamissiniz. Saygilarimla...


Aysenur Güven / 4.10.2005 10:49:56
Sayin Baysal... Hayatimda hiç bu kadar komik ve uyduruk yorum okumamistim epey ugrasmissiniz elinize saglik. Bol vaktiniz olsa gerek inanin size imrendim. Herseyden önce bos zamanlarimda dünya cografyasini degistirmek ve yeni yeni kasabalar ve nehirler icad etmek gibi bir ugrasim olmadigini bilmenizi isterim ama sahsen böyle düsünmeniz hayal gücümün zenginligine verdiginiz ehemmiyeti gösterir ki hosuma gitti, hala ekrana gülümsiyerek bakiyorum. Dergide yazdigim yazilar Belçika'nin en çok okunan gazetesinden ("la libre Belgique" fransiz kesiminde en çok satan gazetedir) alintilardir. Amaç kendimden hiç bir sey eklemiyerek bizi nasil gördüklerini, ve yabanci bir gazetenin bizi nasil tanittigini iletmektir. Cheratte avuç içi kadar bir kasaba atlas'ta bulamamaniz dogal. Meuse essek kadar bir nehir, ya bir göz doktoruna gitmeniz elzem olmus yada türkçesi baskadir bu meredin belkim bilemedim. Sizin kadar zamanim bol olmadigi için arastiramiyacagim. Yolunuz buralara düserse bizzat sizi bahsi geçen yerlere götürebilirim. Azicik kafa yormus olsaydiniz google'dan arayabilirdiniz sayfalarca site var bu kasabacik hakkinda... Belçikadan Sevgilerle

Aziz Baysal / 30.09.2005 11:52:09
(“............... Bu herif, vedasini yazdi ve çekti gittiydi. Simdi nerden çikti yine... Amma da çok yazmis ha... Derdi yine nedir acep? 100 cevap yetmedi de rakami 1000’e mi çikardi yoksa?...............” dediginizi duyar gibi oluyorum. Çok merak ediyorsaniz ve sabirliysaniz okuyun o zaman.)

*****************

ISBU YAZI KAHVE MOLASI DERGISININ 3. SAYISI HAKKINDADIR. MUHTEVASINDA TEST, POLEMIK GIBI AVADANLIKLAR YOKTUR. TEST VE POLEMIK ARAYANLARA UYGUN ÜCRET MUKABILINDE YAZI TEMIN EDILIR. MÜESSESEMIZ SADECE CUMA GÜNLERI AÇIKTIR. LÜTFEN DIGER GÜNLER BENI VE AILEMI RAHATSIZ ETMEYINIZ...

*****************

Kahve Molasi dergisinin 4. sayisinin çiktigini biliyorum. Eylül’ün 30’u itibariyle, ek hesapla birlikte bu ay aldigim maasin köküne kibrit suyu dökme basarisi gösterebildigim için, henüz yeni sayiyi satin alamadim. Halen maas gününü dört gözle beklemekteyim ve aybasina kadar kitabevine gönderilen dergi nüshalarinin kapisilmamasi için dua ediyorum. Aksi halde, günah benden gidecek ve dergiye abone olacagim. Isin içinde para (ne para ama!) olunca artik beni kovamazsiniz da... Ne olacak sizin haliniz bilmem ki? Galatasaray’dan daha beter durumdasiniz...

Neyse efendim... Ben sözü Kahve Molasi dergisinin 3. sayisina getirmek istiyorum. 15 gün kadar önce satin aldim bu dergiyi. Birkaç yazi okuduktan sonra, kitapligimin “hatirlamak istemedigim ama atamadigim kitap ve dergiler” gözünün en derinlerine sikistirmistim. Bugün bir yazarinizin tüm yazilarini siteden okuduktan sonra, “bu yazarin bir de dergide yazisi olmali, dur onu da okuyayim” dedim ve Kahve Molasi dergisini uzun arama ve sondaj çalismalarim sonucunda tiktigim yerden çikardim. “O” yazarin yazisini okuduktan sonra, dergiyi bir kenara koymadim ve diger yazilari da okumaya basladim. Epey bir yazi okuduktan sonra, birden kendi kendime, yahu ben bu dergideki okumadigim kalan yazilari da okusam, sonra dergideki tüm yazilar hakkinda “karalama, alay etme, begenme, es geçme, okumus gibi yapma, yalanciktan övme, gerçekten övme, dalga geçme, ayilip-bayilma, tebrik etme, tesekkür etme, elestirme, elestirir gibi yazip egomu tatmin etme” sosu serpilmis yorumcuklar yazsam ve yazdigim yorumcuklari editörün yorum kösesine yapistirsam nasil olur dedim? Sol omzumdaki kirli ve siyah yaratik “valla harika olur” dedi. Sag omzumdaki temiz ve beyaz yaratik “abi sen harbi salak bir adamsin, isine gücüne bak, sanane elalemin dergisinden” dedi. Sol elimle, temiz ve beyaz yaratigi oraciktan kovdum ve yine ayni elimle kirli ve siyah yaratigin yanagindan küçük bir makas aldim. (Mezar tasima “belasini ariyordu ve ne hikmetse çok çabuk buluyordu” yazilsin, vasiyetimdir!)

******************

Bu bap, Kahve Molasi dergisinin 3. sayisinda çikan yazilara iliskin “kisisel intibalarim” hakkindadir:

** “Editör’den” – Cem ÖZBATUR : “Kendimi bildim bileli okurum ama açik söylemek gerekirse yazmaya 3 yil önce Kahve Molasi ile basladim”. Bu cümleyi 3 yil sonra ben de yazabilmek isterdim. Ben de kendimi bildim bileli okurum ama yazmak beni hep korkutmustur. Bu korkumu yenebilecegim bir ortam buldum sandim, sonra yanildigimi anladim.

** “Perdede Tenin Izi” – Selda Tan ÖZDEMIR : Yaziyi okudum ve tango hakkinda epey bilgi sahibi oldum. Tango nedir, nasil dogmustur, dünyaya nasil yayilmistir? Bu konuda pek bir cahilmisim. Yazida ilgimi çeken bir nokta oldu: Yazar, tangoyu yazisinin basinda tanimlamakla yetinmemis, neredeyse her paragrafta ayri bir tango tanimi yapmis. Simdi bu tanimlarin hepsini alt alta siralayacak degilim, sadece en begendigimi buraya alacagim: “Tango, bir melankoli, bir iç çekis ya da kaybolus degildir; soluk soluga yasanan bir coskunun taskinligidir.” Herhalde böyledir, yazar konunun uzmani olduguna göre, ona inanmak zorundayiz.

Yazida ana çerçeve “sinema ve tango”. Yazar, benim de çok sevdigim bir filmden bahsediyor ki, o satirlari okurken apayri bir sevinç duydum. Bir tango sahnesi de olan ve Al Pacino’ya Oscar kazandiran “Kadin Kokusu (Scent of Woman)” filmini zikretmis yazar. Bu filmi televizyonda 3 kez izledim ve her izleyisimde benzersiz bir tat aldim. Tango sahnesi de güzeldir ama bence en güzel sahne Al Pacino’nun tüm okula seslendigi finaldeki sahnedir. Bu filmi bana hatirlattigi için yazara tesekkür ederim.

Fakat, ben yine de Ankara’da yasayan orta halli bir memur olarak, tango mu misket mi deseler, yüzbin kere misket derim. “Durduk yere bu kiyaslamayi kim yapsin ve niye yapsin?” diye sormayin. Ben, ihtimalleri düsünerek cevabimi hazirladim. Ansizin biri sorarsa apisip kalmam artik.

** “Ondördüncü” – Tarkan IKIZLER : Çok begendim. Yazarini tebrik ederim. Özellikle öykünün son paragraflarinda yüregim iyice burkuldu, aglayacak gibi oldum. Babalar yufka yürekli olurmus derler. Çok dogru. Ayni gün iki çocugunu ve karisini kaybeden baba ne hisseder? Üstelik, yazarin da pek güzel belirttigi gibi “oruspu çocugu sarhos soförler” yüzünden olursa bu ölümler... (Tirnak içindeki ifade yazarin kendisine aittir.)

Öykünün konusu bana bir de Kevin Spacy, Brad Pitt ve Morgan Freman’in oynadiklari “Yedi (Seven)” filmini hatirlatti. Bu malumati da araya sikistirip pek bir kültürlü oldugumu tüm KM’ciler bilsin istedim.

** “Sabahattin Ali ya da Makoradis, Kovarikos” – Ömer AKSAHAN : Ne yalan söyleyeyim, yazida “Kürk Mantolu Madonna”yi aradim durdum. Çünkü Sabahattin Ali’den okudugum tek kitap bu. 5 yil kadar önce, Ankara’nin bit pazari diye bilinen Itfaiye Meydani’ndaki tezgahlarin arasinda boynu bükük görmüs ve sadece iki simit parasi vererek satin almistim bu romani. O kadar çok sevmistim ki, kitaba verdigim paranin 4 katini ciltçiye vererek, romani bir güzel ciltletmistim ve kitapligimin “her daim hatirlamak istedigim kitap ve dergiler” gözünün en görünen yerine yerlestirmistim.

Sabahattin Ali’nin siyasi düsüncelerinin ne oldugu beni ilgilendirmiyor. Ben onun sadece bir kitabini okudum ve onun yazarligina hayran oldum. Ölümü, her normal insan gibi, beni de çok duygulandiriyor ve düsündürüyor. Fakat, onun ölümü çerçevesinde gerçekçi sonuçlara ulasabilmek için; II. Dünya Savasi’nda Türkiye’nin konumunu, Ismet Pasa’nin izledigi politikayi, hatta Varlik Vergisi’ni, 1944 Turancilik hadisesini, savas sirasinda Alman fasizmi ve “çagdas” Bati; savas sonrasinda Sovyet komünizmi ve yine “çagdas” Bati arasinda yalpalayan, gidip-gelen bir ülkenin varoldugunu da unutmayalim.

Bir de yazmadan edemeyecegim. Nazim Hikmet’in Sait Faik hakkindaki düsüncelerini de pek yüzeysel buldum. Sait Faik, evet, ideolojisi olmayan bir yazar. Fakat bu, hayata ve insanlara ait bir felsefesi olmadigi anlamina gelmez. Hatta hiçbir ideolojiye ve dine angaje olmadigi için, Sait Faik’in daha zor bir isi basardigi bile söylenebilir. Isin kolayina kaçmak!... Öyle mi!... Bence isin kolayina kaçanlar, 20 yasinda ögrendikleri içi bos sloganlari “hakikat” sanip, bir ömür boyu bunlari papagan gibi tekrarlayanlardir.

** “Lavanta Kokulu Haziran” – Suna A. KELESOGLU : Yaziyi okurken lavantanin kendisini ve kokusunu çok merak ettim ve bu yüzden kendimi yaziya bir türlü veremedim. Dergideki yazilari sayfa sirasina göre okumadim. Bu, okudugum sondan bir önceki yaziydi ve kafam feci halde yorulmustu. Sanirim bu yorgunlugun da payi var yaziya kendimi veremeyisimde.

** “Sira On’da” – Ilker COSKUN : Grafik tasarimcilarini alakadar eden bu yazida dikkatimi, ilk cümledeki “bienal” kelimesi çekti. Valla ister ayiplayin, ister yuhalayin, isterseniz tutup camdan asagi atin beni. Ben bu kelimenin ne anlama geldigini BIL-MI-YO-RUM. Sözlüge de bakmadim, internetten de arastirmis degilim. Sanki, bu sözcügün ne anlama geldigini yazan bir bilginin açik penceremden içeri dogru süzülerek çalisma masamin üzerine konmasini istiyorum. Ne tembel, ne hayalci bir arastirmaciyim ben ya rebbim!... (Buradaki “reb”, bildigimiz “rab”bin daha samimi ifade edilmis biçimidir, Seda Demirel’in “reb”biyle bir ilgisi bulunmamaktadir.)

** “Taç Yaprakli Gelincikler” – Elif ESER : Bu öyküyü, dergiyi satin aldigim günlerde okumustum. Hatta benden önce esim okumustu ve bana “sadece Leyla Hanim’in yazisi degil, bu da oldukça gerçekçi ve ilginç, bunu da oku” demisti. (Yoksa benden bosanmaya niyeti var da, yaziyi bir tür uyari olsun diye mi söyledi, tam anlayamadim...) Okudum, yazar dul kadinlarin dramini pek güzel anlatmis, yani öyle saniyorum. Elif Hanim’in KM’deki diger yazilarini da okumayi gündemime almistim. Fakat, ben sahaya tas atarken, nasil olduysa ve sahada ne isi varsa, onun kafasina da isabet kaydettim ve böylece diger yazilarini okuma planim gündemimden kendiliginden çikiverdi.

** “Besiktasli Bir Ortaokul Ögrencisi Sultanahmet’te” – Nuri MERZI : Dergide okudugum son yazi. Ohhh... Agriyan basim dinlendi valla. Eline saglik hocam!... Iyi ki bu yaziyi en sona birakmisim. Hani, tatli yemegin sonunda yenir ya... Agizda sadece tatlinin “tadi” kalir ve sanki sadece tatli yenilmis gibi yalanci bir his kaplar insani... Olsun, banane... Sükür bitti dergideki yazilar... Reklamina, bulmacasina kadar eseleyip durdum dergiyi... Acaba kaç KM’ci derginin bu sayisini benim kadar okumustur, merak etmekteyim. Darisi 4. sayinin basina...

** “Yedi 7’lik” – Ahmet SESEN : Basligin aksine “dört dörtlük” bir yazi... Su sitede basimi polemikten kaldirip agiz tadiyla yazilariniza gömülemedim ya, en çok ona yaniyorum. Ona buna dalasarak ve sanki pek bir sey varmis gibi yorum köselerinde saatlerimi tüketerek, gerçekten okunmaya deger yazarlari iskaladigim için kendimi enayi gibi hissediyorum. Neyse, yazilari okumak ücretli olmayacagina göre ve hazir polemikten kurtarmisken kendimi, bugünden sonra neden olmasin diyorum. Ha bir de size “eniste” yerine “abi” diye hitap etmek geliyor içimden. Sanki eniste hitabini sadece baldizlar söylermis gibi bir his var içimde. Ben de baldiz olamayacagima göre...

** “Fala Inanmadim, Falsiz Kalmadim Ve Mutlulugu Buldum” – Dogan SOVUKSU : Ne anlatacaksa oldugu gibi anlatan, okuru yormayan ve okura bulmaca çözdürmeyen öykücüleri seviyorum. Bu öyküyü okurken hiç yorulmadim, hatta dinlendigimi bile söyleyebilirim. Gayet hos ve eglenceliydi. Tebrikler So(v)uksu...

** “Mimarca-Konutlar” – Rana Aslanbay AYDIN : Yazinizi “acaba nasil bir ev alsam” diye hayaller kurarak okudum. Yazi bitti, elim cebime gitti ve yüzüme bir sürahi dolusu soguk su dökülmüsçesine aninda kendime geldim. Bu kafayla ev sahibi olamayacagimi bir kez daha anladim ve ev alma hayallerimi dünyaya üçüncü gelisime erteledim. Çünkü, çok iyi biliyorum bir hatayi “iki kere” üst üste yapmak, huyumdur benim. Dünyaya yeniden gelsem yine “ayni ben” olurum, yani ev sahibi olamayacak kadar beceriksiz. Ama üçüncü gelisimde belki degisen bir seyler olur. Umudumu yitirmis degilim.

Benim asla gerçeklesmeyecek ham hayallerimi bir yana atin. Yazi gerçekten okunmasi gereken bir muhtevaya sahip. Ilgiyle okudum. Sadece son paragrafi bile basli basina bir “teze” bedel. “Çevre” duyarliligindan yalitilmis “konut” sevdasinin ülkemizde vardigi noktayi pek güzel anlatiyor bu yazi. Tebrik ediyorum. (Hani, ben de pek güzel özetledim koskoca yaziyi. Bir tebrik de kendime.)

** “Postaci” – Nihat ÇAPAR : Yaziyi “biçimsel açidan” çok begendim. Içerigi hakkinda yüksek sesle itiraz edecegim birkaç husus var ama simdi bunlari burada yazip agzimin tadini bozmaya ve yeni bir polemik kapisi açmaya hiç niyetim yok.

** “Üç Günlük Prag Seyahatim” – Dilara ERDEM : Sayenizde Prag’i görmüs kadar oldum, sag olun. Çok canli bir anlatiminiz var, tebrik ederim. Ya ben bir de Budapeste’yi merak eder dururum. Size zahmet olacak en yakin zamanda oraya da gidiverseniz ve izlenimlerinizi Kahve Molasi dergisinde yayinlasaniz nasil olur? Daha baska yerler de var ama sizi fazla rahatsiz etmek istemiyorum. Bos bir zamaniniz olursa Sidney’e, Pekin’e, Yeni Delhi’ye (eskisine degil, yanlis olmasin), Togo’ya ve Ulan-Bator’a da ugrar misiniz? Tabi izlenimlerinizi KM okurlariyla paylasmak sartiyla...

Bu arada yazmadan edemeyecegim Dilara Hanim. Hem adiniz, hem de soyadiniz benim için çok anlamli. Her ikisi de, çok yakinimda bulunan iki insanin birinci isimleri çünkü. Ankarali oldugunuzu da ögrendim. Kendimi burada pek bir yalniz hissediyordum, rahat bir nefes aldim.

** “Çiglik Öykülü Kadinlar, Emel” – Leyla AYYILDIZ : Kahve Molasi dergisinin 3. sayisini sadece bu öykü var diye satin almistim. Çünkü dergiyi satin aldigim günlerde, feci halde çigliklara duyarli günler yasiyordum ve yeni bir çiglik görünce cebimdeki delige aldirmadan 7,5 YTL’yi kasiyerin önüne sayivermistim. Bu yazi ve sayin yazarin diger yazilari hakkindaki düsüncelerimi, kendisine pek çok kez ilettigim için burada yeniden tekrar etmek istemem. Leyla Ayyildiz, kalemsiz/klavyesiz birakilmamasi gereken bir “yazar” ve yazilarindan anladigim kadariyla “duygu” yönü hayli gelismis degerli bir “insan”. Tekmesi pek nazik olmasa da, kendisine kirginligim, gücenikligim asla yoktur, bilmesini isterim.

** “Özel ve Güzel, Limon Kafe” – Rana Aslanbay AYDIN : Abla sen Limon Kafe’nin ortagi ya da acentesi misin? Fena halde reklam kokuyor yaziniz. “A, efendi oglum, ne reklam kokmasi, bastan ayaga reklam o ayol” mu dediniz? Pardon, ben yanlis gelmisim, o zaman.

** “Oynamak” – Sedat TUVAR : Tadini alamadim bu öykünün. Yeniden okuma sabrini da gösteremedim. Hem daha bitmemis galiba... Devamini okuyalim da, belki o zaman iyi-kötü bir seyler yazarim.

** “Muhtesem Kahraman Yüzbasi Mustafa Ertugrul Aker” – Nadya ALPKONLAR : Bir kitabin yazim serüvenine iliskin detaylar... Okunacak bir kitap daha çikti, iyi mi? Randevu defterime bakmam lazim. Ekim’in üçüncü haftasi epey bos vaktim var. Mustafa Ertugrul’u oraya alacagim. (Nadya Abla, insaallah ucuz bir kitaptir. 5’ten yukariysa eger 5 kere düsünmem lazim.)

** “Prospektüs-Metabolik Sendrom III” – Seda DEMIREL : Seda Hanim’in bu yazisini ve KM sitesindeki 55 yazisini okumus; intibalarimi içeren hayli genis bir degerlendirme yazisi da yazmistim. Yazimi, bugün yayinlanacagini düsündügüm yazisinin yorum kösesine yapistiracaktim. Fakat, su an üzülerek gördüm ki, bugün herhangi bir yazisi yayinlanmamis. Böylece 9 sayfayi tutan emegim simdilik elimde kaldi. Haftaya yazisi yayinlanirsa mutlu olurum, yazdigim degerlendirme yazisini yorum kösesine yapistiririm o vakit.

** “Günes Bugün Çok Soguk” – Sabiha RANA : Ablacim!... Simdi günesin sicakligini, soguklugunu bos ver de bana bir kulak ver hele!... KM’de yayinlanan tüm yazilarini okumak ve aklimin yettigince yorumcuklar yapip, yayinlanan son yazinizin yorum kösecigine yapistirmak istiyorum. (Seda Demirel’e yaptigim gibi.) Fakat, klavyesine sahip çikabilen akli basinda biri degilim. Hiç istemedigim halde kalbinizi kirarim, yeni bir düsman kazanirim diye korkuyorum. Kendini “müzmin okur” sanan birinin yazilarinizla “tatli tatli oyalanmasi” hosunuza mi gider, yoksa caninizi mi sikar? Lütfen bilgilendirin beni... Bu köseye yazabilirsiniz cevabinizi, editör yabancimiz degil ne de olsa... Küfür olmadikça silmez... Ablacim, yalniz iyi düsünün. Pek hesapsiz yazarim, ona göre...

** “Burasi Cheratte” – Aysenur GÜVEN : Cheratte’nin nasil bir yer oldugunu ve orada kimlerin yasadigini ögrendim. Hatta ben üsenmedim atlasa bile baktim. Gözümü bozmak pahasina Belçika’nin dört bir yanini taradim ama Cheratte’yi bulamadim. Zaten küçük bir ülke. Nereye gider Cheratte bilmem ki! Içime bir süphe düsmedi degil, yazar acaba kafasindan uydurdugu bir yeri mi anlatiyor diye. Yani, pekala uyduruk bir yer olabilir. Dergideki fotograflar da pekala fotomontaj olabilir. Meuse diye bir nehir de yok valla billa. Sadece Schelde diye bir nehir. O da bizim Göksu’nun çeyregi bile etmez... Aysenur Hanim!... Lütfen olmayan yerleri ve olmayan yerlerdeki olmayan insanlarin olmayan sorunlarini yazmaktan ve benimle eglenmekten vazgeçin. Cidden ayip oluyor!...

Yazar, -artik kesinlikle eminim- olmayan Cheratte’yi sadece tanitmakla kalmamis, orada yasadigini hayal ettigi Türklerin kimlik sorununa ve özellikle ikinci, üçüncü kusagin sorununa da deginmis. Simdi müsadenizle ben biraz sahaf malumatfuruslugu yapmak istiyorum. Ey KM’ciler!... Eger, yurtdisinda yasayan ama gerçekten yasayan Türklerin sorunlari üzerine iyi iki kitap okumak istiyorsaniz Zeynep Balcilar’in “Yine Bir Gülnihal” isimli öykü kitabini ve Renan Demirkan’in “Üç Sekerli Demli Çay” isimli romanini tavsiye edecegim. Süphesiz, bu iki kitaptan daha iyi kitaplar da vardir. Fakat efendim, ben sadece bu ikisini okudum, okumadiklarimi hakikaten iyi bile olsalar size tavsiye edemem ki...

** “Mancinik-Seksim Geldi, Nerde Benim Koçum?” – Tuba ÇIÇEK : Su dergide kafama uyan yegane yazi iste bu. Bu kadar terbiyesiz(!) ve müstehcen(!) bir yazi nasil olmus da dergiye sizmis anlayamadim. Tüm zerreciklerimle güldüm. (Bu cümlenin sonundaki noktayi virgül yapmayi, ayrica “serefsizim” sözcügünü eklemeyi ve cümleyi bu haliyle noktalayip uzaklara kaçmayi düsünmedim degil, ama nedense pek “avam agzi” olur diye son kelimeyi yeniçerilerime bogdurdum. Dedikodumu yapanlarin eline bir koz daha vermek istemiyorum çünkü. Zaten sitenin seviyesini düsürdügüm söyleniyor. Bilmiyorum, sanmayin... Söylemeden geçemeyecegim, seviye denen sayginlik kriteri, kullanilan kelimeye bagliysa, bu sitede bissürü basarili ama seviyesiz yazar var...)

** “Edebiyat Ne Ise Yarar?” – Tan DOGAN : Bu soru yillardir benim de kafami kurcalar durur. Tan Bey, herhalde cevabini bulmus olmali ki, oturup dergiye yazivermis dedim ve yazisini bir çirpida okudum. Ne ögrendim? Ögrendigim su: Sorudaki anahtar kelime “edebiyat” degil “yarar”... Bütün dügüm oradaymis megerse... Yani, edebiyatin ne oldugunun degil, yararin ne oldugunun öncelikle açikliga kavusturulmasi gerekiyor. Bu yaklasim hiç aklima gelmemisti inanin. Akil akildan üstündür derler ya, hakikaten öyle valla... Tan Bey’i bir kez daha yürekten kutlarim. Felsefe ve edebiyati bu kadar güzel bulusturan baska bir yazi okudugumu da hatirlamiyorum dogrusu. Çok degerli ve önemli bir yazi. Manik halim geçtikten sonra –henüz geçmedi sevgili Rebeka ve Seda, bilesiniz- yeniden okuyacagim.

** “Görsele Açilan Pencereden-Bak! Gör! Yaz!” – Serpil YILDIZ : Su sevimli ihtiyar amcanin yer aldigi fotograf bana neyi çagristirdi bilir misiniz? Seda Demirel’in “Acil Kapisi-Tövbe” öyküsündeki yasli amcayi... O muzip surat, o tatli bakis, o yerinde duramayan gençlik özlemi... Kulagimi fotografa iyice yaklastiriyorum ve dedenin usulca “Nenen gençken esasli gariydi, goparir galdirirdi deste dolusu odunu bir çirpida vuruverirdi beline. Artik nerdee... “ dedigini duyar gibi oluyorum...

** “Kütüphane-John Fowles(1926)” – Ebru KARGIN : John Fowles’i tanitan bu yaziyi büyük bir ilgi ile okudum. Kitaplara yabanci bir insan degilim. Yerli ve yabanci yazarlarin hiç degilse isimlerini bilirim. Fakat, ne yalan söyleyeyim, Fowles adiyla ilk kez bu yazida karsilastim. Epey bir kitabi da Türkçe’ye çevrilmis. Nasil olmus da simdiye kadar hiç fark etmemisim, anlayamadim. Fowles’in Türkçe’ye çevrilmis 9 kitabi hakkinda ayrintili bilgi vermis yazar. Yani, demeye getiriyor ki, Fowles’i tanidim deyip hemen arazi olmayin, su su kitaplari var adamcagizin, hiç degilse birini alip okuyun. Tamam Ebru Abla. Kizma lütfen. Söz veriyorum, en az birini okuyacagim. Fakat hangisini okumaliyim, ona karar veremedim. Keske, her kitabin altina sayfa sayisini ve fiyatini da eklestirseydiniz. Yaziniz -sadece bu yönüyle- eksik kalmis.

** “Boslukta Bir Umut” – Fatma Toprak GÖK : Sayin yazar kusura bakmasin ama, ben Murat’in derdini anlamadim. Niye gitti, nereye gitti, ne diye öldü?... Adamcagizi henüz tanimaya basladim ki birden soguk cesediyle karsilastim. Sasakaldim hani. Murat da uygun bir isim degil ayrica. Bu yaziya Niyazi yakisir ancak. Yaziyi bir kez daha okuma istegi duymadim. Çünkü feci halde basim agriyor. Çok da yorgunum. Bagislayin beni.

** “Cani Sikilanlara Alternatif Eglencelikler, Dagcilik” – Betül AYHAN : Kalsin... Canim sikilmadigindan degil, yani ben pek sevmem böyle aktiflik ayaklarini... Valla alirim elime bir kitap, koltuguma kurulurum, sessiz-sedasiz sayfalar arasinda geçiriveririm saatlerimi... Kitap iyiyse can sikintim da geçer, degilse daha önce okuyup da çok begendigim baska bir kitap alirim elime... Ne isim var dagda, bayirda... Çoban miyim ben?...

** “Gizemli Yollar” – Nurettin ÖZDEMIR : Tarottan marottan anlamam ben. Söyle bir bakip geçtim. Hepsini okumadim. Bir yerde “kabbala” diye bir sözcük gördüm. Bu tür “ezoterik” sözcüklere epeyce gicik oldugum için, hizla burç sayfasina attim kendimi. Fakat, kadere bakin ki, orasini da Nurettin Bey hazirlamis...

** “Yildiziniz Kipir Kipir Ya Siz” – Nurettin ÖZDEMIR : Sadece kendi burcumu okudum. Boga burcuydum, hatirlayaniniz var mi ey ahali? Haziran ayinin müthis sekilde sicacik iliski ve duygulari beraberinde getirecegini yaziyor. Hakikaten öyle oldu. O kadar sicacik iliski ve duygulari beraberinde getirdi ki, aklima basima almamis olsam, simdi bosanmis ve ne yapacagini bilmez halde dolaniyor olacaktim. Burcun yazdiklarina bakar misiniz: “Kendinize güvenlerinizin doruklarda olacaklari bu ay içerisinde gerçeklestirmek istediginiz en kutsal dileginize sarilin, rüyalarinizin her an gerçek olabileceklerini asla unutmadan...” Yani ben bu dergiyi Haziran ayinda satin almis ve bu burç kösesini okumus olsam, simdi “çamasir yikayan sultanlar makami”nda olacaktim. Hani “ah bu sarkilarin gözü kör olsun” diye bir sarki var ya... Artik bir de “ah bu burçlarin gözü kör olsun” demek lazim...

** “Bulmaca” – Ahmet SESEN-Cüneyt GÖKSU : Soldan saga sorulari gayet akici ve “garip” görünümlü idi, lakin yukariya asagiya sorulari karmasik ve feci halde “ikinci yeni” kokuyordu. (Ben iyice “siyirdim” galiba, hizimi alamayip, bulmacayi bile tenkite kalkmisim. Ne olacak benim bu halim ey KM’ciler!... Ses verin, duyayim sizi...)

Dergide fotograflar, gizli-açik reklamlar, bir adet karikatür ve siirler de var. Fotograflardan pek anlamam. Sadece bakip geçerim... Yine öyle yaptim... Reklamlar da pek ilgimi çekmedi. Karikatürde yasalara aykiri bir durum fark ettim. Balik fiyatlarinin hem TL, hem de YTL olarak yazilmasi gerekliydi, tek fiyat yazilmis. Unakitan görmesin!.. Siirlere gelince... Izin verirseniz, biraz siirler hakkinda ukalalik yapmak istiyorum:

** “Siyahina Yazilmis Ask” - Gülcan TALAY : Ilk kita çok güzeldi. Kitalar arttikça siir siirligini kaybetti ve son kitada dibe vurdu. Son misrayi okuduktan sonra içimden bir türkü çigirmak geldi. (Bu yorumu yazdiktan sonra Gülcan Talay’in kaza geçirdigini yorumlarda okudum. Kendisine geçmis olsun diyorum.)

** “Hiçbir Aksami Yüregimin Vakit Aglamak Üzeri” - Mehmet GÜNES : Adina aldanip daldim siirin içine... Adi gibi kafa zonklatici bir siir okuyacagim diye düsündüm. Karsima çikan “maskeli bir öykü” idi...

** “Gazoz” - Ömer Faruk NAIBOGLU : Can Baba’ya ithaf edildigi kadar var hani... Daha ilk kitada gazoz ve sidik arasindaki kurulan ironik baga sapka çikartmak sart oldu. Okuru dövmeyen bir siir yazmissiniz. Bazi sairler, beceriksizliklerini ört-bas etmek için misra aralarinda okuru dövmeye kalkarlar, hatta bagirir çagirirlar. Ömer Bey, beni hiç dövmedi siirini okurken. Tesekkür ederim kendisine.

** “Has” - Sedef ÖZKAN : Yani bu, “benden baska herkes niye böyle duygusuz, niye herkes hayvan gibi” sair tavrindan artik bana gina geldi. Bazen bu duygu hastaligi bana da bulasir, o an kendimden nefret ederim. Çok feci bir hastaliktir, özellikle 20’li yaslarda esir almadigi kimse yoktur. Sonra, o kisi de, geçim derdinin içine düser ve hastalik kendiliginden kaybolur. Çünkü, “o” da, artik herkes gibi hayvanlasmistir ve satacagi bir duygu kalmamistir.

** “Anladim” - Turan BOZKURT : Eh iste’lik bir siir... “Sengeldin, dalginligima çarptin”, “Yok mudur daglarima hükmü geçen bir sehrazad?” hosuma giden iki misra...

** “Daggülü’ne Mektup” - Ugur ERDOGAN : Siiri kaziyinca alttan öykünün çiktigini görüyor ve “iyi ki okumasini bilen bir adamim, yoksa siir sanip öykü okuyacaktim” diyorum.

** “Affettim Seni...” - Vahan ISAOGLU : Niyeyse sevdim. Kisa oldugu için beni fazla ugrastirmadi ya, ondan da olabilir.

** “Bizi Çagiriyorlar” - Yasemin DUMAN : Pek begenmedim. Çok siradandi...

** “Kirik Kalpler Sokaginda Serenat” - Zeki YILDIRIM : Bana hitap etmedi.

*******************

Böylece, dergiyi bastan ayaga kadar “taramis” oldum. Simdi sira “en”leri seçmeye geldi. Su is de bitsin, gidip uyuyacagim. Çok yoruldum inanin.

** En güzel siir : “Gazoz” – Ömer Faruk NAIBOGLU.

** En güzel öykü : “Ondördüncü” – Tarkan IKIZLER.

** En eglendirici yazi : “Mancinik-Seksim Geldi, Nerde Benim Koçum?” – Tuba ÇIÇEK.

** En faydali yazi : “Edebiyat Ne Ise Yarar?” – Tan DOGAN.

En kötüleri de seçecektim ama polemik yapmayacagima söz verdigim aklima geldi ve hemen vazgeçtim.

*******************

Simdi sayin editör, 4. sayinizi satin aldiktan sonra yazacagim yorumcuklari, buraya “zirt” deyip geçeyim mi, yoksa yayinlansin diye size mi göndereyim? E, hadi ama, lütfen siz de oturdugunuz yerden kalkin ve söyle bir genlesin artik... Ha daha sonra odanizda birkaç adim mi atarsiniz, yoksa disari çikip yürüyüs mü yaparsiniz, o size kalmis... Yalniz havalar sogumaya basladi, disari çikacaksaniz kalin giyinin derim. “Zirt” deyip geçmek için sitenize ugrarken, hastalandiginizi da okumus ve çok üzülmüstüm. PSV maçindan sonra iyilestiginizi biliyorum ama ben yine de “geçmis olsun” diyeyim... Kal saglicakla...



Nihat ÇAPAR / 10.05.2005 09:20:32
çagriyi duyan herkes çikmis bir adim öne.

emegi gecen tüm kahveciler;

elinize saglik..

sevgiyle


Gülcan Talay / 27.04.2005 17:21:15
Editör harika, yazanlar harika olunca, bir de iyi bir dizgici olunca birlikte yol alan, ortaya böyle HARIKA bir DERGI çikiyor demek ki. Daha önce de siirlerimin yayinlandigi dergiler olmustu. Hiç birinde KMD kadar heyecanlanmadim.


Edicim, bir adim öne çikmamiz için arkamizdan var gücünle itekledigin, karsiliksiz güzelliklere sörf yaptigin için, tüm kusurlarimiza ragmen genis yüregin ve babacanliginla durumlari kontrol altina alip, bizi kucakladigin için.... ve daha bir çok sey için tesekkülerimi sunuyorum.

Tüm yazar dostlarima da, yüreklerinde isiklari beyaz sayfalara döküp, degme profesyonele tas çikarttiklari için tesekkür ederek tebriklerimi sunuyorum.

KM' ye 08/2003 tarihinde ilk geldigimde ve 01/2004 tarihinde ilk kez yazmaya basladigimda, bugün geriye bakip katettigimiz yollarin varolabilecegini, bunca farkli insanin daha birbirlerini görmeden çikarsiz dostluklar kurabilecegini asla tahmin edemezdim. Yasayarak deneyimlemis olmaktan ve bu büyük halka içinde bir halkasik olmaktan gurur duyuyorum.

Iyi ki varsiniz.... Ne diyim daha. Sözler kifayetsiz, gönller hepten bir.

Sevgi ve saygilarimla... Kucak dolusu.



temmuzz / 19.04.2005 11:15:14
edi abim sormus : yorum yazmak istermisin? diye. eee dedim tiklayayim yazayim bir seyler okusunlar benimde yorumumu neyimi. iyi de neyi yoracam bilmiyorum kardesim dergimi var elimizdeki yorum yazayim.. iste böyle "katib arz_u halim yaz yare böyle" hepinize , emekleriniz için tesekkür ederim kendi adima...

(zeycan) Elif Eser / 18.04.2005 15:52:57
Henüz tamamini okuyamadim. Okuduklarim ise, müthis güzeldi. Hele Mehtap'in röportajina, Soner Olgun'un degisimle, müzikle ilgili görüslerine bayildim.

Dogumgünü gecesi ise, ayrica çok güzeldi. Çok özel dostluklarin kuruldugu yepyeni bir ailem daha var benim :)

Dergi'nin kurucusundan, yayincisina, yazarindan çizerine, dagitim için kosturan gönül dostu arkadaslarin tekmili birden hepsine en kocaman Sevgilerimi, Saygilarimi gönderiyorum....

Mutluluklar gönlünüzce olsun...


halparslan / 18.04.2005 15:28:17
dergi bene de sis KM nin dogum gününü kutlarkene geldi. Çok güsel olmus.Müttissss.Bayildim da kendi kendime anca ayildim.Sözcükleri ustalikla kulanan amatörleri (Profesyönel amatörler).Kutlarim sizleri.Mesela ben de çismisim biseyler.Valla ne diyim anaciiim müttiss çisiyorum ben ya ben ben:))) Bir de derginin arka kapak içindeki Deniz sirketine ait reklamin fotografina bayildim yawww ne güsel çekmisler surlarin dibibinde.müttisss.prafooooo.

Nurettin Özdemir / 16.04.2005 17:01:34
Leyla var ya, sen vallahi bir tanesin yaa !! Yani böylesine ortaklasa bir çalismanin ardindan herbir yazara iltifatlar dökerek üsenmeden motivasyonlar asilayan baska kim var bu alemde söyle bana, lütfen yani... Can-i gönülden tesekkürlerimi sunuyorum bende sana. Ikinci sayi mayis basinda elime geçecek, simdilik yorum okuyoz ve bagdas kurduk bekliyoz :))) Gelecek sayilarda da KMDergisi ekibi olarak basarilarimizin devamli olmalarindan baska ne dileyebilir ki insan degilmi.. Allah nazardan korusun. Sevgilerle.

arpia / 15.04.2005 14:49:36
yaaaaaaa..... hala edinemedim dergileri... okuyan biri özetini anlatsin bari:). iyi olduguna süphem yok. emegi olan herkesin beynine yüregine emegine saglik. sevgiler.....

Leyla Ayyildiz / 14.04.2005 16:31:08

Nurettin ÖZDEMIR: Sihirli sayim 5'mis :) Bi dolu dikkat edecegim sey olacak, unutmasam bari. Tesekkürlerr...

Dogan SOVUKSU: Tesekkür ederim.

Cüneyt GÖKSU, Serpil YILDIZ: Küba için yeniden tesekkürler.....


Leyla Ayyildiz / 13.04.2005 22:37:51
Hep içimde bir eksiklik var. Ben Aysenur'umu unutmusum ya :(

Aysenur'cum harikasin!.... Iyi ki yollarimiz kesismis. Çok güzel bir yaziydi yaziydi yine.


Leyla Ayyildiz / 13.04.2005 21:17:34

Yine geldim, Rebeka hizinda okudum her seyi :)

Gülndam Z. OGUZ: Inanmiyorum! Sen ne yaptin böyle? Güzel fotograflarina alismistik ta, yazilarindan daha bu tadi almamistik. Demek ki, uzun soluklu seyler yazmalisin. Hikaye çok güzeldi, kurgu müthis, heyecan dorukta, betimlemeler harika. tek bir cümlede daginiklik yok. her sey derli toplu. Harika!

Zeki YILDIRIM: Inanmadim önce, demek Sümerler. Demek bu kadar ha!... Bir de adimiz geçmis Seda ile, nasil onur duydum, bilseniz. Tesekkür ediyorum.

Sedat TÜVAR : Müthis bir sondu. Çok naifti. her satiri öyleyd, en basindan. Unutulmayacaklardan oldu. Tebrik ediyorum.

GülcaN TALAY: Özellikle 'Istanbul Özlemi' çok güzeldi.

Suna KELESOGLU: Mis gibi kirk yil hatirlik bir yazi olmus.

Ebru KARGIN: yine dolu doluydu.

Seyfullah ÇALISKAN: Tesekkürler üstat.

Merih GÜNAY: Panoya da yazdigim gibi çok güzeldi. Tesekkürler size. Sizi aramizda daha çok görmek üzere.

Nesrin ÖZYAYCI: Tesekkürler.

(unuttugum varsa affola)

Bu sayi müthisti arkadaslar. Sevgiler hepinize.



Leyla Ayyildiz / 13.04.2005 19:02:35


Ikinci sayinin ilk yorumu da bana kismet oldu. Sobe!

Dergim hala, okudugum bölümlerle ilgili yazacagim:

Sedef ÖZKAN: Harikasin!!! Bayildim, yazina...
Okudugum en güzel 'iletisimsizlik' yazisiydi.

Seda DEMIREL: Ask, asik olununca yazilabiliyormus, bunu anladim. Çok güzel yazmissin.

Nadya ALPKONLAR: Ne güzel bir kucaklamaydi, Dinler Bahçesini görmüs kadar oldum.

Elif ESER: Sen bir hainsin!!! Aglattin beni!'Kapilar ardinda kaybolmaktan yorgun Lal...' ile baslayan o sonlardaki paragrafa ise vuruldum. Gözyaslarim orada hiçkirik oldu. (Bir kapiyi daha mühürledim)

Mehtap AKDENIZ: sanirim 'röportaj' konusunda çigir açacaksin, hiç bu kadar ruhun da karistigi, bir röportaj okumamistim.

Serpil YILDIZ: demek, o fotografin öyküsü öyleydi. Nasil fark edemedik sepet yapildigini.

Nihat ÇAPAR: Sana ne diyebilirim ki, bir kez daha aglatanlardan oldun. Bir kez daha tüylerim diken diken okudum.

Dilek A.Bishku: Tesekkürler.

Aysen Teksen KAPKIN: Tesekkürlerr...

Enistecim: Kavun tadindaydi.

Tuba ÇIÇEK: Allah iyiligini versin :) içindeki çocugu yiyim, ben de.

Rana Aslanbay AYDIN: Tesekkürler meslektasim. Fotograflar da öyle güzeldi ki.

Betül AYHAN: Hem bilgilendim, hem keyifle okudum.

(daha bitmedi, bitirdigimde yine yazacagim)

Sagol Cem. Harikasin!





Seda Demirel / 4.04.2005 22:08:06
:) edicim...
sayende...
çok ama çok tesekkür ederim.


temmuzz / 4.04.2005 12:05:14
a-a-a- burayi simdi kesfettim. dergi için birseyler yaziliyor ne güzel... ben dergime geç kavusanlardanim. evire çevire, sindire sindire okuyup kütüphanemin bas kösesine yerlestirdim. bulabildigim uyazar arkadaslarima da imzalattim. iyi etmisim degil mi? edicim bidenecim.. fikrine, gönlüne ve bu yolda sana eslik edip destekleyenlere saglik diyorum..rast gele !
gülseren


Müfit Semih Baylan / 22.03.2005 18:02:55
Dergi çok iyi ve çok hos. Buradaki tüm arkadaslar ayni seyi söylüyor. Gelecek sayilarda abone sayisi da artacak böyle gidisle. Ne güzel. Bu arada sevgili editörüm size bir kaç tane daha Arçelik fikrasi anlatabilirim. Yeni derledim bunlari. Sevgiler Müfit

Editör / 21.03.2005 11:08:27
Sevgili Songül, bana adresini bildir hemen göndereyim. Yalniz adresini buraya degil benim mail adresime yolla lütfen. editor@kahvemolasi.com

arpia / 20.03.2005 20:54:00
ya meraktan ölüyorum... abone olma sansim yok ve van veya bitliste bulamiyorum satin almak için. sevgili edi yardimini esirgeme lütfen.......gerçekten merak ediyorum.
songül kaya


Aysenur Güven yada kisaca Aysenurmustu / 13.03.2005 23:10:16
Bir aksam is dönüsü posta kutumda esmer bir zarf buldugumda yasadigim heyecani tanimlamama imkân yok...
Esim geçenlerde yüzüme gülerek bakti ve sordu "farkinda misin? ikide bir dergini kokluyorsun..."
Sadece koklamiyorum, dokunuyorum, (oksuyorum desem adim hepten kaçiga çikacak demiyorum) ucun ucun okuyorum bitmesin diye. Herkes gözüme ne kadar güzel görünüyor. Bir tek kendime bakmiyorum. Bin kusur bulacagimi bildigim için tanimamazliktan geliyorum...
Dergiyi üç boyutlu yapmis ve yapacak herkese, tüm çabalariniz için tesekkür ederim. Hepiniz çok güzel ve özel insanlarsiniz.
Belçika'dan kucak dolusu sevgiler...
Aysenur G


Arap / 4.03.2005 22:37:25
Benim derdim cok buyuk cok...:-(((( Es dost, konu komsu velhasil herbirkesler edindi guzelim dergimi de bir ben edinemedim...:-((( Arabistan'a gelmez mi bu abonet elemani Edicigim?......:-)))))) Hele bir de "okuduk, titredik, bayildik, emek, ter, kagit, hayat kokuyor diye diye bitiremeyenler yok mu, iste insan en cok onlari kiskaniyor. Neyse bir iki aya kadar ben de kavusacagim sevgili Kahve Molasi Dergisi'ne. Dergimize.

itiraf edeyim Edi dergi isine soyundugunda "hadi beaa.. alcaktan at kuslar da yesin" dedim di. simdi sevgili Editorumuz Edimiz Cem Ozbatur'un ellerinden opmek istiyorum. Ve kutlamak. onun nezdinde emegi gecen, ozellikle de hazirlik, basim, yayin, reklam, dagitim ... gibi angaryalari ustlenen dostlara yurekten tesekkur ediyorum.

Cok yasasin dergimiz..

Sevgi ve dostluk gonderiyorum tum Kahve Molasi dostlarina...
Beyhan Duffey Cidde/ Suudi Arabistan


Fulya Tugyan / 4.03.2005 15:54:13
Merhaba Cem,

Dergi dün elime gecti ve cok heyecanlandim. Uzun zamandir mektuplastigim bir dostumu birden karsimda görmüs gibi hissettim kendimi. Halbuki bugüne kadar size hic yazi göndermedim ama kahve molasini her gün okudum, arkadaslarima tavsiye ettim, yazilarin kritigini yaptim, kimi yazilara cok güldüm, kimisine agladim.
Yani her gün mail kutuma gelen sadik bir dost benim icin kahve molasi. Dergiye de ihanet etmek olmazdi. Elinize ve yüreginize saglik! Abone olurken öncelikle emegine ve cesaretine duydugum saygidan dolayi abone olmustum yani ne cikacagi önemli degildi acikcasi. Ama simdi hic hayal kirikligina ugramadigimi söylemeliyim. Ortaya gercekten keyifle okunacak bir dergi cikmis, tebrikler:

Benim de söylemek istediklerim var ama kelimeleri bir türlü anlamli bir sekilde bir araya getiremiyorum! Ama zaman zaman deniyorum, basardigim an kahve molasina gönderecegim, söz!

Bir adim daha önce cikabildiginiz icin öncelikle seni ve dergideki tüm yazar arkadaslari kutluyorum.

Sevgiler,

Fulya Tugyan
16.02.2005


zeycan/nam'i diger elif eser ;) / 4.03.2005 12:53:53
o hafta, gözüm hep kapidaydi. geldiginde, ambalajini açip bi süre kagit kokusunu içime çektim. sayfalarini acele etmeden tek tek gözden geçirdim. parmaklarimi gezdirdim kagit üzerinde. Fotograflara baktim. Kendi yazimi ve bigoyrafimi elestirdim. "ne çirkin çikmisim" dedim. orda ben vardim. orda benden öte çok yakinimda hissettigim, beni, benimle paylasanlar vardi. Burasi baska bir yer. Baska bir gezegen gibi. Ve gönlü güzel bütün insanlar burada toplanmis.
Gözlerim doldu, dergiyi siki siki sineme bastirdim. Bizi utandirmadigi için basimi yukari dogru kaldirim O'na sükrettim "Basardik" dedim. "Basardik." Bu kelime bana 2 oldu inanilmaz bir mutluluk veriyor. ilki dergi içindi, ikincisi oyunculugumdu.

Cem inanilmaz güzel bir insan (hali hazirda tanimayanlar için söylüyorum ve abartmiyorum). En basta beni, inaniyorum ki benim gibi çekimser kalan bir çok arkadasimi yüreklendiren "üstesinden geliriz" deyip bayragi elinden birakmayan ve bizi de inandigi dogrultuda hedefe ulastiran Cem'e... ne söylesem azdir...

Emegi geçen, bizi okuyan, yüreklerini ortaya koyan herkese Kocaman Sevgilerimi yolluyorum...


Funda Güven Mavis / 4.03.2005 12:39:32
Derginin elime geçmesini sabirsizlikla beklemistim, elime geçtiginde ise bir solukta okudum. Önüme gelene de tavsiye ediyorum. Sahane bir dergi, keyifli bir dergi, kahve tadinda bir dergi... yok yok bu ne biliyor musunuz, "Kahve Kokulu Bir Kaçamak" :)

Gülendam Z.Oguz / 4.03.2005 10:36:09
O kadar heyecan verici ki..

Kaptan Cem Özbatur'un kurdugu bu gönül oyunu, tam bir takim calismasi ile gerçek oldu.

Derginin formati, kalitesi ve içerigi ile yeni okur, yazar ve özgün kitapevleri ile bulustugunda aldigimiz övgü ve tesvikler heyecanimizin kat sayisini daha da arttiriyor.

Dergimizi alip okuyan yeni dostlara, gönül verip yazan, çizen, paylasan tüm kahvecilere ve basta Editörümüz Cem'e KMD hayirli ugurlu olsun..

Sevgilerle kalin..
Ama tükenmeden Dergi'siz kalmayin.


Leyla Ayyildiz / 4.03.2005 07:17:47
Ilk yorumu ben yazayim.

Ilk elime aldigimda yaklasik 10 dakika titredim. Bebegimizi tutuyor gibiydim.

Yazilari, fotograflari, formati, kurgusu ile benim dahi tahmin edemeyecegim kadar güzel bir dergi ortaya çikmisti.

Sadece dergide otobiyografilerimiz oldugu için, yol arkadaslarimin otobiyografisini oradan okumak ise gerçekten bir ayricalikti.

Hani bir reklam vardi: 'Siz hala almadiniz mi?'... Lütfen alin ve ona dokunun.

Cem'i ve tüm katkisi olanlari tebrik ediyorum.



İsim:
Yorum:
Resimdeki karakterleri aynen yazınız: This Is CAPTCHA Image
 

Yukarı










• Hoşgeldiniz

• Editör'den
• Yazar olmak için
• Reklam vermek    için
• Basında KMD

• İletişim


• FİNCANIN    İÇİNDEKİLER

(1) Ocak-Şubat 05
(2) Mart-Nisan 05
(3) Mayıs-Haziran 05
(4) Tem.-Ağustos 05


• YORUMLAR    GÖRÜŞLER


KAHVE MOLASI
E-GAZETE




Fincan almak ister misiniz?
Uygulama : Cem Özbatur